..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: sedir4827
Eser Sıra Numarası: 180217eser35



                                                         Bir Yalnızlık Meselesi

    Ne zaman arkadaşlarımın arasında, büyüklerimin sohbetlerinde duysam; şairlerin dizelerinde, kitapların satırlarında görsem bu kelimeyi hep bir üzüntüyle hep bir yakınmayla bahsedildiğini fark ediyorum. Konu ondan açıldı mı kimse onu yerden yere vurmaya çekinmiyor, yerdikçe yeriyorlar. Herkesin hayatının bir parçası olmasına ve yaşamlarımızda küçük ya da büyük izler bırakmasına rağmen bir türlü sevdirmeyi başaramamıştır kendisini yalnızlık.
       
 Oldum olası sevmemişimdir yalnızlığın kafalardaki en kasvetli, en hüzünlü imgelerle anılmasını. Zaman geçtikçe bu durumdaki memnuniyetsizliğim daha da arttı. Neden yalnız olmayı lanetli olmak gibi görüyorduk? Ondan korkuyor muyduk yoksa ondan sadece hoşlanmıyor muyduk? Bir süre cevap aradım bu sorulara. Daha sonra aklıma geçen edebiyat dersinde öğretmenimin, bir divan şairi olan Fuzuli’nin hayatın anlamını acı çekmekte bulduğunu söylediği aklıma geldi. Bu bilgi sayesinde fark ettim ki; en güzel şiirler, en güzel şarkılar, en güzel satırlar yalnızlıktan doğanlardı. Yalnızlığın verdiği acıyla benzersiz sanat eserleri ortaya çıkmıştı yıllar içinde. Bu durumda yalnızlık bir ölümcül hastalık gibi değildi. Aksine, bir onurdu. Herkesin hissedebileceği, ancak sadece birkaçımızın fark edebileceği bir güzelliği vardı yalnızlığın.
       
 Çok değil, kısa bir zaman önce sınıftaki en yakın arkadaşımla bir küslük yaşamıştık. Birbirimizle konuşmuyor, elimizden geldiğince birbirimizden kaçınmaya çalışıyorduk. Bu böyle nerdeyse iki ay boyunca devam etti. Maalesef yazmak, yaşamak kadar kolay değildi.
        
O iki ay boyunca beni birçok şey üzdü ve rahatsız etti. İlk başta ben ve benim düşüncelerimdi beni rahatsız eden. İnsanların, benim bu durumumla ilgili ne düşünebilecekleri hakkındaki düşüncelerimdi. Ne biri bana tatsız şeyler söylemişti ne de hoş olmayan bakışlar atılmıştı. Beni asıl diken üstünde tutan, her tek başıma durduğum an etraftakiler beni görüp bana acıyor düşüncesini her açıdan hissetmemdi. Böylesi düşüncelerimin bir gerçekliğe dayanmadığını, kimsenin kimse hakkında oturup bu kadar düşünmeyeceğinin farkındaydım. Sonuçta herkes kendi haline bakıyordu. Ancak yine de kendimi benzeri düşüncelerden ve hislerden alıkoyamadım. Çünkü etrafımdakilerin ne düşünebileceği, beni nasıl yargılayacakları konusunda endişeliydim.
       
Bugünlerde hepimiz yalnızlıktan korkar olduk. Gezmeye gideceğimizde illa ki yanımızda biri olsun istiyor, asla karşımızda biri olmadan dışarıda yemek yemek istemiyoruz. Tek başımıza insanlara gözükmekten korkuyoruz. “Ya bize bir şey derlerse?” veya “Ya bizim yalnız olduğumuzu düşünüp acırlarsa?” diye düşünüp duruyoruz. Etrafımızda hiçbir insan yoksa ‘eksikliğimizi’ telefonla örtmeye çalışıyoruz. Aslında, yalnızlıktan ziyade yalnız gözükmekten korkuyoruz.
       
Bir saniyeliğine burada durun ve düşünün lütfen. Bunları yaptığımız, kendi kendimizi sanki utanacak bir şeyimiz varmış gibi örtmeye çalıştığımız zamanları, sırf yalnız gözükmemek için kafamıza taktığımız onca şeyi düşünün. Sizce de gülünç değil mi? Oysaki hatırlasak evimizin bir köşesinde çayımızı yudumlarken okuduğumuz kitabı, soğuk bir kış gününde sıcacık yorganımızın içinde izlediğimiz filmi, sokakta uzun uzun yürürken kulaklığımızdan gelen şarkıyı mırıldandığımız zamanları. Bu anların hepsinde yalnız değil miydik? Tek başımıza olmamız bu anları değersiz mi kıldı? Hayır, aksine bize huzur sağladı. Kendi kendimizle olmanın mutluluğunu hissettirdi. Bize paha biçilmez anlar kazandırdı.
        
      O halde yalnızlığa bir şans daha vermemizin zamanı geldi de geçiyor bence. Unutmamak gerekir ki yalnızlık bir lanet değil, bir ayrıcalıktır. Etrafındaki insanların gürültüsünün sesini kısıp kendi sesini duyabilmektir.