..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: mavi2002
Eser Sıra Numarası: 180216eser59




                                                     İYİLİK KIRINTILARI

      Gözlerini lambanın soğuk fakat güçlü ziyasından alamayarak, kafasının içindeki sorulara birer yanıt arıyordu. Bulunduğu evin yakınlarında, bir çocuk rüzgârla ilk kez bu kadar yakınlık kuruyor; bir sokak köpeğinin bakışları bir gence ilk kez bu kadar dokunuyordu. Yağmur ağır ağır şiddetini arttırmış, ağaçlardaki son yapraklar da yuvasından ayrılıp rüzgârla sonsuzluğa karışmıştı. Tüm bunlar olurken aklındaki sorularla bitmek bilmeyen bir mücadeleye girmeye cesaret göstermiş olan kahramanımız hâlâ sonuca ulaşabilmiş değildi. Düşündükleri; insanlarla, kendisiyle ve koyu kestane gözlerini her gün taptaze umutlarla dolduran yaşamla ilgiliydi.

Dünya onun için olağanüstü güzellikte bir yerdi. Aldığı her nefes kalbinde ayrı önem taşır, ciğerlerine dolan bu büyülü gazın ona nerelerden geldiğini hayal eder, mutlu olurdu. Geceyi sabırsızlıkla beklerdi. Çünkü evlerinin olduğu bölgeden yıldızlar net bir şekilde görülür, bu minik parıltılara eşlik eden ayla birlikte onu huzura götüren bir yol oluverirdi sonsuz gök. Ona göre her insanın içinde iyilik vardı. Ama anlayamıyordu, bu kadar güzel bir dünyada bu kadar kötülük nasıl olabilirdi? İnsanların mutsuzluğunu bekleyen yahut bu durumdan mutlu olan insanlar, içlerindeki iyilik kırıntılarını gittikçe ufalayan insanlar, başları yastıkla her buluştuğunda yüreklerinde insanı paramparça eden bir sızı hissetmiyor muydu gerçekten?
İlk kim başlatmıştı acaba bu insanlıktan uzaklaşıp hep kedere koşma oyununu. Her şeyin bir sonu varsa neden son bulmuyordu bu karanlıklar?

Yağmur iyice artan şiddetiyle yağmaya devam ediyordu. Anaç bir kucaklamayla yavrularını yağmur ve rüzgârdan koruyan bir köpek bütün sokağı ısıtmaya yetiyordu. Evlerin yanan ışıkları birçok şey anlatıyordu aslında. Anlamak için gereken tek şey görmekti.
Sadece kötü şeylere karşı öfke yoktu içinde; aynı zamanda da hâlâ, ufacık bir şekere sevinen çocuk masumluğuyla seven, yardım eden, yaşamı hisseden insanlar da vardı. Anıların kıymetini bilen, insana insan gibi değer veren, hayvanları seven gerçek insanlardı bunlar. Yaşam, en çok da böyle insanlar sayesinde güzeldi işte.

Bu insanların sayısı ne yapılarak arttırılabilirdi? Dedikodu yapan, çalan, ki çalınan bazen bir yaşam bile olabiliyor, nankörlük edip kendine yapılan bütün iyilikleri tek hamlede silebilen insanlar yerine; hayallerinin peşinden gidip hayata anlam yükleyen, gülümseyen, gülümseten, hatalarından pişman olup hep daha iyiye giden insanlar nasıl kazandırılabilirdi dünyaya yeniden? Bu soruları herkesin kendine sorması gerektiğini düşünüyordu.
Koyu kestane gözleri git gide kapanıyordu uykusuzluktan. Kalktı, ışığı kapatıp yatağına uzandı. Yattığı yerden yıldızlara bir göz atarak, kalbinin ve beyninin bütün kuvvetiyle inandığı şu cümleyi tekrarladı dudaklarıyla:

“- Bir gün tüm insanlık kalplerinde bulunmakta olan iyilik hazinelerini keşfedecek. Bunca zamandır yapılan kötülüklere anlam veremeyerek birlik olup dünyayı yeniden boyayacak, gökyüzünün umut dolu mavisiyle, huzur ve mutluluğun kendine has tüm renkleriyle... “
   
   Birer birer sönen lambalar ve dinen yağmurla birlikte derin bir sessizliğe bürünen gecede, şimdi yalnızca uçan bir kuşun yavaş yavaş yuvasına doğru çırptığı kanat sesleri duyulur olmuştu.