..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: sayfalar2312
Eser Sıra Numarası: 180216eser72



                                                      KARIŞIK DÜŞÜNCELER

     Bir aydan fazla bir süre önce 17 yaşına girdim. İnsanların o zamanlardan bahsederken duygulandığı, akılların ve kalbin fazlaca karışık olduğu yaşa. Bir yandan gençliğimizi yaşama derdindeyken bir yandan da geleceğimiz için fevkalade bir endişe duyduğumuz yaşa. Nereden, nasıl başlayacağım bilemiyorum. Emin olun ki aklımdaki tüm soruları yazmak için bu sayfalar yetmeyecek. Ama bir yerden başlamalıyım. 

Yaptığımız seçimlerimizle oluşan gelecekten bahsetmek istiyorum. Gerçekten yaşayacaklarımız çoktan planlanmış mı? Yoksa biz geleceği şuan mı yazıyoruz? Siz hiç aynı yere çıkan iki yoldan birisini seçerken şunları düşündünüz mü? Diğer yolu seçseydiniz belki bir kazaya kurban gidecektiniz, belki bir uzvunuzu kaybedecektiniz vesaire. Ben düşündüm, hem de çokça. Tabii sadece yollarla ilgili değil. Ben yaptığımız her büyük ya da küçük seçimin hayatımızı değiştirdiğine inanıyorum. O sabah konuştuğum her insan, bahçelerde gördüğüm her kedi, gökyüzündeki bulutlar; hepsi bunun bir parçası. Bu aslında çok basit bir sistem. Canlılar doğar ve ölür. İşi karıştıran insan ruhu. Her insan ayrı bir gezegen, çoğu daha kendini keşfedemeden başkalarınınkini keşfetmeye çalışıyor. Ben de bunlardan biriyim. 

Daha dünyada neler dönüp dolaştığını bilmeden kendi kendime ideolojiler yaratmaya çalışıyorum. İnsanları anlamaya çalışıyorum. Hayatı anlamaya çalışıyorum. Bir insanın bir gün varken diğer gün yok olmasını sindiremiyorum. Hâlâ bedeni burada ise kendisi nerede? Başka insanlara kendi hayatımızda o kadar çok anlam veriyoruz ki bir anda onların orada olmaması bizim de bir parçamızın yok olduğu anlamına mı geliyor? Pekâlâ, yüzyıllardan beri araştırılan ve cevabı halen bulunamayan bu soruya bir cevap aramak çölde kardelen aramak kadar anlamsız. Ama size de çok garip gelmiyor mu? Hayatımda şuana kadar büyük bir kayıp yaşamadım, ama yaşayacağım biliyorum. Ve kendimi buna hazırlamak yerine daha da korkuyorum, daha da duygusallaşıyorum. Çünkü ne zaman o insanları kaybedeceğimi düşünsem onlara ne kadar ihtiyacım olduğunu ve onlarsız ne yapacağımı düşünüyorum. Ama her insan hayatında kendinden önce sevdiği birisini kaybetmiştir, onların bunu nasıl atlattıklarını öğrenmek istiyorum. Sadece kendimin değil, başkalarının acılarının da beni güçlendireceği kanaatindeyim. İnsanlar bu kadar karmaşık iken aynı zamanda bu kadar basit görünüyorlar? Biz niye başkalarına kendimizden daha fazla değer veriyoruz? Sonuçta her canlı yalnızdır. Kendimizi en öne koymamız lazım iken bu nasıl oluyor? Sanırım eğer bir gün anne olursam bunu tam anlamıyla öğreneceğim.

Yazı boyunca niye “biz” diyerekten sorular sorduğumu merak etmiş olabilirsiniz. Bir kitapta okumuştum, belki cümleyi kendi zihnimde değiştirmiş de olabilirim “Geçmişteki insanlara bakınca onları tek bir insan olarak görürüz.” Bu cümleyi çok etkileyici bulmuştum. Hepimiz her ne kadar ayrı gezegenler olsak da aynı yörüngede dönüyoruz; hayat. Bazen kendimi çevremden soyutluyorum, bazen de insanlar arasındayken insanlığımı daha yoğun hissediyorum. Hepimizin özü aynı, hepimizin sonu aynı. Fakat yaşamlarımız… Zerre kadar benzemiyor. Hayattaki bu adaletsizliğin nasıl ortaya çıktığını bilmek isterdim. İlahi bir şey mi yoksa sadece oluyor mu? Hani, su nasıl akarsa hayat da öyle mi? Sadece akıyor? Biz mi fazla derinlere inmeye çalışıyoruz?

Bazen gökyüzüne bakıyorum, ya da çimler üzerine uzanmış güneşli bir günde arkadaşlarımla lafladığımı hayal ediyorum ve şunu düşünüyorum: evrenin sonsuzluğu. Bazen bir kelebeğe veya karıncaya bakıp kendimi bir dev olarak görüyorum. Kocaman bir dev. Aslında her şey bir perspektif. Hepimizin açıları,doğrultuları farklı. Ama aynı yere bakıyoruz.
Aklıma son zamanlarda gelen ve gayet mantıklı bulduğum bir benzetmeyi söylemek istiyorum. Tüm insanları bir şehir gibi ele alalım. Gece vakti ve ışıklar yanıyor her yerde. Ve biz bir uçağa bineceğiz. Uçak havalanmaya başlıyor. Rengarenk ışıklar görüyoruz benek benek. Biraz daha yukarı çıkıyoruz ve renkler karışmaya, benekler birleşip büyümeye başlıyor. Ve biraz daha yukarı çıkınca her şey birleşiyor. O küçük küçük benekler şimdi kocaman bir daire ve o rengarenk ışıklar tek bir renk. Bence hayat da böyle, uzaktayken basit, yaklaştıkça karmaşık.

Benim sorularımın temelinde yatan şeyin ben ne kadar kafa yorsam da aynı hızda geçecek olan zaman kavramı olduğunu anlamışsınızdır. Zaman akacak ve ben hala sormaya devam edeceğim. Neden insanlar ölüyor? Nedendir bu açlık, bu hastalık? Neden bu adaletsizlik? Neden insanlar sevemiyor ve sevilmiyor? Neden hem dertlerimizden yakınıp hem de hiçbir şey yapmıyoruz? Neden doğrular önümüzde altın harflerle yazılıyken biz susuyoruz? Neden ses çıkarmıyoruz ve korkuyoruz? Neden korkuyoruz? Düşmanımız kim? Dostumuz kim? Neden bu kadar karışığız?

     Bende tarihi sorgular ve geleceği düşlerken bir gün tarih olacağım. Ve bu düşündüklerim sadece aklı karışık bir kızdan kalma sözler olacak. Belki tarihe iz bırakacağım ya da yok olacağım. Ama insanlar hala birbirlerini öldürmeye devam edecek. Ve sevmeye. Ve çocuklar soru sormaya devam edecek. Ve büyükler yanıtlamaya. Benim gibi milyonlarca insan gelip geçecek. Sorularımız havaya karışacak, bedenlerimiz toprağa. Merak etmek güzel şey; ne kadar üzse ve acı verse de insan olduğumuzun küçük bir kanıtı. Sorduklarımdan asla pişman değilim, ama sormadıklarımdan biraz.