..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: müverrih2018
Eser Sıra Numarası: 180217eser49



                                      Gözden ırak kültürden ırak olur mu?

    Gözden ırak olan, gönülden ırak olur; sonrasında ne mi oluyor? Aileden, değerlerden, kültürden, kimlikten, insanlıktan uzaklaşılıyor. Gönüllerde yer eden aynı duyguları bütünleştiren ve paylaştıran, insanların bir arada olmasıdır; insanlar birbirinden uzaklaşınca her şeyini kaybediyor. Sonrasında aileden başlayan bir hezeyan, toplumsal kimlik arayışına kadar gidiyor.

     İnsanlık kadar eski olan aile kavramı -değişen dünyaya bağlı olarak- yeni izahları kabul ediyor oldu. Sonuç hiç iç açıcı olmayan bir hale soktu bizi. Geniş aileler yerlerini çekirdek ailelere bıraktı. Ailelerin gün geçtikçe değerlerini kaybetmesi toplumun kimliğini de bozdu. Öyle ki dayısı, amcası olamayacak nesillerimiz oluşmaya başladı. Eskiden -bir çatı altında- bağlarımızın kuvvetliliği, insanın ruhuna işliyordu ve güzel ailelerin güzel bireyleri o değerli toplumu oluşturuyordu. İş için, eğitim için tek tek yuvadan uçmaya başlayınca işler değişti. Aslında kaybolan her tuğla, duvarın küçülmesine ve güçsüzleşmesine neden oldu. Sayıca çoğalan her bina virane gibi ha yıkıldı ha yıkılacak durumda, sokakları süsler oldu. Ailesinden kopan o tuğla, gittiği yerde zorla da olsa tutunmaya çalışır ve bazı şeylerden feragat eder oldu. Komşuluk öldü, insanların birbirine bakış açıları değişti. Birbirlerinin yüzüne dahi bakmayacak raddede, insanlık çöle dönüştü. 

Aile ile -para/meslek uğruna- aramızdaki bağları koparınca kültür erimesi toplumu kapıda karşılar oldu. Uzaklık ile ne alakası var diyebilirsiniz? İnsanlar geniş ailede önce ben diyemezdi, toplumda nasıl yaşaması gerektiğini bilirdi. Günümüz insanlarının mutsuzluğu da hep bencilliğinden ileri gelmiyor mu? İnsanlık gün geçtikçe robotlaşıyorsa yegâne nedenlerinden birisinin aile bağlarının kopması ve sonucunda kültürel değerleri yitirme ve gelenekleri yerine getirememe değil mi? Birbiri ardı sıra gelerek domino etkisi yapan bu meseleler sonucunda ideal insan olurken büyük bir engel önümüzü tıkıyor: kimliksizlik.
Bir ağacın yapraklarındaki parıltı güçlü olan köklerinden gelir. Aile de bir soydaki kimliği yeni kuşağa duygularla yaşatarak hissettirir. Örneğin küçük bir kentten büyük bir şehre gelen insan adapte olmakta zorluk yaşayacaktır. Çünkü benimsediği ve devam ettirmeye çalıştığı dini, kültürel değerlerin hiçbirini layıkıyla yapılmadığını görüp manzara karşısında o da değerlerini yavaş yavaş kaybedecektir. Aileyi besleyen ata unutulunca başka bir kültür ve başka bir değerin benimsenmesi kaçınılmaz oluyor. İçi boşaltılmış insanların yoksunluklarının doğurduğu bu değer kaybını tetikleyen yegâne unsur ailemizden uzaklaşmamızdır. 

Değerlerimize olan bağlılığımızı tazelememiz gerekmekte. Her ne olursa olsun elimizde olmayan nedenlerle ailemizden ayrıldığımızda ata değerlerine sıkı sıkıya tutunmamız ailemizi yaşatmamız lazım. Almanya’ya 1960 yılında giden işçileri bir Almandan ayıran değerlerine tutunmasını sağlayan birikimdi. Üzerimize gelen dalgalara karşı durabilmemiz için bilgiyle donanmış olmak gerek. Biz yardım etmeyi -karşılıksız- çok seven bir kültürdük. Hatta kendimizi o kadar aşmışız ki kuşlara dahi köşkler yapar olmuştuk. Peki ya şimdi? Yolda giderken birbirimize selam vermekten aciz, her şeyimizi çıkar odaklı yapar olduk. Uzaklaştıkça ailemizin çizdiği yahut bizim devam ettirmemiz için bıraktığı yolu kullanamaz olduk. Değerlerimizdeki insaniyetli unsurlar, başka değerlerde yokken nasıl da burun kıvırıyoruz. Milli değerlerimize tutunduğumuzda gönüllerin bir hissetmesini sağlayacağımız kesindir. Değerlerimizi kurutup saklamak yerine taze tutup yaş’atmamız lazım. Ailemize ve değerlerimize uzaktan bakmamalı onlarla aynı hissiyatı paylaşmalıyız çünkü gözden ırak olan gönülden ırak oluyor.