..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: sardunya2307
Eser Sıra Numarası: 180213eser10



                                                      Şimdi Ne Yapacağım?

        Bugün bu yazıyı yazarken yedi yaşında olmayı dilerdim. O zamanlar böyle kördüğüm paradoksların içinde yüzmüyordum. Eğer bugün yedi yaşında bir kız çocuğu olsam size ‘’Dağlar nasıl bu kadar büyük? Hayvanlar da ağlar mı?’’ tarzı sorular sorardım. Ne yazık ki yedi yaşımı uzun süre önce geride bıraktım. Artık kendi iç savaşlarımı veriyorum. Artık gece gördüğüm kabuslardan değil yüzüme tokat gibi çarpan gerçeklerden korkuyorum, dağların büyüklüğüyle değil altında kaldığım dağ gibi sorularla ilgileniyorum. Neden varım? Niçin yaşıyorum? Bütün bu insanlar, bu güruh, biz ne yapıyoruz? Bütün bunlara cevap ararken sanki sırtında delice yükler taşıyan bir hamal oluyorum. Belki taşıyamıyorum, belki taşımak ümidiyle yanıp tutuşuyorum. Bilmiyorum. Bazen rüzgarın oradan oraya savurduğu bir yaprakla kavramsal olarak aynı durumda oluyorum.  Neden yaşıyorum derken kendime bir balık ağına takılmışım da çırpınıyormuşum gibi hissediyorum. Sonra her şey biraz gizemli, her şey biraz bilinmezdir diyerek kendimi avutuyorum. Kim bilir belki sokaktaki hayvanlara su bırakmak için yaşıyorum, belki birinin mezarına su dökmek için yaşıyorum. Sonuç olarak herkes bir şekilde, bir sebep için yaşıyor. Nasıl bir insan olmalıyım? Nasıl insan olmalıyım? Ben hep yanlış çağda yaşadığını düşünenlerdenim. İnsanlığı bulmadan kaybetmiş olmak kanaatine büsbütün batmış durumdayım. Saygı, sevgi ve sevda kavramların günden güne yitip gitmesi canımı çok sıkıyor. Ben veya bir şair yahut bir öğretmen, bir bahçıvan kim olursa olsun, insan olma özlemini yüreğinde taşıyan biri tüm soruları yanıtlayıp bir panzehir yayması lazım geliyor.

       Herkesin bir parça Stockholm sendromuna yakalandığını düşünüyor musunuz? Bu benim insan psikolojisiyle ilgilendiğim zamanlardan kalma bir sorudur. Bazen insanların mayasının bu olduğunu düşünürüm. Bu sendrom rehin-rehine ilişkisinde rehinenin onu rehin alan kişiye bir bağlılık duymasıdır. Genişletecek olursak bize zarar veren şeylere inadına sempati duymamız, acıya koşar adım gitmemizdir. Etrafınızdaki herkes böyle değil mi? İnsanoğlu böyledir işte, elindekiyle asla mutlu olmayı bilmez. Hep daha fazlası hep daha fazlası… İnsan, bile isteye kör kuyularda merdivensiz bırakılmayı seven, balçıklı sularda yüzmeye çalışan. Bir şaire ‘’Ben sana mecburum sen yoksun’’ dizelerini yazdırtan da esiri olduğumuz duyguların birer aynası değil midir? Mecburiyet, Arapça zor anlamına gelen cebir sözcüğünden türeyen bu kelime elleri kolları ipsiz bağlama sanatıdır. Bir diğer deyişle mahkumluk. Hayatımızdaki çoğu şeye mahkumuz. Yaşamak budur mu dersiniz? Yaşamak, rezilce korkarken olacaklardan yangının ortasında öylece durup kaçmamak mı dersiniz? Ne derseniz deyin, her ne anlam yüklemek isterseniz isteyin yaşamak göreceli ve insanoğlunun asla çözemeyeceği bir bilmece olarak kalacak. Bana göre insan vagonlarında hırslarını, arzularını ve ihtiraslarını taşıyan bir makinistten fazlası değildir. Daha fazlası olmak varken –eşrefi mahlukat- bir köşede öylece ölüme yaklaşıyor.

       Dünyanın en berbat durumu nedir? Aldatılmak? Hayırsız evlatlar? İflas etmek? Dünyanın en berbat durumu boşa çabalamış olmaktır. Verdiğiniz emeğin aslında hiçbir işe yaramamış olması beyninize saplanmış bir kurşundur. Bu zamana kadar bundan daha yıkıcı bir his tatmadım. Sizi sevdiğini sandığınız biri aldatmıştır onun için beslediğiniz tüm güzel duygular için boşa çabalamışsınızdır. Kim bilir ne umutlarla dünyaya getirdiğiniz evladınız hiç doğru düzgün bir insan olmamıştır, boşa çabalamışsınızdır. Gece gündüz demeden çalıştığınız şirketiniz batmıştır, boşa çabalamışsınızdır. Boşa çabalamışlık hissi saatin tik tak sesinden daha rahatsız edicidir. Bir zamanlar tutkuyla ve heyecanla yaptığınız şeylerin zaman geçtikçe boşa çabalamışım hissine yerini vermesi yazarken bile korkunç duruyor.
Ne zaman içimdeki savaşa yenilsem kendime ‘’Şimdi ne yapacağım?’’ diye sorarım.  Sanırım şu sürekli açılan temiz sayfaları da yırta yırta tükettik. Şimdi ne mi yapacağım? Kaybettiğimiz insanlığı arayacağım.