..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: mavi3233
Eser Sıra Numarası: 180216eser09



                                                                     ADALET(SİZ)

    Bir insan başka bir insanı neden sevmez? Neden bir başkasından üstün olmaya çalışırken varını yoğunu ortaya koyup elindekilerden de olmaya bu kadar heveslidir? Peki ya insan neden bu denli gözü doymaz ve cimri bir varlıktır? Yoksa bu ikinci soru, birincinin cevabı mıdır? Birbirimize duyduğumuz sevgisizliklerin nedeni aramızda daha doğmadan sahip olduğumuz eşitsiz şartların sebep olduğu bir adaletsizlik duygusu mudur?

Dünyada herkesin eşit olduğunu düşünmek bir yanılgıdan ibarettir. Çünkü buna daha doğarken içinde bulunduğumuz şartlar engel olur. Bazen zengin, bazen fakir veya bazen güzel bazen çirkin yaratılmamızdaki ölçü, denge ya da dengesizlik neye göre düzenlenmiş, karar verilmiştir? Bütün bunları geçsek bile Afrika’daki bebeklerin, çocukların veya gençlerin açlıktan ölmelerine karşın örneğin Amerika’daki bazı insanların yemekten ölmesi midir eşitlik? Ölümde mi eşitleniriz? Kimimiz hastalıktan, kimimiz vücudumuzun inceliğini koruyacağız diye fazla yediklerini kusarken mi eşitlenmiş oluruz?

Bana göre kim ne söylerse söylesin dünyada adaletin sağlanması imkansızdır. Ancak bu imkansızlığı biraz daha katlanılabilir hale getirmek bizim elimizdedir. Her zaman ve her yerde güçlü taraf güçsüzü ezmekte… Peki ya olması gereken bu mu? Güçlü taraf her zaman güçsüzü ezmeli mi? Ezerken mi eşitlenmeliyiz, ezilirken mi? Yoksa Pascal’ın dediği gibi “adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları” mı gerekir? Ya da kaderimize razı olup ünlü Alman atasözünde olduğu gibi adaletin yalnızca mezarda olduğunu düşünmeye devam etmeli, mücadele etmekten vaz mı geçmeliyiz?

İnsan denen anlaşılmaz varlık kendini daima birlerine üstün görerek mi var etmeli yoksa güçsüz tarafların yardıma ihtiyacı olduğu konularda onlara yardım eli uzatıp kendisiyle eşitlenebilmesi için yardım mı etmeli? Tabi ki yardım etmeli, etmeli ki eşitlik denen şeyden bir rüya olarak da olsa bahsedilebilsin. Çünkü adaletin amacı eşitliği inşa etmektir. Bir toplulukta eşitlik olmadan hiç kimse tam olarak mutlu olamaz. Dünyanın en güzel yemeğini yesek bile masamıza aç bir çocuk mendil satmaya geldiğinde mutluluğumuza gölge düşebilir. Beraber yaşadığımız insanları görmezden gelmek imkansızdır çünkü. Bazen bir mendil satan çocuk, bazen engelli bir ihtiyar, bazen açlıktan ölen bir köpek yavrusu olarak karşımıza çıkarlar.

Fransız yazar Victor Hugo’nun da dediği gibi iyi olmak kolaydır da zor olan adaletli olmak mıdır? Peki adaletsiz bir dünyada adaleti savunmanın anlamı var mıdır, varsa nedir? İyilik ve adaletsiz hangi noktada birbirine ters düşer? Bu soru benim için önemli çünkü çocukluğumuzdan beri değişmez bir yasa olarak bize öğretilen iyi insan olmanın, adaletli olmakla aynı şey olmadığını iddia ediyor. Bana adaletin, bazen bazılarına ötekilere olduğu gibi iyi davranmamayı gerektirebileceğini hatırlatıyor.Ya da bazılarına diğerlerinden daha fazla iyi davranmak gerektiğini. 

     Aslına bakarsak herkesin tek ortak fikri dünyanın herhangi bir yerinde örneğin yangın çıktığında bunun kendi ülkesinde olup olmadığı olmamalı. Ülkesinde deprem olduğu zaman sadece kendi şehrinde olmadığı için sevinmemesi. Ya da kendi şehrinde deprem olduğunda evinin bulunduğu binanın yıkılıp yıkılmadığı dışında diğer insanların evlerinin durumunu da düşünebilmesi. Peki ya yarın bizim başımıza da aynısı gelirse diye düşünüp ona göre hareket edebilmek her insan için en güzel, en doğru tutumdur. Ömer Hayyam’ın da dediği gibi “Adalet kainatın ruhudur.” İnsan olmanın ilk şartı empati kurabilmek. Belki de bilemediğimiz tüm soruların cevabı budur, ne dersiniz?