..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: yoruk1999
Eser Sıra Numarası: 180217eser43



                                                           Ölüme Karşı Ölmek

    "Mutluluk uzun sürmez mutlaka gündeliktir. Ölüme yenik düşen aslında korkuya yeniktir."
Bu dizede anlattığı gibi Atilla İlhan mutluluğun gelip geçici olduğunu ve ölümden korkulmaması gerektiğini söylemektedir. Ancak insan her zaman mutluluk peşinde koşmakta ve ölümden korkarak yaşamın zevkini alamamaktadır. Lakin ben burada insanlığı pek suçlamıyorum, insanın biyolojik yapısı buna engel teşkil ediyor çoğu zaman. Zira yaşam içgüdüsü bizi ölüme karşı koruyor, duyduğumuz öfke ve korku bizi ayakta tutuyor. Yaşamımız için bir anlam yüklüyoruz, böylece hayatımızı bir amaç için yaşadığımıza ve özel kılındığımız bir varlık olduğumuza inanıyoruz. "Kime karşı, neye karşı?" diye sorarken karşımızda ölüm tablosu beliriyor: İnsanlar tarafından resmedilen o kara cellat, rüyalarımıza giren karabasan ya da bazen gerçek hayatta elimize alabileceğimiz tek bir ip, uzunca, kalın bir ip. Tüm sorunların çözüleceğini haykırıyor ve her şeyin bitmesini sağlıyor. "Yaşamdan önce hayatta değilsek, öldükten sonra niçin olalım?" diyerek Arthur Schopenhauer'i analım. Ah, şu an filozof toprağa karışmış ve saprofitler tarafından süzülmüş, emilmiş. Tıpkı geçmişteki ve şimdiki insanlar gibi. Peki gelecek? Gelecekte ne olacak? Ben krematoryumları düşünüyorum. İnsanların yakıldığı ve duman olduğu krematoryumlar. Aniden silindiği, bir daha bedenen herhangi bir parçasının yaşamda kalamayacağı toz bulutları. Oysa gelecek Cesur Yeni Dünya'ya ne kadar çok benzemekte! Bizi uyuşturan somalar hap şeklinde topluma dağıtılmıyor ancak elimizde dünyanın geldiği son nokta var. Telefonlarımız bize eğlenme imkanı veriyor, insanlardan, çevremizden ve hatta ailemizden daha mutlu kılacak şekilde. Aynısını soma da yapıyor, kişiyi tatile çıkarıyor, ne kadar dozda kullanılırsa süresi o kadar uzun oluyor. Ve şimdi sanal gerçeklik gözlüklerimizi takalım. Yeni bir eğlence, tatil, oyun bizi bekliyor. Gerçeklikle algımızı kaybedelim, kim bu acı dünyanın bir parçası olarak hayatını sürdürmek ister ki? Çünkü:

"Ben yaşamdan öğrendim ölmeyi
Kötülükle, yalanla, günahlar içinde yüzerek"

Bu dizede de dediğim gibi, yaşamımız garip bir şekilde sürekli kötülüklerle doludur. Dışarıdan masum görünen insanlar her gün yalan söyleyen insanlardır ve bir de onların hikayelerine, özgeçmişlerine bir bakın, suç işlemeyen kimse yok. Tecavüz, insan öldürme, fuhuş, hırsızlık,... hepsi insan ürünü, insanın elinden çıkma. Şimdi soruyorum, insan ölümü hak etmiyor mu? Vaktimiz gelince ölmek, insan için verilecek en ahlaklı ceza olmalı. Yaşamımızın kutsallığı kadar ölümümüz de kutsal sayılmalı, tüm bu ıstıraptan kaçışımız, ruhumuzun uçuşuyla başlamalı.

Benim kişisel görüşüm, tüm insanlar olarak yaptığımız kötülükler için kendimize tövbe edelim, yeni ve temiz bir insanlığı yeniden oluşturalım. Çünkü ne kadar hayalperestçe ise peşinden koşulması o kadar yorucu ve sonundaki zafer de o kadar keyif vericidir. Ancak bu sayede beşeriyet kendisiyle gurur duymaya hak bulabilir.