..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: yazar2000
Eser Sıra Numarası: 180105eser01



                                                                              HAYAT

   İnsan, anasının rahminden çıkar çıkmaz ağlamaya başlar, feryatla bağırır etrafa. Bu davranış anlatıldığında pek iğrenç sayılıyor ama unutulmamalıdır ki: insanı yaşatan daha taze bir bebekken ciğerlerini hayatla doldurmaya yarayan işte bu feryatlar, bilinmezliğe duyulan korkudur…

   Bu korku hiçbir zaman yok olmaz hatta zamanın önüne çıkardıkları ve önünden çıkardıklarıyla perçinlenir. Çocukken görüp canının çektiği fakat anneciğinin parası yetmediği için tuzlu gözyaşlarıyla ‘’elveda.’’ dediği şekere ağlar. Büyüdüğünde kalbinden de bir parçayı yanına alıp tabutuna giren dostlara ‘’elveda.’’ Der, hıçkırır.

   Ve yeterince basiretli insanlar şunu anlar: bildikleri hayat bitecek ve hiç bilmedikleri ve hiç bilmedikleri, tezahürünün bulunmadığı, en büyük filozofların bile kesin bir açıklama bulamadığı, en usta yazarların tasvir etmekte aciz kaldığı ölüm, kendi başlarına da gelecek…
   
 Böylece bir tahmin etme oyunu başlar, ama zarlarla değil mantıkla oynanır bu oyun. 
Canları oyun oynamak istemeyenler bir köprüden aşağı atlar yahut kuvvetli bir iple nefeslerini keserler. Görebildiğim kadarıyla geri kalanlar ya ruhlarını avutacak yalanlara sarılır yada ölümden arınmış hayatı yaratmayı amaçlarlar. Ne yazık ki oyun hayatı anlamakla ilgilidir, onun sonsuzluğu yahut bittikten sonrası için değil.
   
 ‘’Hayatın anlamı ne?’’ sorusu o kadar zordur ki Nietzsche gibi bir deha bu sorunun cevabının ancak boş küme olabileceğini, Tolstoy gibi bir yazar bile bu sorunun akıl ile ulaşılacak bir cevabı olmadığını söyleyip Anna Karenina adlı şaheserinde kendine tıpatıp benzettiği Levin karakteri üzerinden cevabın kalbimizde gizlendiğini söylemekle yetinir. Ama mantığın rehberliği olmadan her kalp ayrı kapıya çıkar.
    
İnsan yaşadığı hayata bir anlam, aldığı nefese verebileceği bir gaye olmadan boşluğa hatta hiçliğe çekiliyor. Kısa hayatımın uzun bölümü de bu boşluğa düşmemek için çırpınarak geçti. Tüm zihnimi bu soruya yönelttim, zaten aksi de pek mümkün değildi. Hayatın bütününe anlam veremeden belirli bir kısmına kafa yormak futbolu bilmeden gol atmaya çalışmak gibi geliyor bana.
    
Velhasılıkelam hayatın nesnel bir amacı yok, daha doğrusu henüz bulunamadı. Ama evimizin küçük kütüphanesinde anlam arayışında olan pek çok insanla tanışma fırsatım oldu. Onlardan şunu açıkça öğrendim: hayat, herkes için gerek içinde sakladığı anlam cevheriyle gerek türlü sorun ve uğraşlarıyla kavranması ve kavratılması epey zor. Ama kitaplarının o zeka kokan tozlu sayfalarına tutunup ölümsüzlüğe kavuşan aydınlara güveniyorum. Nasıl ki onlar düşünerek türlü hastalıklara, türlü dertlere kesin çözümler sundular, biz ve torunlarımız da bilim ve sanatın ışığıyla aydınlatacağız hayatın anlamını. Aydınlar rehberimiz olacak, elbette türlü engeller çıkacak karşımıza ama biz bu aydınların eserleriyle aşacağız cehaleti, sabırla omuz omuza tırmanacağız gerçekliğe. Yorgun düşeceğiz ama o sıcak tebessüm hiçbir zaman düşmeyecek yanaklarımızdan, hayat yolumuzu hayatın yolu için yürüyeceğiz. Hayatta acıyacak bize o son ve sonsuz dinlenmeyi bahşedecek bize. 

Kim bilir, belki son bir cümle bile söyleyebileceğiz dünyaya. İşte o zaman sevinç gözyaşlarıyla sesleneceğiz: ‘’Ben bizler için çalıştım, bizleri anlamak için uğraştım, biliyorum cevap henüz ulaşmadı elimize ama o da olacak, bir bakın dünyaya; neler başardık birlikte! Şimdi sizlerde evlatlarınızda arayacaksınız bu cevabı, başarısızlıklar olacak elbet ama sakın üzülmeyin hatalarınıza, cevabı bulamazsanız sakın kızmayın, sizin kalplerinizin sıcaklığında yetişmiş insanlar elbet başaracak bunu da. Bulacak bu sorunun cevabını da. Ve şunu sakın unutmayın dostlar: insanlar ölecek ama insanlık devam edecek…’’