..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: pofuduk0305
Eser Sıra Numarası: 180217eser19



                                                HERKESE LAZIM OLAN

       İnsan doğar ve büyümeye fırsatı kalmadan sorgulamaya başlar. Sorular yönetir çoğumuzun hayatını. Küçük bir çocuk “Neden” ona oyuncak alınmadığını sorarken bir boy büyüğü bunu ağlayarak yapar. O, oyuncağı “Nasıl” aldırabileceğini öğrenmiştir çünkü. “Ne zaman, nerede ve nasıl” ağlaması gerektiğini durumlar karşısında deneyimlemiştir. Hatta kime gideceğini, kimden yardım isteyeceğini bildiği takdirde bu ağlama numarasına gerek duymadığının da farkındadır. İnsan doğar ve kendini sorularla, sorunların içinde bulur. 
      
Bir gencin sorusu bir yetişkinin sorunu olabilir veya bir genç, kendi başına bir sorundur bazıları için. Sorular ve sorunlar, ölene kadar bizi yalnız bırakmaz. Hatta bazı inançlarda öldükten sonra da tüm sorulardan kurtulmuş sayılmaz insan. Durum bu olunca başka seçenek kalmıyor insana sormaktan, sorgulamaktan başka. Daima bir şeylerin cevabına ya da çözümüne ulaşmaya çalışıyoruz. Fakat hayat bir test olmadığı gibi soru ya da sorunlarımız da çözümünü kolaylıkla bulabileceğimiz, olmadı bir öğretmenden yardım alıp doğru cevabı alabileceğimiz konular olmuyor elbette. Kendimi bildim bileli her zaman, her mekânda sorup sorgulayan biri olarak bazen, nasıl oluyor da zaman bu kadar hızlı geçiyor diye merak ettim. Zaman dilimlerini kim, neye göre, kime göre belirlemiş acaba, dedim. Kelebekler, kediler için bizler, ölümsüz varlıklar mıyız acaba veya bizim ömrümüz, birileri için gerçekten üç günlük mü?
          
Şu sıralar aklımı epeyce kurcalayan sorulardan biri adaletle ilgili. Hani şu “herkese lazım olan”… Öyle ya, üç günlük hayatında kim adil yaşamak istemez ki… Kanımca adalet kavramı duruma ve zamana göre değişmektedir. Küçükken (Birçok kez şahit olduğum bir olaydır.) düşüp de masaya kafasını vuran bir çocuğu, annesi yerden hızlıca kaldırır ve masaya kızıyormuşçasına vurarak adaleti sağlamaya çalışır. En azından kendi adaletini… Zaman geçtikçe kızılan masaların yerini çocuğun kendisi alır ve çocuklar da kendi hataları yüzünden başka bir “masayı” suçlamaya çalışır. Onlara göre adalet budur ve böyle sağlanmalıdır çünkü. 
       
“Adalet, ortama ve zamana göre farklı tanımlanabilen bir kavram mıdır yoksa adaleti sağlamanın yolu, mekâna, zamana ve kişilere bakmadan teraziyi hep dengede tutabilmek midir?” Adalet terazisini gözleri bağlanarak kapatılmış birinin eline vermelerinin nedeni sorumun ikinci kısmında gizli sanırım.                                           
       
Tokmağı tutan ele bakar adalet. O el ki duyguları tokmağına baskı yapmasın diye gözleri kapalıdır. Karşısındaki kişinin dinini, dilini, ırkını, zenginliğini, fakirliğini, cinsiyetini ayırmasın diye gözleri kapalıdır. Suç her yerde, herkes için aynı suçtur ve cezası da kişiye göre değişmez. Evde, okulda, iş yerinde veya mahkeme salonlarında… Kısacası her yerde adaleti arayan ben, son günlerde bu arayışıma bir de eşitliği eklemiş görünüyorum.
      
Adaleti sağlamak, aynı zamanda eşitliği de sağlar mı veya eşitlik adaletsizliği ortadan kaldırır mı? Hangisi daha önemlidir ya da her ikisi de aynı şeyler midir? Adaletin sağlandığı bir toplumda mı yoksa eşitliğin olduğu bir toplumda mı insanlar daha mutludur? İnsanlar, eşit olmadıkları için adalete ihtiyaç duyuyor olamazlar mı? Sanırım daha çok kafa yorduğum, beynimi şiddetle kemiren en önemli soru, sonuncusu ve cevap sorunun içinde saklı. İnsanlar eşit olmadıkları sürece adaleti arayacaklar. Sadece adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında değil; evde, okulda, sokakta arayacaklar adaleti. Hiçbir yerde bulamayınca belki de nerede olması gerektiğini hatırlayacak, vicdanlarına, kendi içlerine bakacaklar. Bugün hala bir ebeveynin çocuğu düştüğünde masayı, sandalyeyi dövüyor olması; adaleti sağlamak için her zaman bir günah keçisi bulunur mesajından başka bir şey değildir. Adaleti sağlama(ma)nın mutluluğuyla aslında adaleti dağladığını göremeyen annelerin, babaların, yetişkinlerin bulunması da gösteriyor ki bu arayış ne yazık ki daha çok uzun sürecek. 
     
Her ne kadar adaletin kolay bulunamayacağını düşünsem de kelime içindeki harfleri dağıtarak anlamsal bir yakınlaşma yakalamaya çalışayım.

adalet
a-dalet
ad-alet
ada-let
adal-et
adale-t
adalet