..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: siyah2250
Eser Sıra Numarası: 180215eser18


                                                                      VAROLMAK

     İnsan başta yoktu, sonra oluştu. Tabii ki evrimsel süreçlerle, yavaştan. Vahşi doğanın ortasında kaldı ve hayatta kalması için, genlerini  nesilden nesile aktarabilmesi için, bir şey yapmak zorundaydı. Diğer hayvanların yapamadığı bir şeyi yapması gerekti. Düşünmesi gerekti...

Başta doğru dürüst düşünemedi tabii ki. Önce öğrenmesi gerekti. Beyninin sınırlarını zorladı, ve düşündü,düşündü,düşündü... Onu vahşi doğada hayatta tutabilecek aletler yapmaya başladı. Mızraklar,sopalar,sapanlar, güvende kalmak için barınaklar... Bunlara güvendi, ve hayatta kaldı. Geliştirdi, bu süreçte de beyni yavaş yavaş evrildi, daha yetenekli, mantıklı, daha ‘’ düşünebilen ‘’ varlıklara evrildi. Ancak tabii ki aralarında vahşi doğada hayatta kalmasını sağlayacak eylemi  gerçekleştiremeyenler de vardı. Onlarsa yok olup gitti...

     Düşünmeninse sınırı yoktu. Sürekli kendini geliştirdi, sürekli  hayatta kaldı. Onu hayatta tutacak icatlar yapmaya devam etti. Bu sırada manevi hayatı da çok gelişmişti. Ve manevi hayatını daha iyi yaşamak içinse, kendine, ‘’ evrende yalnız olabilir miyiz, kendimiz kendiliğimizden var olabilirmiyiz yoksa bizi yaratan bir varlık var mı?‘’ gibi sorular sordu, felsefe dalını ortaya çıkarttı. Sorguladı, sorgulattırdı. Manevi hayatını iyi hissettirecek mitolojiler, tanrılar,dinler yarattı. Ve onlara tutunarak hayatta kalmayı başarabildi. Ve gene, onlara tutunamayanlarsa, ‘’ tutunanların’’ gazabına uğrayarak, yok olup gitti. Savaştı, fethetti, devlet kurdu, insanların düzgün yaşamasını sağlayacak yasalar kabul etti. Ve modernleşti. Biyolojik evrimi her ne kadar yavaş yavaş ilerlesede, toplumsal, kültürel evrimi biyolojik evrimine göre çok daha hızlı ilerliyordu. Ve bu evriminin büyük bir kısmını, diğer hayvanlardan daha iyi yaptığı şeye, yani ‘’ düşünmeye ‘’ borçluydu.

   Düşünemeseydi nasıl  keşfedebilirdi ki insan?
Newton’un en meşhur hikayesidir, bir ağacın dibindeyken onun kafasına ağaçtan bir elmanın düşmesi, ve bu sayede onun Yerçekimi Kanununu bulması.  Bu sayede bilime en büyük katkılardan birini yapmıştı Newton. Ve bunu, zekasına, düşünme yeteneğine borçluydu.
Newton gibi örnekler çok; Einstein, Tesla, Darwin, günümüzden örnekler vermek gerekirse Stephen Hawking... Hepsi yaptıklarını, üstün düşünme kabiliyetlerine borçluydu...
‘’Cogito ergo sum’’ demişti Descartes. Düşünüyordu, öyleyse vardı. Peki, neyde?
      
Toplumda düşünceleriyle var olan bir varlıktır insan. Gerek vahşi doğada, gerekse modern toplumda var olması için, düşünmesi, düşünmeyi öğrenmesi ve ona düşünmenin öğretilmesi şarttır. Kendi düşüncelerinin olmadığı birisi kendi başına hayatta kalmayı beceremez. Düşünmesini öğrenemeyen bir insan toplum tarafından manipüle edilmeye yatkındır. Konuşur, fikirlerini savunur ve ''bunlar benim kendi düşüncelerim'' der ancak kendi düşüncelerinin ona toplum tarafından dayatıldığından bir haberdir. Onlar artık toplumun düşünceleridir, kendisinin değil. Ve toplumun düşünceleriyle insan, kolaylıkla kontrol edilebilir. Kendi düşünmediği için yaptığı şeylerin yanlışlığına varamaz, yaptıklarını hep doğru olarak görür. Kimisi sahiden de doğrudur ama ya yanlış olanlar…?
Peki ben ne düşünüyorum toplumda var olabilmek için?
      
Evren bir simülasyon olabilir mi?
Jim Carrey’in The Truman Show adlı filmini izlediğimde, veya Matrix ve Matrix tarzı filmler, diziler izlediğimde hep düşünürüm bu soruyu. Ya her şey filmlerde olduğu gibi bir simülasyonsa, ve farkedemiyorsak? Beni Truman’dan ayıran nedir ki? Neden olmasın?
     
 ‘’Robotik insanlar ‘’ çıkacak mı?
Biyoteknoloji gelişiyor. Kolu çıkanın yerine yapay bir kol, bacağı çıkanın yerine yapay bir bacak takılabiliyor artık. Peki bu ne kadar yaygınlaşır? İnsanlar robotlaşmak ister mi?
     
 ‘’Robotik insanlar ‘’ evrimleşebilir mi?
Çok merak ettiğim bir sorudur bu. Evrim mekanizmaları robotlar üzerinde işleyebilir mi? İşlerse ‘’ doğal ‘’ kollu,bacaklı bir insan değilde sentetik insanlar doğabilir mi?
     
 Bilinç aktarımı mümkün mü?
İnsanın toplumda ‘’kendi bilinciyle’’ var olabilmesi için düşünmesi gerek demiştim. Düşünmesi gerekmeden ‘’başkalarının bilinciyle’’ var olması, bu dediğim şeye bambaşka bir bakış açısı getirebilir.

    
İnsanın bilgiyi özümsemesi için okuması, okuduğunun üzerine düşünerek onu sorgulaması, yorumlaması gerekmektedir. İnsanın kafasında ancak o zaman ‘’orjinal’’ fikirler ortaya çıkabilir. Orjinal fikirlerse dünyayı değiştiren fikirlerdir. Neden Türkiye’den dünyayı değiştirecek bir fikir  ortaya çıkmıyor? Türk insanının fikirlerini orjinalleştirebilmek için neler yapabiliriz?
      
Bu soruların bir çoğunu ‘’ kendi bilincimle ‘’ düşündüğümü düşünüyorum. Ve toplumda var olabilmek,bu soruları ve hatta daha nicelerini ispatlamak veya çürütmek için, düşünmeye devam edeceğim, etmek zorundayım.  Ne de olsa Carl Sagan’ın deyimiyle dünya, evrende sadece ‘’ Soluk mavi bir nokta ‘’.  Bu bağlamda da düşünülmesi, sorulması gereken sayısız soru var. Bu sorulardan bir tanesini daha yönelterek yazımı sonlandırıyorum.  Belki de ülkemizin ve hatta genel olarak dünyanın eğitim sistemini göz önünde bulundurursak, düşündüğüm en önemli soru.

     Peki madem düşünmek,sorgulamak insanın toplumda ''kendi bilinciyle'' var olabilmesi için bu kadar önemli, neden öğretilmiyor?