..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: leyli2041
Eser Sıra Numarası: 180216eser46



                             GELECEĞİ HATIRLAMAK, GEÇMİŞİ BEKLEMEK

    Çoğu zaman bir şeyleri sorgulamadan yola devam etmek pek çok insanın kolayına gelir. Bu yolumuzun üzerinde olan bir taşın neden orada oluşundan ya da insanlar tarafından yapmak zorunda olduğumuz şeyler söylendiğinde ‘’Neden?’’ sorusunu sormadan yapmaya devam etmek gibi... Kalabalık ortamlarda sürekli soru soran tiplere verilen tipik bir cevap vardır. ‘’ Her şeyi sorgulama. Yap gitsin!’’ Belki yolda duran taşın neden orda olduğunu sorgulamak hayatımızda bir şeyleri değiştirmeyecektir.Fakat tamamı ile hayatımızın işleyiş yönünü belirleyen ve sorgulamadığımız şeyler var.

Yaşadığımız bu hayatta sahip olduklarımız bizi ‘’biz’’ yapan şeylerdir. Sahip olduğumuz anıların payı çok fazladır. Hayatımız sürekli bir bölünme halindedir.Her gün yeniden ikiye bölünür. Sahip olduklarımız ve sahip olacaklarımız.Bildiklerimiz ve bilmediklerimiz… İnsanlar bedenen zamanın tam içinde güncel bir şekilde bulunsalar da düşünceleri,hayalleri,umdukları ve bulamadıkları kimi zaman geçmişte, kimi zaman gelecekte, kimi zamansa olduğu yerdedir. Geçmişte yaşadığı bir ana takılı kalarak geleceğini de aynı oranda şekillendirmeye başlayan kişiler,gelecek umuduyla bulunduğu zaman dilimini heba edenler ve dahası... İnsanoğlunun biraz da huyunda yok mudur sahip olduğuyla yetinememek ve anın tadını çıkaramamak? Tüm mesele burada başlıyor aslında. Anı yakalamakta...Geçmiş,gelecek,şu an adları altında toplanan bu üç kavram bu dünya üzerinde yaşayan her bir insanın hayat hikayesini belirliyor.

Zamanın bir başlangıcı var mıdır? Ya da sonu? Zamanı hep geçmişten başlayan ve geleceğe doğru ilerleyen düz bir ok olarak hayal ettik.Zaman ve onun düzenine o kadar bağlıyız ki hayatımızı bu okun üzerine kurduk. Kimi zaman geçmiş için gelecekten,gelecek için geçmişten vazgeçtik. Peki ya bunların hepsine aynı anda sahipsek? Ya da zaman tekrar eden bir döngü üzerindeyse? Doğuyoruz, büyüyoruz,ölüyoruz. Her gün bir şeyler değişiyor.İşte tam olarak bize zamanı yorumlamamızı sağlatan şeyler de bunlar. Zamanın da böyle evreler halinde ilerleyen bir çizgi olduğunu düşünüyoruz. Bu dümdüz olarak düşündüğümüz ama engebeli çizgide ilerlerken zihnimizde,kalbimizde biriktirdiğimiz anıların yoldaşı olduğunu düşünüyoruz zamanın.Oysa zaman gelişmiyor, herkesin diline dolandığı gibi akıp gitmiyor. Gelişen,akıp giden bizleriz. O sonsuz bir kavram olarak ne ilerliyor ne de geriliyor. Değişen şey bizim bedenlerimi, zihinlerimiz, algılarımız, o engebeli dümdüz bir yol olarak düşündüğümüz hayat çizgisinde heybemizde biriktirdiklerimiz...Etrafımıza biraz olsun dikkatli bakıpsahip olduğumuz bu kusursuz döngüyü sorguladığımızda kendimizi bir dairenin ortasında buluruz. Güneş sistemi, atmosfer döngüsü en bariz örneklerken, kullandığımız dillerin çıkış biçiminin dairesel hareketlerden oluşması, dairesel hareket eğiliminin hala evrenin açıklanamayan bir yasası olması gibi şeyleri fark ettiğimizde bilincimize kodlanmış bu zaman algısını bir an olsun sorgulayabiliriz.Başı ve sonu olmayan bu döngüde bir şeyler birbirini tekrar ediyor. İnsanlık tarihinde benzer olayların birbirini takip etmesi,bir zincir halinde seyretmesi gibi… Geleceği hatırlayabilir miyiz? Ya da geçmişin gelmesini bekleyebilir miyiz? Eğer zaman kavramı gerçekten döngüselse bu olağandır. 

Gelecek, geçmiş tüm bu kavramlara sahipsek bizim için en önemli olan tartışmasız şu an olur. Bu satırları okuduğunuz an. Belki camdan dışarı bakıp derin bir iç çektiğiniz,belki de yapılması gerekli olmayan şeyi yine de yapmaya devam ettiğiniz an. Anı bir kez yaşadığımızda aldığımız haz, bizi hep anda kalmaya ikna edecektir. Çoğumuz geçmişin arkada kalmış ve bitmiş, geleceğin ise gerçekleşmeyi bekleyen bir şey olduğunu düşünürüz. Fakat Çincede bir kelime, hem ‘’yarından sonraki gün’’ hem de ‘’ gün arkası’’ anlamlarıyla karşımıza çıkıyor. Hintçede de hem dün hem de bugün için kullanılan ‘’ şu andan bir gün uzakta’’ anlamıyla karşımıza çıkan bir kelime de var. Bunlar bize zamanı geçmiş ve gelecek kavramlarıyla sınırlamamız gerektiğini gösteriyor. Tıpkı Tanpınar’ın şu dizelerinde olduğu gibi :

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

 Hayatımızı bu kavramlar üzerine kuruyoruz. Varoluşumuzu, anılarımızı, sahip olduğumuz ve olamadığımız her şeyi... Filmin sonunu ya da başını düşünürken o an izlediğimiz sahnenin büyüsünü kaçırıyoruz. Zaman dediğimiz bu evrensel şey sonsuz bir enerjidir aslında. Ne geçmiş vardır ne de gelecek... Kendi kavramlaştırdığımız şeyler olan geçmiş ve gelecek uğruna bize bahşedilen en eşsiz şeyden, hayatımızdan vazgeçiyoruz. Çünkü hayat geçmiş ya da gelecekten ibaret değildir. Şu andır.Yön duygumuzu yitirip zamanda kaybolmaktansa sahip olduğumuz anı en iyi şekilde değerlendirebildiğimizde bu eşsiz hediyeyi hakkıyla kullanmış oluyoruz. Tolstoy’un da dediği gibi: ‘’ Önemli olan tek bir an vardır, o da şimdidir. En önemli olan şu andır çünkü bir tek ona sözümüz geçer.’’