..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: mah0000
Eser Sıra Numarası: 180217eser37



                                                SORULARLA  YORULMAK

     Aşık olmak. Ruhu bedene sığdıramamak, aklı kalbe uyduramamak. Mey içmeden sarhoş olmak. Prangalara vurulmak. İnatçı olmak. İnsan acısına neden aşık olur ki?
   
Her acı bir tecrübedir. Her dert benliğimizdir. Fakat acılarımızı bir tecrübe kabul edip ileriye bakmak neden zor? Geçmiş acıları yad edip dertlenmek neden işimize geliyor? Geçmişte yaşıyoruz. Geçmişi tekrar tekrar yaşıyoruz! Çıkamıyoruz içinden. Geçmişi neden geçiremiyoruz?
   
Korkuyoruz. Kendimizden korkuyoruz. İnsanlardan korkuyoruz. Biz yaşıyoruz hayatımızı. Biz hissediyoruz. Herkesin gözyaşı kendi yanağını ıslatıyor. Ama yine de "Bu hayat benim hayatım!" Diye neden diyemiyoruz kimseye? Elimizi versek kolumuzu kaptırıyoruz. Her eleştiriye, her yargıya boyun büküyoruz. Herkesi dinliyoruz da bir kendimize neden kulak vermiyoruz?
   
Küçük görmek birilerini, aşağılamaktır kendimizi. İnsan eksikliklerini kendini üstün göstererek örter çünkü. Tam manasıyla üstün görmek kendimizi tamam olan yanımızın olmadığının kanıtıdır sadece.  Kibir, kabirdir de arş sanarız. Hiç dolmayacak boşluk huzuru hissetmeye engel değil mi? Hala neden bu üstünlük yarışı?
     
Görmüyorduk. Mutluluk yakındı lakin onu fark edemeyecek kadar kördük. Ya da mutluluk denilen kavramın ne olduğunu bilmiyorduk. Ne kadar mutlu olsak bir o kadar uzaklaşıyorduk hayalimizdeki mutluluktan. Mutluluk kelimesini zihnimizde oluşturduğumuz haliyle kısıtlıyorduk. Mutlu olduğu anlar daha çoktu insanın. Bu yüzden mutsuzluğa sebep olacak bir olay yaşadığımızda mutsuzluğu yabancı karşılıyoruz ve olduğundan büyük görüyoruz. Mutluluk her an yanımızdayken gözümüze batan mutsuzluğu olduğundan fazla büyütüyoruz. “Mutsuzum” diyen bir insanın sorunudur nankörlük. Mutluluk yanı başımızdayken nasıl olur da mutsuzum diyebiliriz ki? Aslında mutlu olmak, umutlu olmaktır. Ve biz umut etmekten neden korkuyoruz?

"İnsan her şeye alışan bir yaratıktır" diyor Dostoyevski. Alışıyoruz somurtmaya, kedere, gama. Alışıyoruz boynu bükük susmaya, böyle yaşamaya. Yaşam denir mi ki buna? Acılarımıza alışıyoruz. Alışıyoruz ama nefret de ediyoruz. Kin kusuyoruz. Acılarımız bizi biz yapıyor, unutuyoruz. Sürekli davetiye çıkarıyoruz mutsuzluğa. Daha çok nefret ediyoruz kendimizden. Öfkeleniyoruz. Bu alışkanlıkla geçiyor zaman, neden farkına varmıyoruz?
   
Aşık oluyoruz. Sımsıkı sarılıyoruz acıya, öfkeye, kine, nefrete. Kendimizi kandırıyoruz. Zerre kadar çaba harcamıyoruz iyiliğimize. Kalbimizde koca bir yer açıyoruz hüzne, kedere. Aklımızla davranmıyoruz o anda. Kendimizden geçiyoruz o acıyı yaşarken. Ne zaman umutlansak hayata, ayağımızda hep bir pranga. Acıya tutsak bırakıyoruz kendimizi. Kendimiz yapıyoruz kendimize. Yine de başkasını suçluyoruz pervasızca. İnatçıyız acıya sarılmakta. İnsan acısına neden aşık olur ki?