..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu:reis9923
Eser Sıra Numarası: 171221eser01



                                                            YENİYETMELİK TRAJEDİSİ   

    Derdi ne bu insanların? İnanılmaz kararsızlık hali. Sınırlanmaya alıştırıyor bizi her şey. Özgürlük istiyoruz ama hiç tadına bakamadık ucundan, belki elde etsek dahi varmayız farkına. Hangi düşünür demişti? İnsan bilmediğini arzulamaz diye. Arzulamıyoruz evet bu başka isimsiz bir his. Sanki, sanki havanın azotu gibi orada duruyor her nefeste İçimize çekip kullanmıyoruz. Biraz da karanlık Bir his bizimkisi. Bizi buna gark eden keşke yalnız kendimiz olsak. Güç sahipleri şekillendirme çabasında oysa onlarca kuşak geçti. Bilmiyorlar mı hala? Yoksa umursamamak mı istekleri? Bir bunalım X kuşağı varmış. Kurt Cobain imiş ozanları. Bir de altmış sekiz kuşağı varmış haz ve hürriyet arayan. Durmuş hepsi; kimini sistemler, kimini para hırsı, kimini olgunlaşmak durdurmuş. Duramayanları… Duramayanları hep varmış. Onlar solup gitmektense ölmek demişler.

   Yıllar geçiyor gençler yine genç. Boş kavgalar uzak olsun cihandan. Gerçi hiç var mı dolusu? Bazıları bitse de devam ediyor oysa hiç bilmiyorlar onların ki zahiri kavgalar. Sahi niye kavga etmişler? İçtikleri acı su, yedikleri somun bir değil mi imiş? Yüreklerinde bir yar yok mu imiş?
   
Bir de devrimciler var Devrim diyorlar tek yol. Bu gençler biraz tarih okumalı. Devrim dedikleri akıl tutulması, sarhoşluk bir nevi. Tabloların resmettiği, şiirlere konu parlaklık ama hakikat… Hakikat çok başka. Devrim anız yakmaya çok benzer. Yüzlerce uyarı nafile. Sonra bir bakmışsınız çırayı yakan el ütülmüş aniden. Devrim yok ki faydalı şeyleri öldürmesin. Devrim yok ki tetiği çeken el namlu ucuna konmasın; devrimci karşıdevrimci olmasın. Bir nevi kin kusmadır bu, ateşi pek zor soğur. Kralın kanıyla ıslanan giyotin Robespierre’in ki ile de ıslanmıştır. Dedik ya devrim filintasının namlusu pek geç soğur. Ama soğur. Soğuduğu zaman ne mi olur? İşsiz kalır ölmezse bizim devrimciler. Bu işsizlik hali pek hazindir. Yorganlara çekilir, titrerler onların şiddetine ihtiyaç kalmamıştır. Artık iş bitmiş, yönetim değişmiştir. Bizim devrimciler bilmez ama onlar yalnızca eşeği döverek semer değiştirmiştir.
    
“We want it earth and we want it now.”Bir şeyler yap! Nerede, kiminle, nasıl yaparsan yap. Ne yaptığında o denli önemli değil. Yeter ki yap. Ama acele et, bu devirde karışacak şeytan sanki devre dışı kalmış. İnsan insanın şeytanı olmuş.
    
Bırakın; bizi savunmayın, havayı yumuşatmayın. Uçamaz da kanadımız kırılırsa hiç olmazsa ah etmeyiz. En azından deneriz. Ölsek, çakılsak, çolakta kalsak biz hep uçuşu hatırlar uçuşu yad ederiz.   
     
Bana sıkıntı veriyor bu insanların öğrenmesi. İkisinden birini yapıyorlar mütemadiyen. İlki birkaç saniyede değersiz saymaları bazen cismin bile oluşturmaya yetemediği bilgiyi. İkincisi bir şeyin aktardığı fikri yüceliğe, estetiğe bakmadan adı yücelmiş eser, fikir ya da ideolojileri benimseme ve övmeleri. Jack London’un deyimiyle kabullenilenlerin türbesinde dua etmeleri.
      
Her kozalak aynı çam, her mozalak aynı domuz mu olmak zorundadır? Her evlat, atası olmak onun yapamadıklarını yüklenmek zorunda mıdır? Beni bir şeylerle suçlarken daha on sekiz yaşında olduğumu unutuyorsunuz. Çok değil yirmi yıl önce yoktum bu dünyada. Sizi de yaptıklarınızı da işittiklerimden bilir, aklıma yatırdıklarımı okurum. Yollara kaldırım olmak istemiyorum. Ben üstünden kim yürürse yürüsün, keçi yolu da olsa yol olmak isterim. Başka yol… Eğer illaki kaldırım olacaksam sökün parçalarımı!
     
Yanlış zamanda yaşıyoruz ama çokta yanlış değil. Çok değil ya bir ya yarım asır evvel hayattaydı birçoğu idollerimizin. Tanışabilirdik. Laflayabilir, dağıtabilir, dağılabilirdik. Bu zamanda ölmeyen efsanelerle ve onların izleriyle yetiniyor, kendimizi diğer müsveddelerden izole ediyoruz.

       
Örnek insanları okuduğunuzda bir kısmının yollarının kesişmiş olduğunu görürsünüz. Dost, düşman, patron ya da işçi … Bir his bana bu zamanda benim gibi birileri olduğunu duyumsatıyor. Yaptıklarımızı gördüğümüzde gülümseyeceğimiz, sandalyelerden düşerken sefaletimize güleceğimiz, belki düşman olacağımız birileri olacağını hissediyorum. Benim kadar aç, duyan ama duymaya muhtaç birileri olduğunu hissediyorum. Bu zamanda ya isimsiz ya başarısız ya yeniyetmeyiz ama başka zamanlarımız olacak. Akif’in de dediği gibi “Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın”
     
 İçki, sigara, kumar… Kötü addedilen hiçbir alışkanlığım yok. Allah’ın cezası değer yargılarınıza ve kanunlarınıza bile uyuyorum. Açıklıklarda, ağaç altlarındayım ama hür değilim. Hızlı ya da yavaş volta adımları atıyor nefes yerine is veriyorum. Gömleğim titriyor, kırışıyor bir şey fırlayacak içimden son anda tıkıveriyorum içeri. Fikirlerim derimden akar diye ayaklı duvarlarla sohbet ediyorum. Bu duvarlar ki Tanrı’dan zalim, bıçaktan soğuk, mutlu duvarlar. Yaratıcısının onu gerçek yapmasını diliyorlar tıpkı Pinokyo gibi. Oysa onlar taştan da olsa çocuk değiller. Yekparelik ise züğürt tesellileri. Hercaisini alırken afyonun düşmüyor ağızlarından hürriyet ve vicdan…
      
Eloğulları! Sizden bir şey istemedim, istemiyorum ve istemeyeceğim. İki çift lafım var yalnızca. Biliniz ki biz ne at ne de eşeğiz. Damgalarınızı kendinize vurun. Sizden değilim, uzak olun benden. Asaletiniz iltifat kabul etmez. Son dileğim yaradandan. Allah’ım onlara zaman tanı. Yaşat onları kusana, bıkana gülüşleri solana zevkleri ölene değin…
     
 Ey Benoğulları! Atam, gönlüme bağladıklarım, aklıma bağladıklarım, dallarım ve dahi kendim bilfiil, Kulak verin. Eski yaşamlar bakın neler diyor doğmayanlara henüz. Biz saygı, sevgi, takdir esirgendin bu ve bunun gibilerinden. Sanki hayatın kelebiydik de aşı ölmeyelim diye veriyordu. Kadınlar… Ah ki ne ah… Kaldırımların selam verdiği kadınlar. Bıktıran kadınlar. Aşkla baktıklarımız… Bir şeker handeyle mecalsiz bırakanlar. Çalanlar kalbi özensiz, farkındalıktan yoksun ve fütursuzca… Kıymetinizi bilemedik… Nabzı kafaya çıkaran koşularımız ise hep ofsayttı. İlk ben söylemedim son da olmayacağım. Ama kaçın dostlarım. Yalnız hissetmeyene değin kendinize kaçın. Her yalnızlık üç kişiliktir. Siz, kendiniz ve aşklarınız… Geçmişiniz, anınız ve yarınınız başka deyişle. Kural koyuculardan değilim ama katletmeyin kendilerinizi. Pahalıya patlar. Dörtler beşler mi? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yollara girmeyin. Kolaycılık kalıtsal ama tartın zihninizde. Kekikten nefesler, yalnız gönülde değil kollarda yârler olan diyarlara gidin. İlham ve ibret alın genç mültecilerinden öte tarafın. Aklınızdan çıkarın avuntuları. Son da başlangıçta yoktur bizde. İkisini de görmedik ve görmeyeceğiz. Gördük mü yoksa? Bu da mı yanılsama? Gene mi hep yek… 

Neyse ne! Kapılar bize daima kapalıdır, alışın. Bengiller , dingiller… Sizde aptalsınız benim kadar. Sizde ayıkken sarhoş, sarhoşken ayıksınız. Hayat güzel falan değil bir şey oluşturmadıkça… Sorun mu? Ne sorunu? Zincir… Getir kerpeteni! Tükür ateşe, soğu suda tavda demir gibi… Ve unutmayın… Unutmamayı unutmayın.