..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: korkmaz7878
Eser Sıra Numarası: 171027eser02




                                                    HAYVANLAR NE KADAR ÜZÜLÜR?

Veda etmek her zaman zordur. Akvaryumdaki bir balığı, evdeki bir kuşu, su ve güneşine dikkat ettiğimiz bir çiçeği daha da kötüsü sevdiğimiz bir insanı, kısaca yakınlık kurduğumuz herhangi bir canlıyı kaybettiğimizde doğamız gereği çok üzülürüz. Bir düşünün; kanser kurbanı orta yaşlı bir adamın cenazesinde dul eşine ve iki çocuğuna teselli olarak ne söyleyebiliriz? Peki hayvanlar için durum nedir? Acı duymadıklarını söylemek imkânsız ama bunun derecesi nedir?

            Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde yaşanan şoku ve çaresizliği anlatmaya sözcükler yetmiyor. Acımızı hafifleten tek şey, sevdiklerimiz ve yakınlarımızla birlikte olmak. İnsanlar en kötü günlerinde de en güzel günlerinde de birlikte olmayı seviyor. Bu yüzden akraba, konu komşu, eş dost ziyaretlerini sıkça yapıyoruz. Acımızı, mutluluğumuzu, anılarımızı, zevklerimizi ve korkularımızı paylaşıyoruz. Bu bahsettiğim sosyal ilişkilerin, ölüm acısının veya yemekten sonraki tokluk hissinin hayvanlar tarafından nasıl algılandığını, paylaşılıp paylaşılmadığını zaman zaman düşünürüm. İnsanlar kadar yoğun ve uzun dönemli olmasa da herhangi bir hayvan da yavrusunun ölümüne üzülür. Onun başında bekler, onu yalar, arkasından çığlıklar atar. Kısa bir zaman önce bizzat gördüm. Yavrusuna araba çarpmış bir kedi, onu yolun kenarına çektikten sonra uzun bir zaman başında bekledi. Gidip gidip geri döndü. Miyavlaması hiç kesilmedi. Cansız yavru belediyenin temizlik görevlisi tarafından alındıktan bir hafta sonra bile, ana kedi o bölgeye bakmayı ihmal etmedi. Kimi zaman uzaktan bile haykırışları duyuluyordu. Belki onlar için çok doğal bir durumdu ama her şey mutfak penceremizin tam önünde cereyan ettiği için bana biraz inanılmaz geldi ve tahmin ettiğimden fazla etkilendim. Bir insan için bu durum, genellikle hayat boyu bir travmaya neden olur; yani asla unutulmaz. Acaba bu ana kedi, bu acıyı ne kadar süre ile yaşıyor? Tabii ki yine yavruları olacak, hayat onun için de akmaya devam edecek. Bizler unuttuğunu düşünebiliriz. Ama sorma imkânımız yok, nereden bileceğiz? Belki hiç unutmuyor, unutmayacak. Bizim gibi mezarlıkları da yok ki unutmadığını gösterecek bir davranışta bulunsun. Bizim en gelişmiş, en sosyal canlı türü olduğumuz, onların bu duyulara veya özelliklere sahip olmadığını veya çok azına sahip olduklarını göstermiyor. Sadece anlayamıyor, algılayamıyor, ölçemiyoruz. Bilmeyişimiz olmadığı anlamına gelmiyor. Sözgelimi insan dışı gelişmiş canlıların da varlığından haberimiz yok. Birçok tahmin, belge, görüntü, kanıt vs. olduğu söyleniyor ama uzaylı canlılara ilişkin tüm insanlığı ikna edebilecek çok bariz bir olay ya da durumla karşılaşmadık. İnsan, “En gelişmiş canlı türü” diyoruz. Ya daha da gelişmişi varsa? Aynı şekilde hayvanlar da acıyı, en azından ilk başlarda, bizim kadar yoğun yaşıyorsa? Eğer böyleyse, durum onlar için daha da kötü. Çünkü daha önceden de bahsettiğim üzere, biz acımızı paylaşabiliyor ve azaltabiliyoruz. Yakınımızdan çeşitli hatıralar saklayıp bağımızı devam ettirebiliyoruz. Hâlbuki hayvanlar bunu yapmıyor veya genetik kodlarına bu işlendiği için yapamıyor, anlatamıyor, paylaşamıyor.

            Biz, dünyanın ya da evrenin kusursuz bir şekilde işlediğine inanıyoruz. Eğer hayvanlar da bizim gibi olsaydı, davransaydı acaba nasıl bir süzen içinde olurduk? Belki de böylesi bizim için, hatta onlar için de daha iyidir. Bunun tersi bir durumun Amerikan sineması için değişik bir film senaryosu olabileceğine inanıyorum.