..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: maarif1955
Eser Sıra Numarası: 180216eser38



                                                 KELEBEĞİN RÜYASI

        Hiç dikkatinizi çekti mi havada kuğu misali süzülen kelebekler? Hep sevmişimdir kelebekleri. Zararları dahi olmayan küçük bir hayvan topluluğu sonuçta.
         
Elbet, her canlı  ölümü tadacaktır. Fıtratımızda var , bu topraktan geldik ve yine bu toprağa gideceğiz ama bu kadar erken olmasını bir türlü kabullenemedim. Güzel bir ilkbahar günü tanıştık kelebeklerle .Bilirsiniz, ilkbaharda doğa baharın gelmesiyle canlanır, kış uykusundaki hayvanlar arıların vızıltısına uyanır. Bense kenarda köşede gördüğüm çiceklere koşar, tomurcuk halindeki çicekleri sabırsızlıkla açmaya çalışırdım. Bunun pişmalığını ruhumun en kuytularında yaşıyorum hala. Beni bu işimden alıkoyan sadece arıları, onlardan korkardım, bana yaklaştıklarında naralar atarak kaçardım. Sanki tabiat ana, arıları benim şerrimden korumak için çiceklere bekçi yapmıştı. O gün yine böyle gezinirken dikkatimi daha önce büyük ihtimalle karşılaştığım ama hiç farketmediğim bir canlı çekti. Bu canlı bir balerin kadar zarif,yıldız kadar kıskanılası ve bulutcasına özgürdü. Ürkütmemeye çalışarak onu izledim. Kendimce onu selamladım, sohbet ettim .Elimi uzatmıştım ki aniden havalandı çicekten. Kanat çırpışları  eylemsel bir hareket değil de yumuşak tınılı bir senfoniydi adeta. Etrafıma baktım, kimse yoktu. Okulun arka bahçesinde olmam ve etrafta kimsenin olmaması göz önüne alınırsa ders zili çoktan çalmıştı. Sonraki teneffüste oradaya gittim ve sonraki teneffüste ve sonraki teneffüste… Sanki geleceğimi biliyor gibiydi, hep aynı yerde beni bekliyordu. Okul bittiğinde heyecanla eve gidip ona olanları anlattım. Annem beni biraz garipsedi. Neticede hayatımda birçok kez kelebekle karşılaşmıştım ama hiç kelebek görmemiştim. Görmek ve bakmak arasındaki farkı o zaman anladım ki bu benim için derslerdeki çoğu teorim, bağıntı zırvalıklarından çok daha değerli. Ertesi gün okulda yerimde duramıyordum. Teneffüsü iple çektim. Bu kelebeği benim için böylesine değerli ve berceste kılan şey neydi, hala bilmiyorum. Teneffüste bahçeye bakındığımda kelebeğimi bulamadım. Belki de başka bahçedeki arkadaşlarının yanına gitmişti .Burukça bahçeden çıkarken o an asla görmemem gereken bir şey gördüm. Kelebeğimdi bu, yerdeydi ve naif kanatları hafifçe titriyordu ki artık bu da son buldu. Elimi uzattım, kaçmadı,kaçamadı. Uçması için onu havaya bıraktım ama o hiçbir zaman uçamadı. Yaralanmış olabilceğini düşünerek onu öğretmenimie götürdüğümde onun artık hayatta olmadığı öğrendim. Bunun sebebini sorduğumda ise kelebeklerin ömürlerinin çok kısa olduğunu öğrendim. 
     
Öğretmenimiz bana bunu anlattıktan sonra düşünmeye başladım. Zaten o zamanlar yaptığım şeyler arasında en popüleri buydu. Hayatı yeni yeni tanıyan küçük bir çocuktum sonuçta. Belki düşünmek yerine, öğretmenime tercüme etseydim duygularımı, bana aklıma yatacak bir şey söylerdi ama bu böyle olmadı ve bilmeden yıllar sürecek serüvenimi başlattım. Neden olabilirdi ki bu? Ne zararı vardı kelebeğin Allah’a da onun canını bu kadar erken alıyordu? Belki de bunun sebebi  sevdiği kullarını tez vakitte yanına almasıydı. Bu ve bunun benzeri bir sürü ihtimal. Düşündüm, düşündüm ve düşündüm.
    
Hayal meyal hatırlıyorum da ne çok düşünmüşüm! Cevabını bulana kadar soruların peşinden gittiğim yıllardı. Her anlamadığımı sorduğum, test kitaplarında soruları çözerken sayfaları yırttığım zamanlar. Ah ne güzel zamanlar! Anneme sormuştum sonra tatmin olmamış olmalıyım ki cevabını hayal olarak bile hatırlamıyorum. Tek düşüncem kelebeğin neden erken öldüğüydü. Ne zararı olabilir ki küçücük canlının hayata. Onun tükettiği nefesten, yediği yemekten ne olurdu ki? Düşündüm, düşündüm. Ben kelebek olsaydım, bir günüme neler sığdırabileceğimi düşündüm. Yarın ne yaşayacağının plânını yaparken yarını yaşayamamak . Gerçekler minik, çilli yüzüme tokat gibi çarparken hala düşünüyordum. Mesela acaba o bir günde neler yapıyorlardı? Okula mı gidiyorlardı, yoksa gönüllerince geziyorlar mıydı? Belki de ölecekleri için ağlıyorlardı. Sahi biliyorlar mıydı öleceklerini? Bilmemelerini istedim hep. Bilip üzülmelerini kaldırmadı yüreğim. Ama biz de bilmiyorduk ki ne zaman öleceğimizi. Yarına planlar yapıyorken hayatın bizesunacağı  sürprizleri.  Ölüm bir eylem miydi hayata  karşı, yoksa hayatın ta kendisi mi? Kim bilir?
     
Bu olayın ardından artık doğaya pek ilgi göstermemeye başladım. Hepsi bana kelebeğimi hatırlatıyordu ve beni tekrar içine alan sorgulama döngüsü başlıyordu. Sesssizleşmişim yani annem öyle bahsediyor. Oysa ben iç dünyamda gayet hareketliydim. Soğuk bir kış günü evimde oturup çizgi film izlerken küçük kardeşimin kumandayı kurcalaması sonucu farklı bir kanal açıldı. Ekranda beliren hiç de yabancı değildi, o benim kelebeğimdi. Ünlü mü olmuştu? Daha sonra ekranda farklı renk ve büyüklükte birçok kelebek belirdi.
“Kelebekler bilinenin aksine bir gün yaşamazlar. Yaşam süreleri bir hafta ila bir yıl arasında değişmektedir. Buna örnek olarak 60 günle uçurtma kelebeği ve 105 günle ise Clipper verilebilir.”şaşırmıştım ve garipsemiştim.Aklımda yeni sorular oluşmuştu.

       Sonra öğrendim ki kelebeklerin ömrünün bir gün olması yanlış bilinen bilgilerdenmiş. Bırakın  bir günü,çoğu hayvandan fazla yaşayan türler bile varmış. Yıllarca boşuna üzülmüşüm yani. Kalbim boş yere kırılmış, boşa geçmiş uykusuz gecelerim. Olumlu bakarsam hayatı  sorgulama serüvenim böyle başladı. Bir yerden başlaması gerekliydi zaten. Ha ordan, ha burdan… Şimdi  başladığım bu serüvene devam ediyorum. Şartlar daha zor, sorular da keza öyle. Belki de bana öyle  gelmekte. Öyle böyle devam ediyor işte bir şekilde, herkesin kendi serüvenini başlatması dileğiyle….