..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: üstad6060
Eser Sıra Numarası: 180216eser21



                                                        BİR EKMEĞİN YARISI

    Ne tuhaf? İnsanoğlu gündüzleri sanki hiç gece olmayacak, ömrünü ise hiç ölmeyecek gibi yaşıyor. Derin bir uykunun kollarına hapsetmişiz bedenimizi. Çırpınan ruhumuzun feryatları, zulmü mesken tutmuş tarihin kirli sayfalarında. Fakat şu bir gerçek, içimizde akan bu pınar bir gün kuruyacak. Doğan güneşi görmeyecek gözlerimiz. Peki ya tüm bunlara rağmen, öleceğimizi bilmemize rağmen, Birbirimize duyduğumuz bu nefretin sebebi ne?
Nefret, kana giren mikrop gibi bizleri zehirledi. Duygularımız da düşüncelerimiz kadar sert ve acımasız oldu. Yüksek ama boş sesler çıkarmaya başladık. Sevmeyi unuttuk, sevgiyi para ile sattık. Teknolojimiz gelişti ama insanlığımızı kaybettik.

Bizler uygar toplumlarız, teknolojimiz ve medeniyet seviyemiz çağın doruklarında. Günümüzde kölelik, monarşi gibi kavramlar yerine daha çok özgürlüğü anlatan kavramlar var. Bunlarla gibi nice şeylerle de övünüyoruz. Buna rağmen aslında o kadar ilkeliz ki. Eski zamanlarda ölüm fermanlarımızı iki dudağının arasında tutan kralların yerini, yakın tarihte demokratik bir şekilde seçtiğimiz diktatörler aldı. Ve bu zaman sürecinde değişen tek şeyin, artık bizi kimin savaş meydanına, ölüme göndereceğine kendimizin karar veriyor olmasıdır. Peki, bu düşüncelerle yaşarken özgür müyüz? Şu gerçek bilinmeli ki, insanlar özgür değildir. Devletler ve kişiler, insanlara özgür olduklarını inandırmak için vardır. Ve medeniyet aslında tek dişi kalmış bir canavardır. Freud’un şu sözü medeniyet adı verilen düzene adeta uyarı mahiyetinde: “Uygarlaşmış toplum, insanın insana duyduğu düşmanlık hislerinden sürekli bir dağılma ve parçalanma tehdidi altındadır.” 

Ben sorularıma cevap ararken çok acı bir tecrübe de edindim. Merhamet bu topraklardan gideli ya çok olmuş ya da bu topraklara hiç uğramamış. Üstümüze çöken bu karabulutlar, acımasız bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. Bu acı da tıpkı her yara gibi geçicidir. Bazı şairlere göre insanlık için en büyük yara, sevgisizliktir. Sevginin varlığına duyulan inanç yavaş yavaş sevgiye duyulan nefrete dönüşür. İnsanlar, tarih boyunca duygu yoksunu kişilerin yönetiminde insanlık dışı işler yapmıştır. Milyonlarca insana işkence etmiş ve dünyaya sanki en acımasız insan, en kuvvetli insandır, mesajını vermiştir. Oysa insanlar içinde en kuvvetli olan, tüm yaratılmışlara en çok merhamet edendir. Hala neden düşmanız? Hani, her şey bir insanı sevmek ile başlayacaktı. Eğer öyle ise ilk adımı bizler atalım ve önce birbirimizi sevelim; ırkı, dili, inancı ne olursa olsun! İnsanı, duyguları olan, düşünen bir insan olarak görelim.

Bu yüzden düşünmeliyiz... Çok sormalı ve araştırmalıyız. Yoksa hiçbir sorunun çözümüne erişemeyiz. Çünkü ufak sorular, büyük sorunların çözümlenmesinin tek yoludur. Toplumsal adaletsizliğin bu derece yüksek olduğu bir çağda dünyadaki tüm bu kavgaların asıl nedeninin ne olduğunu anlamak gerekiyor. Teknolojinin zaman içindeki gelişimi bu kavgaları daha da büyütür mü? Elbette zaman bunu bizlere gösterecek. Ancak on dört yaşında yarım ekmek için tutuklanan Hugo’ya zindanda altı ay bedava ekmek veren zihniyet… Bu pek de ümit verici değil. Tüm bu anlattıklarımın özeti galiba şu: Kimileri yaşamak için öldürürken, kimileri ölmek için yaşar.