..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: lamerta2410
Eser Sıra Numarası: 180215eser17



                                                           Bi' Soru'num var!

       Ey ahali! Bir sorum var sizlere... Tek boynuzlu atlar gerçek mi sahiden? Kafamızda kurduğumuz, resmini çizebildiğimiz şeyler gerçek midir? Sorunun cevabını bilmiyorum ama düşünüyorum. Düşünmek de cevaplayabilmenin en büyük basamağını oluşturur bence. Bu soru gibi kafamda cevaplayamadığım yüzlerce şey var. 

Her soru, cevaplarıyla önemli oluyor. Şimdi ahali, asıl soruma geçiyorum. Buna bir türlü cevap bulamıyorum... Bu zamana kadar büyüklerimizin ne olacak bu gençlerin hali demesiyle büyüdük. İlk başta ciddiye almadım tabi ama şimdi bu soruyu kafamda iyice dolaştırıyorum, cevap arıyorum ve cevabı bulamıyorum. Ne olacak bu gençliğin hali? Ne olacak bizlere? 

Teknolojinin hızla geliştiği, adeta ışık hızıyla ilerlediği dönemin tam da ortasında doğduk. Bilim insanlarının sürekli olarak tartıştığı teknoloji yararlı mı zararlı mı sorusunun içerisinde bulduk kendimizi. İstesek de istemesek de bu tartışmaya dâhil olduk. Örneğin; çok değil, kısa bir süre önce karşılaştık dokunmatik cep telefonlarıyla. Biz büyüdükçe onların yetenekleri arttı. Bir modeli henüz anlamlandıramadan daha akıllıları çıktı. Teknolojiyle büyür olduk. Yemek yerken, okuldayken, otururken hatta uyurken bile ayırmadık başucumuzdan...

Peki teknoloji bizi sosyalleştirdi mi, asosyalleştirdi mi? Cevap basit birçok örnekle anlatılabilir aslında.  Örneğin karne hediyelerimize bakalım. Klasik bir karne hediyesi olan bisiklet hala popüler bir karne hediyesi mi? Yoksa bunun yerini tabletler, akıllı telefonlar mı aldı? Biraz çevreyi gözlemleyecek olursak  bizlerin en çok istediği hediyeler listesinin en başında teknolojik aletleri görebiliriz. Anne ve babalar bizlerin isteklerine dayanamazlar ve hemen o hediyeleri gururla alırlar bizlere. Buraya kadar her şey normal tabi. Sorun ise çocuğun yemek saatinde bile elinde o tabletle oynadığı zaman başlıyor. Hatta bir zaman sonra çevresiyle iletişimi tamamen kesip ailesiyle konuşmalarını bile tabletten attığı mesajlarla sağlıyor. Bir oda ötesine seslenmek yerine “ Anne su getir!” diye mesaj atmayı tercih ediyor. 

Olaya çok daha farklı bir açıdan bakmamız gerekirse, teknolojinin gelişmesiyle insanların birbirine olan güveni ters orantılı durumda. Teknoloji geliştikçe, güven konusu epeyce düşüyor.

“Mesajıma neden bakmadın, okudun ama niye cevap vermedin, gece niye bu saatte uyandın, bana başka yerde olduğunu söylemiştin fakat başka yerde fotoğraf çekilmişsin...’’ bunlar gibi birçok örnek sıralanabilir aslında. Oysa eskiden böyle değildi. Çok eskiden değil, kendi çocukluğumdan bahsediyorum. Tabletlerin, telefonların henüz bu kadar hayatımızın içinde değilken… Sokakta oynardık saatlerce. “Yarın saat 2’de buluşalım.’’ dediğimiz zaman saat tam 2’de herkes orada olurdu. Herkes verdiği sözü tutardı. Ezan okunduğu zaman da evimize giderdik. Ne ailemizin güvenini ne de arkadaşlarımızın güvenini kırardık. Çünkü insanların yumurta gibi olduğunu bilirdik, kırılınca toparlanamazdı.

Sokaktan eve girmezken, şimdi istediğimiz yerleri bile üç boyutlu gezintiler sayesinde internet üzerinden gezebilir olduk. Çok daha önemli bir sorun varsa bu da teknolojinin bizi ne kadar tembelleştirdiğidir. Tembelleştik öyle değil mi? Hem de çok tembelleştik. Mesela su içmeyi bile unutur olduk. Bunun bile hatırlatmasını akıllı telefonlarımız yapar oldu...
Teknolojinin zararlarından hesabımızı aldık almasına da yararlarından da az faydalanmadık değil. Işık hızıyla gelişen teknolojinin özellikle sağlık alanındaki ilerlemesiyle, birçok hastalığımızı önceden teşhis edip deva bulduk. Dünya’nın öbür ucundaki akrabalarımızla saniyeler içerisinde konuşur, hatta görüntülü konuşur olduk. En ufak haberden, en önemli habere kadar birçok haberi saniyeler içerisinde öğrenir olduk. Ayrıca teknoloji geliştikçe, ulaşım olanakları da epeyce kolaylaştı. Görüntülü konuşmak yetmedi, uzak yerlere eskiye göre çok daha kolay gidebilir olduk. Eğitim hayatımıza da birçok katkısı oldu. Derslerimizi bile tabletten yaptığımız an, yararı kadar zararının da olduğunu düşünemedik. Farkındaysanız gözlük kullananlarının sayısı bile son 10 yılda epey artar oldu. Aldığımız radyasyon miktarının hesabını, maalesef yapamayız. 

     Peki ne olacak biz gençlerin hali? İnanın bana, herhangi bir cevap bulamıyorum. Bu soru benim hayatımın kuyruğu ve ben büyüdükçe peşimden geliyor. Bir türlü cevap bulamıyorum. Ama cevap bulmaya çalışıyorum. Hayatı yaşarken, yaşadığım hayatı sorgulayarak yaşamayı ve herkesin de bu şekilde yaşamasını istiyorum. Gençliğin halinin kötü yöne gitmemesi için elimden geleni yapıyorum. Bir tek ben yapsam ne olacak demiyorum çünkü kendinizi değiştirmek, toplumu değiştirmenin başlangıcıdır. Değişime önce kendimizden başlayalım. Ne olacak bu gençliğin hali sorusuna verilen olumlu yanıtları duymak için elimizden geleni yapalım.