..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: meraklı2222
Eser Sıra Numarası: 171223eser01



                        Neden İnsanlar Mutlu Olmak İçin Sebep Ararlar?
   Küçükken hep düşünürdüm; Bütün insanlar mutlu olmak istiyorlarsa, neden olmuyorlar? Mutlu olmak için tek yapmamız gereken yüzümüze bir gülücük kondurmak değil midir? 
    
Acaba bu insanların ailesi yok muydu? Hiç mi birbirlerine karşılıksız sevgi gösteren, bir arada olmak için her türlü kötülüğe karşı koyan, birbirlerinin hayatını güzelleştirmek için kendi mutluluğunu göz ardı edecek birilerini görmemişler miydi? Ya da küçük, sevimli bir kardeşleri yok muydu, ona bildiklerini öğretmek, beraber gökyüzünü seyredip, yıldızları anlatmak istedikleri? Bu sorular hep kafamda dolaşıyordu. Çünkü ben mutluydum ve herkesin mutlu olmasını istiyordum, hem de o küçük yüreğimin son parçasına kadar. 
    
Maalesef kimi kimsesi olmayan insanlar da varmış dünyada. Küçükken bunu düşünememiştim. Dünya adil değilmiş, savaşlar varmış. İyi ki öğrenmemişim o zamanlar bu gerçekleri. Küçücük bir çocuğun yetişkinlerin aptallıklarından etkilenmesi kadar kötü çok az şey vardır. Dünyayı bu hale getiren de budur belki. Her çocuğun mutluluğunu paylaşacağı bir ailesi olsaydı eminim dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Belki bir gün olur. Benim hala umudum var. Her şeye rağmen umut dolu içim. Çünkü iyi insanlar da gördüm. Mutlu insanlar, Hayallerinin peşini bırakmayan insanlar. 
    
Parayla mutluluğu satın alabileceğini sananlar da varmış. Anlayamadığım bir çok şey var ama anlayamayacağım şeyler çok nadir çıkar karşıma. Bu da onlardan biri. Para, mutlulukla nasıl kıyaslanabilir ? Nasıl böyle vahşi olabiliyor insanlar? Dünya nasıl bu hale geldi? Mutluluğu paylaşarak arttırabiliyorken nasıl bu kadar ulaşılmaz hale getirdik ki? Keşke küçük bir gülümsemenin değerini anlayabilecek kadar akıllı olsaydı insanoğlu. Belki o zaman mutlu olmak için bir sürü nedene sahip olduğumuzu da anlardık. 
    
Herkes görüyor karın yağdığını, ama kimse o milyonlarca küçük sanat eserini, o doğa harikası kar tanelerini fark etmiyor. Herkes duyuyor kuşları, ama kimse dinlemiyor o narin ve nazik hayvanların harikulade melodisini. Bakıyoruz doğaya. Bakıyoruz sadece. Yan tarafımızda sonbaharın süzülen yaprakları varken biz asfaltta yürümeyi tercih ediyoruz çünkü. Kendimizi şehirlere hapsedip, hayatın tadını unuttuk zamanla. 
    
Hiç yaşadığınızı hissetmediniz mi? Asfaltın ve betonun ötesindeki rengarenk gökkuşaklarına ulaşmayı hayal etmediniz mi? Ya da, Görmediniz mi hiç gülüşüne dünyaları değişmeyeceğiniz bir insan? Bir adım yaklaşmanın okyanusları aşmaktan zor geleceği, ellerini tutmak için hayatınızdan vazgeçebileceğiniz birini tanımadınız mı? Hiç mi tatmadınız aşkı? Kalbiniz, ışıl ışıl parlayan bir çift gözü tekrar görebilmek için yanıp tutuşmadı mı? Reddedileceğinizi bile bile hayal kurmadınız mı? İnsan aşkı yaşamadan mutluluğungerçek anlamını öğrenemiyor. Çünkü mutluluk kendimiz için değil sevdiklerimiz için yaşamak demektir bence. 
    
İnsan elindekinin kıymetini bilmeli. En çok da zamanın kıymetini. Avcumuzun içinden kayıp gitmeden zaman, uğruna ölebileceğimiz o gözlere bir kere daha dalıp gitmeli, küçük kardeşimizle bir kez daha kucaklaşmalıyız. Aktıktan sonra avcumuzun içinden zaman, ne önemi kalır keşkelerin, pişmanlıkların? O gün hepimiz anlayacağız artık, ne yaşayıp yaşamadığımızı, ve mutlu yaşamak için önce gerçekten yaşamak gerektiğini. 
    
Dünyadaki en acı gerçeği öğrendim artık. İnsanlar mutlu olmak için değil yaşamak için sebep arıyorlar. Hepimiz korkuyoruz. Korktuğumuz için hayatımızı yaşayamıyoruz. Bu yüzden gözlerinizi ufka doğru kapatın, ve geri kalan hayatınıza mutlu yaşayarak devam edeceğinize dair kendinize bir söz vererek açın. Umutla bakın geleceğe. Boş verin tüm dertleri. İnsanı en çok üzen şey kaybettiği zamandır. Hele ki zamanınızı bir hiç uğruna harcıyor, ömrünüzü kendi canınızı sıkarak geçiriyorsanız durum daha da kötüdür, ama hiçbir şey için geç değil. Yüzünüze bir gülücük kondurun ve bardağın yarısının dolu olduğunu hatırlayın. 
    
    Küçükken düşündüklerime, sorduğum sorulara bakınca daha iyi anlıyorum, bir çocuğun ne kadar masum ve şefkatli olabileceğini. Gülmek en çok da çocuklara yakışıyor. Buna bütün kalbimle inanıyorum. Artık bir idole ihtiyacım olmadığını da anladım. Bundan sonra korktuğumda, çekindiğimde kendime dönüp, ben olsam ne yapardım? Diye soracağım. Çünkü şeytan kendini hiçbir çocuğa gösterecek kadar, o umutlu gözlere bakacak kadar cesur değildir bence.