..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: vera2000
Eser Sıra Numarası: 180217eser50



                                           Toplumun Kalbi ve Ezilenlerin İç Çekişi

  Chris Harman’ın Halkların Dünya Tarihi kitabında “ Biz 21. yüzyıla girerken dünya; açgözlülük, zenginle yoksul arasında muazzam eşitsizlikler, ırkçı ve milliyetçi şövenist önyargılar, barbarca uygulamalar ve korkunç savaşların dünyasıdır.”   diye tanıttığı günümüz dünyasının parçası olan ve her gün dünyayı yeniden tanıyan bir genç olarak; dünyanın veya  haksızlıklarıyla, acılarıyla, tarihiyle, en uç sınıf çatışmalarıyla ve bunlardan kaynaklanarak oluşan  sanata ,bilime, aileye  bakış açısıyla dünyayı tanımamı sağlayan, benim gözümde küçültülmüş dünya modeli ülkem ve halkının sahip olduğu tüm büyük sorunların veya bunlar dolayısıyla oluşan en küçük sorunların dahi oluşmasının temelinde yatanı aradığımda asıl sorunun toplumsal tabakalaşma ve bundan kaynaklanan sınıf çatışmaları olduğunu anladığımda sorguluyorum ve insani bir dünyanın mümkün olduğunu ve var olması gerektiğini anlıyorum .Biliyorum ve kabul ediyorum ki insana özgü beceri ve kabiliyetler eşit dağıtılmadığı ve insanlar arasında  fiziksel  ve ahlaki açıdan eşitlik olmadığı için toplumda bu eşitsizlikten kaynaklanan bir heterojenlik vardır  ama aynı zamanda eminim ki sınıfsız ve mutlu bir dünya umudu imkansız değil.

 Bana göre her birey; dünyaya gelmiş ve burada nefes alıyorsa ; birey olmanın amacı ve insanlığın en basit görevi olması gerektiğini düşündüğüm  “dünyaya değer katmak” yolunda kendi bireysel kapasitesi ve yetenekleri doğrultusunda gelişip bir dünya insanı yaratmalıdır. Ama insanlığın doğuşundan beri içinde var olan ve zaman içerisinde gelişip ırkçılık, toplumsal üstünlük ve güç isteğine dönüşen hırs ve bireysel çıkar amacının doğurduğu, yaşamda insanlar ve sınıflar arasında koruyucu yıkılmaz duvarlar, bahsettiğim insanlığın oluşup var olmasının engelidir. Açlık sınırının altında yaşayan toplumlarda belki yeniden günümüz Einsteinları, Vivaldileri doğar ama onlar yıkılmaz taştan duvarlar yüzünden yok olup gitmeye mahkum bırakılmış toplumların insanlarıdır. İnsanlığa hizmet eder, yardım ederiz gibi görünen bu sistemin vicdansız toplulukları halbuki kendi üst tabakalarını yaratmak için yardım yapacakları ve hizmete muhtaç toplumları gelişmeye kapalı bir biçimde muazzam ama vicdansız bir işleyişle yaratarak dünya nimetlerinin, bilimin, sanatın, kültürün, mutluluğun kapılarını sadece aslında o zavallı toplumların yarattığı üst tabakaya açan kalpsiz insanlık dışı bireylerin elinde olan dünyada, iyiliğin ve adaletin yerini bulması için yeni bir başlangıca ihtiyaç var.

  Kaderci zihniyet ve anlayışın egemen olduğu kalpsiz dünyayı, ezilenlerin iç çekişi ve kalpsiz dünyanın kalbi olan olguları, mahvolan insanlığı yaratıp insanlığı bulunduğumuz üretim sürecinde kendi üretim etkinliğinin büyüklere ait olduğunu düşünür hale getiren, insana özgü olan çaba veya insanın özünü oluşturan emeği kendine ait görmeyen, kendi yeteneklerini ortaya çıkarmasına engel olan, baskıcı ve zorlayıcı içeriğe sahip, insanın kendine, türsel varlığına ve başkalarına yabancılaşmasıyla insanı kendi insani değerlerini ifade edemeyen yabancılaşmış bir kitlenin parçası haline getiren ve kendi yarattığı güçlerin egemenliği altına giren insanlık yoluyla kendi sitemini ayakta tutan değişmez kirli toplum olguları oluşturan ve kitlelerin oluşturulan olgusal yasalara boyun eğecek duruma gelmesiyle insanlığın eşitsizlikleri ve alt statüyü kabul etmesini sağlayan ekonomik ve sosyal sisteme bağlı üst sınıf ve zalimlerin elindeki çok tanrılı modern dünyanın modern bürokrasisi, bahsettiğim olgulara köle gibi bağlı küçültülmüş insanların oluşturduğu özgürlüğü ve özerkliği elinden alınmış bir toplum oluşturmuştur. 

  Aralarında uçurum olan toplumlar oluşur ve insanlar farklılaşırken, toplum parçalarının işleyişleri arasında uyumun olmaması toplumsal değişmeyle sonuçlanır çünkü her toplum insan gelişiminin sonsuz akışı içinde sadece bir geçiş evresidir ve bu gelişme, çatışmalar sistematik olarak karşıt çıkarlar yaratırken yaşanır çünkü değişimin kaynağı olumsuzluktur. Tarihin her evresi zorunlu ve bu yüzden ortaya çıktığı koşullarda meşru olsa bile mükemmel topluma ulaşabilme anlamında insanlık tarihinin sonu yoktur ve ilerleme eski toplum kaçınılmaz olarak mantığını yitirmeye başladığında ortaya çıkar. İnanç ve değerlerde uzlaşma sağlanamadığından ortaya illaki yeni toplum devrimi çıkacaktır. İnsanlar kendi yaşantıları veya emekleriyle ürettikleri şeyler üzerinde hiçbir kontrole sahip olamayacak biçimde yabancılaşıp mantıklarını yitirdiklerinde bu duruma gerçekliğe ilişkin algılarını değiştirerek veya dua ederek son veremezler. İnsanlar içinde yaşadıkları vicdansız toplumsal yapıyı değiştirmeli ve öte dünyayı beklemek yerine bu dünyada devrim yapmalıdır. 

  İnanıyorum ki, zirveye ulaşmış sınıflı toplum düzeni muhafazakar mahiyeti ve iç çelişkileri nedeniyle ve aynı zamanda yarattığı ahlaki ve dünyevi çöküntüler sayesinde kendi yıkım sürecine girecek. Yok edici sistemin vicdansız muhafızları olan üst sınıfın kültürel gelişmesini engellediği alt tabakanın kaostan sıyrılıp gelişmesiyle kültürel egemenliği elde etmesi yeni düzen ve iktidarın temelini oluşturacak çünkü sınıflı sistem güçle değil kültürle yıkılacak. Yeni rejim halkın dünyevi ve ruhani ihtiyaçlarını karşılayacak ve insanlar ilgisini  somut topluma yönelterek ortak toplum kurallarında oluşan bir insanlık olgusu var edecek.  Ortak amaç doğrultusunda gerçekleşen görev dağılımı sonlu dünyada hem soyut zihinsel emek hem de üretim etkinliğiyle şekillenecek ve bu bir tür güç veya otorite kurumu aracılığıyla değil ruhani boşluğu dolduran insanlık olgusu sayesinde ortaya çıkacak .