..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: zeyrek2002
Eser Sıra Numarası: 180216eser07



                                                             CEVAPSIZ SORULAR

            Soru kelimesinin sözlük anlamı; öğrenmek için birine yöneltilen ve yanıt gerektiren sözcük demektir. Çoğu zaman sorularımız aklımızın derinliklerinde geçmesi için hiç yeşil ışık yanmayan kelime israfı olarak kalır ve bir zaman sonra bu durum o kadar alışageldik olur ki soru sormayı unuturuz.

Dört yaşındaki bir çocuk sürekli soru sormak ister; çünkü merak duygusu her sabah güneşle beslenen ağaç gibi tazedir. O ağacı besleyip büyütmek varken biz hep kurutma taraftarı oluruz. Çünkü akıl yormak işimize gelmez, zor gelir. Ezberlediğimiz günlük yaşamın içinde hapsolmak varken kim uğraşmak ister ki tüm bunlarla? Günlük rutinimize devam ederiz. Sorgulamayan bir insanın bir robottan ya da cansız bir varlıktan ne farkı vardır ki? İşte en büyük sorum bu: “Kendisine yüce bir akıl bahşedilen insan neden sorgulamaz da her şeyi olduğu gibi kabul eder?”

Bazı insanların da soruları hiç susmaz, susmayan sorularına her zaman bir cevap arar. Benim de aklımdan böyle sorular geçer durur. En basitinden en ciddisine kadar bitmek bilmezler, beynimde şimşekler çaktırırlar.
             
Kitap okumayı çok severim. Okuyan insanların farklı bir bakış açısı kazandığını ve herkesin kolaylıkla kabul ettiğini çok da kolay kabul edemediklerini düşünüyorum. Çünkü onlar öğrendikleri her neyse onu kabul etmeden beyinlerinin soru süzgecinden geçirmeleri gerekir. Sorgulayan gençlik başarılı ülke demektir. Ancak üzülerek görüyorum ki Türkiye’deki okuma oranı oldukça az. Neden? Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir oranı malum. Bir de kitapların fiyatlarını göz önünde bulunduralım. Evet şikayet etmek kolay; ancak bir şeyleri düzeltmek için bir el de sen koy fikri insanlara zor gelir. Kendimden örnek vermek istiyorum. Bir kitabın ortalama fiyatı yirmi lira civarıdır. Benim haftalık harçlığım da yirmi lira desem, kitaba nasıl para artırabilirim ki? Bazı ülkelerde sırf okuma oranı artsın diye kitap çalmak hırsızlıktan sayılmaz. Herkes kitap çalsın demiyorum tabi ki ama daha çok kitap okunması için buna bir çare bulunamaz mı? Parası olanın daha çok okuması sosyal bir eşitsizlik değil mi?
             
Sosyal eşitsizlik dedim de insanın insana en büyük zulmü olan ayrımcılık geldi aklıma. Yine insanlara kafa yormak zor geldiği için kendisi gibi düşünmeyeni ayırıp bir kenara atar. Giyim, fikir, akım, moda vs. bizden farklıysa neden kabul etmeyiz onu da değere layık bir insan olarak? Bu soruya mantıklı bir cevap bulamıyorum, bulabileceğimi de hiç sanmıyorum. Sadece biliyorum ki ayrımcılık; insanı insana düşürmekten, toplumda derin izler bırakan yaralar açmaktan başka bir işe yaramaz. Neden insanlar yüzyıllardır büyük acılara sebep olan bu saplantılı düşünceyi görmez de yeni acıların yaşanmasına çanak tutar?
             
İnsanlar ayrımcılığa uğramak korkusuyla sorgulamaktan vazgeçer. Bu sefer de kendisini olmadığı, hissetmediği, istemediği biri gibi olmaya zorlar. Başka insanlara özenmeye başlar. Doğal olmak varken neden insan kendini zorlar bu yapmacıklığa?
             
Yine sorgulamaktan korktuğumuz için bize biçilen rolü yaşamaya başlarız. Daha doğduğumuz anda giydirirler bize biçilen kıyafeti. Kızlar pembe, erkekler mavi… Renklerin cinsiyeti mi var ki? Kızlar bebekle, erkekler arabayla oynamak zorundadır. Bir kız arabayla oynuyorsa “Erkek Fatma” olur. Masum gibi görünüyor tüm bunlar ama düşünce yapımızın ne kadar küçükken şekillendiğini düşünün. O çocuk hiçbir zaman sormayacaktır “Neden?” diye, kendi erkek çocuğunu arabayla; kız çocuğunu bebekle oynatacaktır. Çocuğun bu durumu sorgulamasına kendi ebeveynleri gibi o da izin vermeyecektir. Çocuğun sahip olduğu en büyük güç olan hayal gücü elinden alınacak ve çocuk bunun nedenini de bir daha merak etmeyecektir. İlerleyen yaşamında karşılaştığı durumları da sorgulamaması gerektiğini böylece öğrenmiş olacaktır. Oysaki sorgulamak özgürlüktür, başkalarının saplantılı düşüncelerine esir olmamaktır. Küçücük çocukların kanatlarını paslı bir makasla kesmek hangi insanlığa sığar?

        İnsanlar bir ağaç gibidir; sorular da güneş gibi. O güneş hem ağacı olgunlaştırır, hem de aydınlatır. Olgunlaşan ağaç meyve verir ve bu meyvelerden diğer insanlar da faydalanır. Ancak soru sormak kolay değildir. Cesaret, irade ve sabır ister. Şimdi soruyorum size insanı insan yapan nedir?