..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: şair0000
Eser Sıra Numarası: 180214eser09


                                  
                                                          ANLAM ARAYIŞI         
            
     İnsan hayatın süregelen akışına kapılmış giderken gerçekten yaşadığını nasıl hisseder? Hepimizin hayatı sonu olmayan hedefler, yıkıldıkça yenisiyle karşılaştığımız engeller ve bitmeyen mücadelelerle doludur. Nereye varılacağı bilinmeyen bu sürüklenişimizde hayatın anlamını sorgular insan. Yaşarken sonsuz gibi hissedilen, biteceğini bildiğimiz fakat bu gerçeği unutmak istediğimiz serüvende hayatın anlamını aramak, kaybolup gitmektir aslında. Çünkü içinde olduğumuz varoluş hayatımızdan, yaşanılması gereken, bize hayatın asıl değerini anlatan anları alır götürür ve anlam arayışını sonuçsuz bırakır. Kim tarafından belirlendiğini bilmediğimiz bir düzende hayat akıp gider ve insanın gerçekten ne istediği, hayatta ne aradığı, ne için yaşadığının bir önemi yoktur. Söz gelimi sanat yapmak isteyen ve kendini tiyatro sahnesinde hayal eden bir insanı içine alır ve yutar bu düzen. Belirli kalıplar dışına çıkılmasını sevmez. Sanatın meslek sayılmadığı ve sanatçının değer görmediği, ancak doktor, mühendis, avukat gibi mesleklerin gerçek iş görüldüğü sistemde insanların hayal gücü sınırlanır.

 “ Bir daha hissetmek istiyorum.” dediğimiz o özel anlar için mücadele ederiz her defasında. Öncelik sıramızı değiştirmek zorunda kalırız, zevk aldığımız şeylerden fedakarlık etmeye başlarız daha fazlası için. Mesela seyahat etmeyi, yeni şeyler keşfetmeyi çok seven bir insan, içinde bulunduğu yoğunluktan, çalışma şartlarından dolayı seyahat edemiyorsa hayatta tatması gereken o anları kaçırıyor demektir.
             
Kısacası yıpranırız içinde olduğumuz sistemde. Sadece fiziksel de değildir bu yıpranış, ruhumuz da savaşır ve mağlup olur. Yaşama olan inancımız ve bağlılığımız da tüm bunlarla beraber usulca uzaklaşır bizden. İnsan mutluluk için çıkılan bu yoldan yenilmiş olarak döner tüm benliğiyle.
   
Oysa hayat bir sistemin dayattıklarından çok daha fazlasıdır, yaşamayı sevmek ona bağlanmak ve hiç bırakmamaktır. Nazım Hikmet’ in de dediği gibi “ Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın!” Yaşamın bir parçası olan insanların çağlar boyu mutluluk arayışı farklı tanımlamaları ortaya çıkarmıştır. Platon ve Aristotales mutluluğun erdem olduğunu ve insanın kendisine yetebilmesiyle ulaşacağını savunmuştur. Sokrates: “ Mutluluk; daha fazlası için uğraşarak değil, daha azdan keyif duyma kapasitesine ulaşma ile elde edilir.” diyerek mutluluğu tanımlamıştır.
             
 İnsan mutluluğu aramamalı, onun içinde olmalıdır. Sahte mutlulukların peşinde sürüklenmektense anı yaşamanın değerinin farkına varmalıdır. Mutlu olma istediğinden bir an olsun bile vazgeçmeden sürdürülmelidir hayat. Yaşadığımız düzende her şeye rağmen mutluluğu yakalayabilmek, ayakta kalabilmek için farkındalık yaratmalı ve bu farkındalığa sahip bir birey olarak yaşadığımız hayatı deneyimlemeliyiz. Güneşin doğuşunu, yağmurdan sonraki toprak kokusunu ,ilkbaharda açan ağacın ilk çiçeğini hissetmek için tüm bu mücadele! Hiçbir mücadelenin tek başına kazanılmayacağını bilerek insanlara rağmen insanlarla, gerçeklerin farkında olarak yolumuza devam edeceğiz.  Bir mücadele düşünün ki  sonuçlandığında tüm insanlık kazanacak! Gerçek mutluluğun peşine düşmüş farkındalık sahibi insanlar…  Unutulmamalıdır ki, bitkinin ne denli pis su içerse içsin sonunda o arı su damlacığını yaprağında oluşturması gibi , o soylu mutluluk duygusu da koşullar ne olursa olsun insanın iç dünyasında yaratılıp yeşertilebilir.