..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: köylüm2661
Eser Sıra Numarası: 180210eser01



                                   KÖYÜMÜZ KÖYLÜMÜZ VE KÜLTÜRÜMÜZ

        Bir yaz günü Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Ömer Köyü’ne gittim. Gitme sebebimiz, babaannemin doğup büyüdüğü yerleri görmek, oraya ait kültürü anlamak, yaşam tarzları hakkında bilgi edinmekti. Ayrıca hiç köy görmemiştim, merak ediyordum. Aklımda oluşturduğum bir köy modeli vardı, onu bulabilir miydim bilmiyordum. Merak içerisinde köy yollarından arabamızla, babam babaannem ve halamla birlikte etrafı izleyerek düştük yola.
             
Yollar biraz virajlıydı ama oldukça yeşillik içerisindeydi. Bozulmuş yollardan kıvrıla kıvrıla nihayet köyün içine geldik. Babaannemin uzun zamandır görmediği, doğup büyüdüğü yerleri ve babamı dünyaya getirdiği evi görecektik. Heyecanlandım, acaba ev yerinde duruyor muydu, yoksa çoktan yıkılmış mıydı? Orası mı burası mı diye bakarak yavaş yavaş köyün içerisinde dolaşıyorduk. Köy sanki hayalet bir köy olmuştu, sağda solda sokaklarda kimse yoktu, derin bir sessizlik içerisindeydi. Babaannemin tarifiyle evin sokağını bulduk. Gözün görebildiği her yer yemyeşildi, çimenlerle kaplı doğal bir güzellik hâkimdi köyde. Evler tahta ve kerpiçten yapılmış, çoğunun bir tarafı göçmüş, sıvaları dökülmüştü. İçinde artık insan yaşamayan terk edilmiş evlerdi.
             
Babamın dünyaya geldi evi bulduk. Duvarların arası açılmıştı, göçmek üzere olan evin etrafını gezerken içimizi derin bir hüzün kapladı. Bu evin içinde ve etrafında kim bilir ne hatıralar gizliydi. Kendi kendime düşündüm. Kafamda birden hiç aklıma gelmeyen bir sürü sorular uçuşmaya başladı. Bu evler, bahçeler, okulun yıkılmış duvarları, kimsesiz kalmış cami, kapısına kilit vurulmuş bir sürü evlerin sahipleri neredeydiler? Bu kadar güzel bir köy, geniş araziye ve verimli topraklara sahipken neden kimseler kalmamıştı? Buralarda yaşayan insanlara ne olmuştu?
             
Etrafa bakınırken yaşlı bir adama rastladık ve kimlerden olduğunu sorduk. Lakaplarını söyleyince babaannem onu hemen tanıdı. Kendi aralarında sohbet ettiler, hatta uzaktan akraba bile çıktılar. Yaşlı adam köyde 3-5 hane kaldığını, onların da buradan gitmek istemediklerini söyledi. Köyde hiç genç de kalmadığını; kiminin okumak için, kiminin iş bulmak için gittiğini, kiminin de köydeki işlerin zorluğundan kaçtığını, şehirde yaşam daha kolay olduğu için şehre taşındığını söyledi. Bir zamanlar sokaklarda seksek oynayan, ip atlayan, koşup hoplayan, ağaçlara tırmanan çocukların, cıvıl cıvıl sesleri son yıllarda kesilivermişti demek ki. O çocuklar büyümüş, anneleri babaları ile birlikte daha iyi bir hayat için şehirlere göçmüştü. Sokaklar bomboş kalmıştı. Bu köy, benim gördüğüm sadece bir tanesiydi. Türkiye'deki köylerin büyük bir çoğunluğu aynı durumda mıydı diye düşündüm. Büyükşehirlerdeki ve kentlerdeki nüfusun hızla artmasının nedenini şimdi anlamaya başlamıştım.
Bu gezimizden sonra araştırmaya başladım ve gerçekten de kaygılarımda haklı çıktım. Türkiye'nin pek çok köyü boşalmış, şehirler hıncahınç insan göçü almış durumdaydı.
             
Peki neden? Bu kadar verimli topraklarımız varken bu topraklar böyle çorak kalmış ve akan çeşmelerin suları kurumuş, tertemiz havası, doğal sebzesi, meyvesi, üretilen eti, sütü üretilemez hale gelmişti. Gerçekten de şehirlerde yaşamak, daha rahat daha güzel miydi acaba? Aynı güzellikleri ve rahatlığı, köyleri terk etmeden de sağlayamaz mıyız? Şehirlerde imkânlar daha mı çok, yoksa öyle zannettiğimiz için mi bu dengeyi bozduk? Asıl en önemli sorularımızdan biri olan köyden kente göç, milletimize özgü olan Anadolu kültürünün bozulmasına neden olmuyor muydu? Dürüst olmak gerekirse, köyden kente göç, beton yığınları arasında sıkışıp kalmak, hayatı daha da zor ve zevksiz hale getiriyor bence.
             
Köyden kente göç, birbirlerinden çok farklı kültürlerin bir arada yaşaması anlamına geliyor. Biz bu kültür karmaşasının altından ancak; hoşgörü, sevgi ve saygı ile çıkabiliriz. Tabii buraya yazmak kolay, ama köyden kente göçün getirdiği sorunlarla baş edebilecek ekonomik güce sahip miyiz? Onu da düşünmek gerekiyor. Köyden kente göç eden bir ailede ekonomik sıkıntı baş gösterdiği için, sokaklarda dilenen çocuklar, kadınlar görüyoruz. Suç oranları artıyor, toplum huzuru ise kalabalık çoğaldıkça azalıyor.
Araştırmalarıma göre, yanılmaz hâkim olan zaman, yani tarih benzer bir olaya tanık olmuştu. Roma'da göçler yüzünden iç karışıklık çıkmıştı ve Roma ikiye ayrılmıştı. Şimdi de şehirlerdeki insanların güven duygusu azaldı, hoşgörü ve saygı da maalesef kalmadı. Sanki bir rüzgar esti, ülkemizin ücra köşelerinde yaşayan, alın teriyle kendi yaşamlarını devam ettirmek için toprağı işleyerek üretim yapan ve ürettiğini pazarlayarak geçimini sağlayan bu sayede ülke ekonomisine katkıda bulunan köylümüzü aldı götürdü, savurdu, getirdi şehirlere yerleştirdi. Köyler boşaldı, topraklar boş kaldı ve samimiyet de ortadan kalktı.
            
 O günden sonra kafama takılan sorun hep bu oldu. Bundan 50 yıl önce yapılan üretim ve köylerde yaşayan insan sayısı, bugüne oranla daha fazlaydı. Kalkınmanın, sadece AVM'leri çoğaltıp modern şehirler kurmak ve doğallığı bozmak olmadığını düşünüyorum açıkçası. Bir tarafta bizim gördüğümüz akıl almaz yükseklikte binalar, cazibe merkezi olarak sunulan görkemli yaşamlar varken, bir diğer tarafta ise onlara özenip köylerini terk edip şehirlere göç eden çiftçiler, işçiler var. Geleceğin sahibi bir genç olarak, göç yığılmasıyla oluşan sorunlara çözüm bulunmasını diliyorum.
Kalkınmayı köylerden başlatmak, insanları yerlerinde tutarak hizmeti oralara götürmek, mümkün değil midir acaba? Ülkemizde dört mevsim üretim yapılacak verimli topraklar varken, beden gücüyle çalışacak nüfusa sahipken, neden insanlar şehirlere göç edip topraklarını boş bırakmak zorunda kalıyor? Şehirlerde yetişen, ayağı toprağa değmeden büyüyen, çifte üniversite bitiren ve işsiz kalan gençlerin, köye dönüp üretim yapması beklenemez. Her ilde ilçede üniversite açarak herkesi üniversite mezunu yapmakla bu kalkınmayı sağlaya bilir miyiz diye düşünüyorum. Kalkınmanın planlanmasına köylerden başlamak, üretimden başlamak gerekmez mi? Ortadaki resme daha geniş açıdan bakılmalı bence.
 Kalkınmayı hedefliyorsak Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı gibi, köylerden ve işçilerden başlayarak kalkınmalıyız.
             
   Benim de kafama takılan bu soruları ve sorunları özgürce tartışabildiğimiz, yeni fikirlerin geliştirildiği ortamlar yaratarak çözümler üretelim. Köylerde ekonomik ve kültürel zenginliği yakalayarak daha güçlü bir ülke olalım.