..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: müşkülpesent2709
Eser Sıra Numarası: 180216eser22




                                                  ARAYIŞIMIN SORULARI

      İnsanlar hayatları boyunca belirli kurallar altında, sınırlar çerçevesinde yaşar. Toplumun bireyleri baskıladığını düşünürsek kimsenin hiçbir şeyi sorgulamadığı hükmünü vermemiz kolay olur. Fakat işin aslı hiç de sanıldığı gibi değildir. En baskı altındaki, en tek düze, en umursamaz insan bile hayatı boyunca mutlaka kafasını kurcalayan sorularla boğuşmuştur. Çünkü soru sormak içgüdüseldir, insanlık ve yaşam belirtisidir. Bana gelirsek, benim sorularım bitmek bilmeyen arayışımın ürünleridir. Bir noktadan sonra döngü içinde olduğumu hissettiren, aradıkça soran, sordukça yeni arayışlara yol açan ve bu şekilde sürüp giden yaşamımda bir tutamaktır sorularım. 

Soru sormaya ne zaman ve nasıl başladım inanın hatırlamıyorum. Kendimi bildim bileli merak etmiş ve bir cevap aramışımdır her yerde. Başlarda çevremi anlamlandırmak için sorular sorardım etrafımdakilere. “Doğanın sınırları var mıdır? Evrende bizden başka canlılar da yaşıyor mu? Değerler nedir?” diye başlayan ve bir konudan başka konuya olağanüstü bir hızla atlayan sorularım karşısında herkes şaşırırdı. Daha küçücük bir kızken sorularıma verilen yanıtları beğenmediysem küsüp giderdim odama. Penceremden gökyüzüne bakarak devam ederdim yeni sorular üretmeye: “Yıldızlara dokunabilir miyim? İnsanlar da kuşlar gibi uçamaz mı? Bana okunan masallar gerçek mi?” O zamanlar bana normal, çevremdekilere ilginç gelen sorularımın nedenini şimdi anlıyorum. Kocaman dünya karşısında ufacık bir çocuk, yeni keşfediyor etrafını, her gün yeni bilgiler öğreniyor ve anlamlandırmak istiyor çevresini, hayal kurmak istiyor olabildiğince. Sorduğu o küçük sorularsa ona evrenin kapılarını yavaş yavaş aralıyor, etrafını tanımaya başladıkça daha çok düşünüyor ve daha çok hayal kuruyor. Meğer tek isteği daha çok hayal kurmak için daha çok soru sormak ve daha sağlam cevaplar almakmış. Tabii sorularımın herkesi bunalttığını fark edememiştim daha, ben sordukça insanlar daralıyor ve artık bana cevap üretemez oluyorlardı.

Kimseden beni tatmin eden cevaplar alamamaya başladığımda, biraz da genç kız olmaya başlamamın etkisiyle, sitem dolu bir hal aldı sorularım. Aileme, arkadaşlarıma, hayvanlara, sokaklara, denize, güneşe, tanıdığım ve tanımadığım her varlığa karşı sinir doluydum. Bu sinirimi dizginlemenin tek yoluysa daha çok soru sormaktı. Etrafımdaki hiçbir varlığa güven duymazken, çalkantılı bir ergenlik dönemini atlatmak zor olduğundan olsa gerek ki sorularımdan destek almaya başlamıştım. Çevreme saldırgan bir tavırla yaklaşırken kalkan oluyordu sorularım bana. Bir yandan sinirimi kusmamı sağlıyorlar, bir yandansa her şeyi bırakıp gitmeme engel oluyorlardı. “Neden toplumda herkes eşit değil? Neden sevdiğim kadar sevilmiyorum? Neden insanlar ömürlerini çalışarak harcıyor? Neden kimse beni anlamıyor?” gibi sıraladığım sorularım kırgınlık, kızgınlık doluydu. Bir yandansa seviyordum bu halde olmayı. Artık cevap aramayı bırakmış, yalnızca içinde bulunduğum yaşamdan memnun olmayan bir hal almıştım. Bu yüzden sorularım bana umut oluyordu. Hep daha farklı bir şey aramaya, içinde bulunduğum düzenden kurtulmaya, kendime yeni bir evren yaratmaya hevesliydim. Arayışımın sonuçlanacağından ümitliydim başlarda. Bir süre sonraysa yalnızca aramak, sormak keyif vermeye başladı bana. Sonucunun ne olacağını ve hatta sonuç olup olmayacağını düşünmeden arıyordum yalnızca. 

Arayışımdan keyif aldıkça kendimi keşfetmeye başladım. Ruhumun, zihnimin derinliklerine inmek istiyordum. Kendi düşüncelerim ilginçleşmeye başlamıştı gözümde, hislerimin nedenlerine kadar sorgulamak istiyordum. En zor kısım da buydu aslında, insanın kendisini sorgulaması. “Neden herkesi kendimden uzaklaştırıyorum? Hayatımda varmak istediğim yer neresi? Benim özüm ne? Zayıf noktalarım neler? Kendimi seviyor muyum?” gibi kimi zaman yıpratıcı, kimi zaman yapıcı sorularım vardı kendime karşı. Bir arayıştaydım ve eninde sonunda kendime de dönüp bakmalıydım. Kendimi bulabileceğimi, anlamlandırabileceğimi sanmıyordum çünkü her gün değişiyordum. Tıpkı bir ateş gibi, sürekli değişim içerisindeydi fikirlerim, hislerim. Cevap bulamayacağını bile bile, o ateşin yanmasını sürdürmek, kül olmamak için soruyordum artık. Biliyordum ki o ateş yandıkça ben aramaya, yani var olmaya devam edeceğim. Kafamı kurcalayan bir başka soru daha çıkmıştı: “Sorduğum için mi arıyordum, aradığım için mi soruyordum?” Bu soruya hala cevap veremem. Sanırsam ikisi birbirini tamamlıyordu ve ayrı ayrı düşünülemezdi. Dedim ya, bir döngü içindeydim artık. 

    Sorularım hala bitmedi, nefes aldığım müddetçe de bitmeyecekler. Bir gün soru sormayı bırakırsam ve hala nefes alabiliyorsam arayışımın nihayetine erdiğini sanmayın, sevinmeyin benim adıma. Aksine üzülün halime, soru sormadan geçiyorsa günlerim, ben aslında yalnızca fiziksel olarak varımdır, boşuna yaşıyorumdur ve bütün önceki sorularım, arayışlarım da anlamsızdır. Arayışımdır beni hayatta tutan, sorularımdır bana tutamak olan. Anladım ki cevap bulmak değil önemli olan. Önemli olan durmadan, yılmadan sormaya devam edebilmek, inadına daha çok soru sormak. Biliyorum ki ben ancak soru sordukça ve arayışta oldukça varım.