..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: kaplumbağa0301
Eser Sıra Numarası: 180217eser18



                                                                           OYUN

    Biraz nefret dolu başlıyorum cümlelerime, aslında biraz da kinliyim teker teker hepinize. Gözlerimiz kapalı yürüyoruz, efendim. Sizlerin iki, üç egonuz  veyahut daha da fenası ihtiyaçlarınız uğruna yanıp yanıp sönüyoruz lakin ruhumuz dahi hissetmiyor bu vahşeti. Katliamlar, soykırımlar, girişimler, katil olup kurtarıcı gösterilen tarihi katiller. Hepsi neredeler efendiler? Yaşımızı küçük görüp, içimizi  büyütmediler.

Ruhumuzun en ücra köşesindeki soruları, kafamızın içerisindeki tımarhaneye tıkmışlar. Sorgularsan uçurumdasın, itaat etmezsen ayaklar altındasın. Tıpkı daha yirmi yıl evvel  Belçika’nın zemin kurduğu Ruanda Katliamında olduğu gibi. Tıpkı daha ismini dahi duymadığımız veyahut duydurtmadıkları katliamlar gibi. Bunlar bilhassa yapılmış hareketler midir efendiler?

On yedinci yüzyıl sıralarında İngiltere’nin himayesi daha hakikati sömürgesi altında yer alan Hindistan bölük pörçük edilerek şimdiki komşularıyla düşman hale getirildi. Ve bu sömürge yirminci yüzyıla kadar devam ettirildi. Diğer ülkelerin üç yüzyıl susmalarının nedendir? Açlık ve sefalet içerisinde hala da yaşayan veya yaşamak için uğraşan milyonlarca insanın geçmişini neden dünyaya unutturulmak için çabalanıyor?
  
Gözlerimizi kapatan, kulaklarımızı tıkayan, ağzımızı bağlayan insanların amaçları nelerdir efendim? Nefesimiz kesik, kesik. Bedenlerimiz hatta ve hatta düşüncelerimiz dahi tutsak. Irkçılıklar, psikolojik deneyler, işkenceler, tecavüzler. Hepsi neden gizlenirler efendiler? Sadece görülen birkaç tanedirler veyahut yap-bozun eksik parçaları ortada değiller. Peki ya neredeler, gelecekte mi gömülüler? Yavaş yavaş geçmişi tekrar yaşama adına yapılan küçük bir oyun mudur bunlar?
   
Lakin bu oyun Fransa’nın Cezayirlilere yaptığı gibi mi sonuçlanacak?  İkinci dünya savaşında Fransa’nın Cezayirlilere eğer kazanırsak özgürsünüz vaadini vermesiyle bu soykırımın  temeli atıldı. Fakat Fransa sözünü tutmayarak elli bine yakın insanı katletti. Tıpkı bir oyunbozan misali yavaş yavaş umutları, insanları ve daha nice şeyi öldürdü. Karşı tarafın yani Nazilerin de bir farkı yoktu. Yahudilere yapılan soykırım ortadaydı lakin bu soykırımın nasıl bu denli ortada yapılması da farklı bir soru işaretiydi. Bir güç gösterisi mi yoksa bu da oyunun bir süreci mi?
  
Milyonlarca kadının çığlıklarını kulaklarınızda duyuyor musunuz efendiler? Çocukların içler acıtan haykırışlarını hissediyor musunuz yüreklerinizde? Hocalı Katliamı’nda yakılan onlarca çocuğun, kadının daha da önemlisi insanların yalvarışlarına, haykırışlarına; sağır, kör, dilsiz, hissiz mi kaldınız? Daha sahici olmak gerekirse zorunda bırakıldınız.
   
Yirminci yüzyıl sıralarında Sudan dış kuvvetlerin sömürgesi altında kaldı. Kendi hürriyeti adına ayaklanan ve savaşan Sudan bu sömürgeden kurtuldu fakat ülke kendi içerisinde bölünerek binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Belki de yine mükemmel bir oyun ve hile ile bir öc alınmak istendi. Sonucunun zararlarıysa halka yaşatıldı.
  
Bunlar sadece küçük örnekler. Ölen binlerce yılı, binlerce insanı, binlerce umudu ve daha birçok soruyu; iki, üç cümleyle tarif edebilmek, anlatabilmek pek de mümkün olmasa gerek. Asıl hakikat olan soruysa çoğu yaşanan ardından sizlerin içinden geçenlerdir veya geçmesi gerekenler. Çünkü onlarca hukukta bilinmez kalbin ne denli çarptığı, yüreğin nasıl hissettiği. Sizin hisleriniz, duygularınız ruhunuzu besler; ruhunuzsa vicdanınızı. Vicdansa en çok aranan merhemdir, yaralara.  Anlattıklarım eğer bir oyunsa, oyun da büyük bir yara…
   
  Demem o ki efendiler, oyunda kaybedenler sizden farklı mı düşündüler?