..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: umay8420
Eser Sıra Numarası: 180216eser42



                                 GÜNDEN GERİYE KALANLAR

      Aynı toprak parçası üzerinde, her birimiz için başka başka anlamlar taşıyan ışıklı bir günü geride bırakıyoruz. Kıştan ilkbahara yürüyoruz. Yine bir telaş… Farkında değiliz, ayağımızın altında hışırdayan güz yapraklarının süpürüldüğünün. Doğa kendini bahara hazırlıyor, biz farkında olmadan. Çünkü biz; beş dakika sonraki otobüse yetişmek üzere koşuşturuyoruz. Gün bitiyor, güneş bizi selamlıyor ve biz başımızı kesinlikle elimizdeki ekranlardan kaldırmıyoruz. Doğanın onlarca renginden ,sesinden, manzarasından, bize sunduklarından daha güzel ne olabilir ki?  Hayat koşuşturmanın içinde , bizleri bulunduğumuz ortamdan soyutlaştıran, siyah aynaların içinde kaybolup gidiyoruz. Kaybettiğimiz sadece dakikalarımız olmuyor. Önümüzden geçen yüzleri, iskeleden kalkan vapuru, etrafında uçuşan martıların görüntüsünü de kaybediyoruz. Dokunduğumuz fakat kesinlikle hissetmediğimiz, onlarca görsel geçip gidiyor parmaklarımızın ucundan. Bizler içinde bulunduğumuz zamanın farkında olmadan ,sadece  sayfayı yeniliyoruz  Herhangi bir zahmette bulunup güneşin selamına karşılık vermiyoruz. Sahi ,en son ne zaman bir gün batımı izleme lüksünde bulundunuz?

Biten günden geriye kalan ne diye soruyorum her akşam kendime. Sahi diyorum, pek güzel bir gün bitirdin. Peki ne kaldı sana, anlat! Üretmediysem, sevmediysem, güzelleştirmediysem bir şeyleri ya da kalbimi; iyiliğim ve faydam dokunmadıysa hiçbir varlığa; ne anlamı oldu bu günü yaşamış olmamın? Koca bir sessizlik karşılıyor sorumu. Sessizlik en sevmediğim cevap. Çünkü bence Güneş bizler için her doğduğunda, sorumluluklarımızı da peşi sıra getiriyor. İnsanın; insana, doğaya, hayvana, küçüğüne, büyüğüne, bayrağına, hayallerine ve hedeflerine karşı hep bir sorumluluk hali içinde olduğunu düşünüyorum. Aydınlanmış bir günü, karamsarlığımızla karartmaya çalışmak sizce de bencillik değil mi? Duraksamayan, koşan, makineleşmiş bu düzene karşı, onca zarar vermemize rağmen, elimizde kalan toprak ana, bize hala o kadar güzel nimetler veriyor ki! Umarım bir gün bunları fark edebilmek için yavaşlayabiliriz. Biriyle konuşurken sözcüklerimizin nereye varacağını düşünerek konuşmak gibi. Gülümsemeden, birbirimizden uzak günler geçiriyoruz. Kabahatlerimiz karşısında özür dilemekten aciz; güzelliklere kalbimizi açamaya kapalıyız. Gün doğuyor, ilerliyor, bitiyor ve ben zihnimde bu sorularla baş başa kalıyorum. Birbirini kovalayan; masa başında başlayıp, masa başında biten günden, bize ne kalır ki zaten? Geniş anlamlara sahip, geniş cümleler kurmaktan kaçar olduk. Sonra bir de, mutlu olmayı kendimize hedef olarak koyuyoruz. Hedef olarak koyduğumuz şeylerin bizi mutlu edeceğine inanıyoruz. Bir çift ayakkabıya, ay başındaki maaşa, sınav notlarına, verilecek birkaç kiloya, hep ama hep sonrasına… Neden halihazırda bedava olan bir şeye değer biçiyoruz ki? Mutluluk bir hedef değildir. Duygudur. Maddi bir beklenti gerektirmez ve sizi a noktasından b noktasına götürecek, o koşuşturmanın içinde sizi tatmin edecek ve iyi gelecek tek duygudur. Siz onu istedikten sonra, o zaten her şeyin içinde fazlasıyla bulunmaktadır.

   Kendi içimizde şikayet ettiğimiz, beklentiye girdiğimiz, yeterli bulmadığımız şeyler o kadar bizim için ki! Eminim, gün sonunda, kendinize verebilecek cevaplar bulduğunuzda; çarpan kalbinizi hissettiğinizde, o gülümsemeden başka, size daha iyi gelen bir şey olmayacaktır. İşte tüm bunlardandır ki bir ses olana kadar gün bitmiyor bende. Sessiz biterse bir gün çok yazık…