..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: nişaire1925
Eser Sıra Numarası: 180217eser05



                                                               ARAYIŞ

       Tüketiyoruz, tükeniyoruz. Hayatta var olan her güzelliği, ruhumuza kalanı. Hayallerimizi, neşemizi, sevincimizi, öfkemizi… Kaybediyoruz. Teknoloji gelişirken ilişkilerimiz, kelimelerimiz geriliyor. Söz dağarcığımızda kalan birkaç kelime ancak sosyal bir ağa yetiyor. Dur demeye dilimiz varmıyor bazen; savaşa, haksıza, yanlışa! İçimizdeki çocuk kan ağlıyor günün monotonluğunda. İnsan neden böylesine yok eder ki ruhunu? Tüm evren onun için bir arayış alanıysa; neden bir internet ağından anlamak ister, bulmak ister hayatı? Hayat bu denli yekpare bir mahzen iken neden küçük bir odaya hapsoluyoruz? Yürümek hatta koşmak ve dokunmak gerek tüm doğaya… Yedi kıtada ruhunun izi olmalı. Para, maddiyat, iş güç bahane artık bu dünyada. İstersen, eğer istersen dünyaları aşabilirken tek yaptığımız internet oyunlarında seviye aşabilmek. Âlemler içinde” akıl ve bilinç” olgusuna sahip insanlığın köleleşme belki de bilincini teslim etme devrindeyiz, kendi hüneri bir efendi ile. Tozlu sayfalara dokunmak, kalemi kâğıtla buluşturmak, ansiklopedilere bulanmak çok geride artık. Bir müzede devri yeniden yaşamak çok eskilerde. Artık her şeyi bir ekran ardından seyrediyoruz. Tebessümlerimizi bile saklıyoruz emojiler ardına. Komşu, arkadaş, akraba kavramları” yoğunluk, hayat meşguliyeti” diye diye kayboluyor. İnsan biriktirmek, keşfetmek yok bu devirde. Aşk eskisi gibi ömürlük değil, tükeniyor birkaç günde. Neden teknoloji geliştikçe kaybediyoruz benliğimizi, makineleşme hırsımız neden? Bir yandan doğayı katledip bir yandan su savaşlarını düşünmek. Yaş aldıkça hayattan, yaşamayı unutuyoruz. Belki eksiklikler var hayatımızda, çocukluğumuzda. Uçan balonumuz, pamuk şekerimizin tadı silinmiş yüreğimizden. Biz ruhumuzu siliyoruz evrenden. Kaybediyoruz gün geçtikçe içimizdeki o küçük çocuğu.

       Yazıyorum, okuyorum, yaşıyorum. Tanımaya, anlamaya, ruhumda tatmaya çalışıyorum dünyayı. Bir kitabın sayfasında Nazım Hikmet el sallıyor, Raskolnikov sırrını paylaşıyor, Aysel gidiyor. Soluksuzca yaşamıyorum hiçbir cümleyi aksine altını çize çize, yaşayarak sığdırıyorum benliğime. Bir şarkıyı üst üste dinlemek yerine ahvalime uygun hayallerle dinliyorum. Uzunca yaşıyorum her duyguyu, mana âleminde yolculuk ediyorum mütemadiyen. En sevdiğim kurabiyeler hemen bitmiyor, tadını çocukluğumda hissediyorum. Dokunduğum, yüreğimde bulduğum her şeyle kendi bilincime seyahat ediyorum. Sadece kameraların seyrettiği hiçbir manzara yok benim albümümde. Her yeni şeyi ilk ” ben ”yaşıyorum yüreğimde. Kendimi keşfetmeyi seviyorum. İnsanlığa, doğaya sahip çıkmak, bir hayvanın acısına merhem olmaktır hobim. Nefes aldığımızı sanırken çevremizdeki her canlıyı unutuyoruz ve kurtaramadığımız her can insanlığımızdan gidiyor. Benim lügatimde insanlık; el ele vermiş kutsal bir aile. Ben her yeni günümü; evrene, sevginin akış merkezine bir yudum katkım olsun diye güzelleştiriyorum. Hayatın kısa olduğunu bilen insanlık neden ailesi için ufak da olsa bir şeyler yapmıyor? Gazetelerin üçüncü sayfalarına bakılamıyor artık. Vahşet ve dehşetin, öfkenin, sevgisizliğin yeni adı manşet olmuş. Yumuşatıyoruz belki de böyle. Bir insanlık dramı en fazla üç gün konuşuluyor, ayıplanıyor. Sonra alışıyoruz, alıştıkça yok oluyoruz. Savaş, taciz, istismar, cinayet, terör, katliam… Hırsızlık en hafifi belki de. Kötülüğe, birbirimizi ezip geçmeye, üzmeye alışıyoruz. Bir evladını yitiren annenin acısını anlık paylaşıyoruz. Duygularımızı içselleştiremeyişimiz niye? Empati; kendi bedeninde karşındaki ruha yolculuktur. Bedenlerin, dünyevi her şeyin geride olduğu. Peki empati şu an nerede? Onu da mı yitirdik kelimelerde? Birbirimizi keşfedemiyoruz artık, hissedemiyoruz. Sosyal medyanın sosyalitesi sadece isminde. Profil fotoğraflarının ardındaki profilimizi unuttuk artık. Kapı sohbetleri, bayram gezmeleri, düğün evleri… Antika oldu modern kişiliğimizde. Muhabbet etmek, birbirimizin yaşam deneyimlerinden faydalanmak yok artık. Buluşuyoruz, oturup fotoğraf paylaşıp sosyal medyaya bağlanıyoruz. Sonra da kelamın ahengine dalmadan terk ediyoruz o mekânı. Yaşanmış birkaç anı, kahkaha sinmiyor artık duvarlara. Münazaranın sonu münakaşaya varıyor. Tahammülümüz yok, tekâmül hedefimiz yok. Çünkü hayalimiz, hedefimiz ne bilmiyoruz. İnsanlar neden içindeki çocuklara, dünyaya seslenmiyor? Öğrenmek, keşfetmek en güzel hediyeyse; neden bir odada yaşıyoruz hayatı? İşte en çok bunu soruyorum kendime: ”Biz sahiden ne için gelmiştik evrene?”. Bu soruyu kendime her gece sormamın nedeni; yaşam amacımı unutmamam için… Ben kendimden her gün onlarca cevap alıyorum çünkü yaşamayı seviyorum ve kelimelere sığamayacak kadar nice hayalim var. Bazen cevabını bildiği soruyu da sorar insan, sormalı. Özgün ya da sıradan. Ama hayatın temelini oluşturan, doğumdan son nefese giden yolda her gün sorulması gereken. İnsana kendini bulduran soru bu işte. Küçükken sorarlardı hep:” Ne olmak istiyorsun?” diye. Cevabım netti: “Yazar”. Benden doktor, öğretmen dememi beklerlerdi. Ama ben hep yazar olmak istedim; hayatlara dokunmak, her satırda bambaşka bir yürek olmak. ”Ne olmak” sorusuna çok kızardım çünkü ben bir şey olmak zorunda değilim. Ben zaten bir insanım, seyahatteyim. Olmak yerine birçok şeyle uğraşabilirim. Hayatı farklı uçlarından yakalayıp bütünün hizmetine, sevgisine katkıda bulunabilirim. Bir gün öğretmen olur; bir insan yetiştiririm. Bir gün doktor olur; yaşama yön veririm. Bir gün yazar olur; kelimelerle iyileştiririm. Bir gün sadece anne olur ve tüm mesleklere sahip oluveririm. Anne kimliğinde dünya olurum, insan mühendisi… Sormalı, sorgulamalı, eleştirmeli ve bulmalıyız kendimizi. İşte sorumun budur nedeni, evren meselesi...  Aslında sorularımızın cevabı evrenin her taşında, yaşayışında, içimizdeki çocuğun göz kırpışında. Yalnız olduğumuz ya da el ele olduğumuz her anın fısıltısında. Düşe kalka büyüyen içimdeki çocuk; sen söyle! Yaşamak; ruhun kendini bulması değil midir her devirde, her şiirde, her daim yürekte… Kendinden öte…

       Yaşam insanın belki de sadece kendini arayışında, yaşayışında. Belki de özümüze ulaşınca dağılacak tüm kötülükler. Bedenimizi yaşlandıran, nefesimizi kısaltan asıl etken; kendimizi bulamayışımız, içimizdeki çocuğa ulaşamayışımızdır belki. Belki de daha çok ömrümüz varken yıpratıyor, cezalandırıyoruz kendimizi. Ölüm dediğimiz sonu; teknolojinin doğuşu, insanlığımızın sonu getiriyor. Kıyamet, dünyanın sonu değil aslında, asıl kıyamet; insanlığın sonunda. Nefesimizi tüketen biz miyiz yoksa? Her kötülükte, kendini hissedemeyişinde nefesin eksiliyor mu acaba? Belki yarına nice imzalar atacakken gözümüz bağlı ölümü bekliyoruz. Kalkmalı, direnmeli ve yedi kıtanın güneşinde bulmalıyız abı hayatı. Gökkuşağından yarına “merhaba” demeli ve caddede tebessümler saçmalı serencama. Asıl ömür uzatan şey, belki de ölümsüzlük iksiri bizim ruhumuzdadır. Hadi, kendimizi bulalım birkaç tebessümde! Rüyalarda, bir melodinin fısıltısında, alfabenin her tonunda sarılalım ruhumuza. Hayal kurdukça yol alalım Alaaddin’in halısında! Binbir gece dinleyelim masalımızı ve Külkedisi kavuşsun ayakkabısına! Tükenmeyelim, tüketmeyelim renkleri yağmurdan sonra! Kelimeler dinmesin bakışlarımızda, hep bir sözümüz olsun hayata! Ebediyen yaşasın içimizdeki çocuk mısralarda, masallarda, yedi kıtada…

       İnsanlık için soruyorum: ”İçinizdeki çocuğa ulaştınız mı, ona bir merhaba bıraktınız mı ya da bir cam kenarında, buğulu kalbin yansımasında hissettiniz mi onu?”. Umut var, yaşadıkça umut hep var, tükenmedikçe. Bir şans verin evrene. Tanıyın, keşfe çıkın kendinizi. Bir gün kutupların güneşinde, bir gün çölün serinliğinde. Arayan bulur; arayan ruhunu, umudu, mutluluğu bulur. Bir keşfe çık ve tüm evrende bul kendini. Topla benliğine giden şifreleri. Aş aşkın yollarını ve sana kalsın nefesin manası. Hayat biz kendimize ulaştıkça yaşanabilir olacak, dertler son bulacak, cennet günümüze doğacak… İnanıyorum, yazıyorum, yaşıyorum ki; hayat merhametli bir çocuk olacak. Asıl soru bu işte” Hayat”! Cevaplaması bir ömür sürecek. Yolun, yolumuz, sonumuz güzel olsun. Evrene, sevgine, yüreğine, “kendi ”ne iyi bak…