..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: umutsuz0955
Eser Sıra Numarası: 180209eser03



                                                   AKLIMA TAKILANLAR

     Her zaman aklıma takılan bir sürü konu ve soru vardır fakat bunların başında şu soru gelir: Aşka neden bu kadar büyük değer biçiyoruz? Hüzün, yalnızlık, mutluluk gibi başka birçok duygu varken hep temelde aşkı işlemişiz. Şiirlerde,  romanlarda, destanlarda hep aşk ön planda. Bu zamana kadar Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi bir çok destanda, İnce belli güzellerin anlatıldığı  Divan şiiri gazellerinde, Aşk-ı Memnu'da, Çalıkuşu'nda, Dudaktan Kalbe'de, Selvi Boylum Al Yazmalım'da anlatılan temel konu hep aşktı. Peki neden?  Diğer duygular önemsiz mi? Aslında buna bir cevap olarak şunu diyebiliriz sanırım. Türk insanı duygusal ve romantik olabilir.

Aşk temasını yalnızca edebiyatta değil dizilerde, filmlerde görmek mümkün ve eski hikâyelerde anlatılan aşkların bir çoğu güzel işlenmiş bir şekilde bizlere sunulurken, 2000'li yıllarda çıkan kitaplarda, filmlerde bu yeni aşklar çok yüzeysel ve içi boş görünüyor. Okuduğum hiç bir kitapta aşk doğru anlatılmıyor,  her filmde çarpıtılıyor ve artık aşk kavramının eski tanımı değişmiş gibi görünüyor. Bunun sebebi nedir? Artık eskisi kadar duygusal,  romantik  ve ince ruhlu olmamamız mı? Bu da bizi başka bir noktaya çekiyor. Demek ki artık duygularını yüzeysel yaşayan bir toplum olmuşuz. Herkesin kendini kusursuz gördüğü bir toplumda nasıl eskisi kadar naif ve güzel eserler yazılabilir ki? Aşk kitabı diye okunan eserlerin içi boş konuları işlediği, aşk filmi diye izlenenlerin filmden başka her şeye benzediği bu toplumda eski güzel günleri yeniden nasıl yaşayabiliriz?
Eski ve yeni dönemdeki aşk unsurunu geçtiğimizde de önümüzde önemli sorunlar göze çarpıyor. Örneğin saygı ve sevgi. Eskiden herkesin birbirine daha saygılı olduğu bir Türkiye varmış. Eskiden üzerinde takım elbise bulunmadan Taksim'e gitmeyen beyefendilerin yerini yeller almış durumda. Kimsede karşısındakine saygı, sevgi kalmamış. Bunu size ispatlayabilirim. Sokakta yanlışlıkla herhangi birine çarptığınızı düşünün. Özür dilemiş bile olsanız birçok kişiden, "Kardeşim önüne baksana!" "Tarlada mı yürüyorsun?" gibi çıkışlar alacaksınız. Halbuki aslında çok basit bir olay. Ama insanlarda anında patlak veren bir sinir, bir öfke hakim. Bunun önüne geçmek için gelecek nesilleri bilimle, sanatla, kültürle eğitebiliriz fakat bunun da mümkün olduğunu düşünmüyorum. Annesinin babasının elinden telefonunu alıp tüm gün oyun oynayan bir nesilden gelecekte neler bekleyebiliriz bilmiyorum. Atatürk, "Bütün ümidim gençliktedir," demiş. Fakat bu konuda Atamız kadar iyimser olamıyorum. Kendi gözlemlerime dayanarak maalesef artık toplumumuzda sevgi, saygı, insanlık gibi duyguların git gide azaldığını, aşka, sevgiye değer verilmediğini, duyguların yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Şarkılarda eski şarkılardaki tat yok. Şiirlerde eski ahenk yok. Hiç bir şey eskisi gibi güzel değil.

    İşte aklıma takılanlardan sizlere bahsetmek istediğim bunlar. Belki tüm bu sorular ve sorunlar bir gün çözüme kavuşursa bir nebze huzura kavuşuruz. Bu en büyük temennimdir.