..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: kandil2000
Eser Sıra Numarası: 180216eser49



                                                       YAMAÇSIZ SİSYPHOS'UM

     "Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey şimdi oraya gidiyor. Orada neler olup bittiğini bilmiyorum." Bizim de bir iç dünyamız olduğunu keşfetmek için Rilke'nin Malte'si gibi yirmi yedi yaşımıza mı gelmemiz gerekiyor bilmiyorum fakat karşılaştığım birçok şeyin içimde bir yerde biriktiğinin bazı delilleri var. Her yeni günün, geçmişten anıları çağrışımlarla gün yüzüne çıkartması bir hatıradan daha fazlası olup tecrübeyle yaşamı anlamlandırıyor.
             
Bu iç dünya, yaşayan bir insan için kaçınılmaz değil mi zaten? Dünyayla ve nesnelerle iletişim kurabilen, kendi kendiyle yetinebilen, yalnızlıktan korkmayan bireyler olmak için bir dayanak gerekse eğer; güzel olanla yoğrulmak bunun en zevkli yolu. İnsanların ortak paydasının belli başlı davranışlar etrafında toplandığını görebiliyorum.
             
Özseverliğin bu kadar yüksek olduğu genç nesilde hepimizin mi atası Narkissos?
             
Narkissos'un (nergis) yürekler yakan bir yakışıklılığa sahip olduğu bilinir, Antik Yunan'da kendisine aşık olan çoktur fakat o hepsinden kaçar. Dağ nymphelerinden Ekho (yankı) da ona tutulur. Fakat Hera'nın gazabına uğrayan Ekho'ya "ilk kelimeleri söyleyemeyeceksin" diye buyurulur ve konuşmalarda sadece son kelimeyi tekrar edebilecek olan Ekho Narkissos'a olan sevgisiyle sarp dağlardaki mağaralara çekilir. Hayatına bir yankı olarak devam eder. Aynı zamanda yüreğini yaraladığı kızlardan biri, bir gün tanrılara yakararak Narkissos'un cezalandırılmasını ister. Yüce tanrılar, "Başkalarını sevmeyen kendini sevsin!" derler ve adı öfke anlamına gelen tanrıça Nemesis'e bırakırlar. Nemesis'in görevini yerine getirmesi uzun sürmez. Narkissos susayıp da duru bir pınara eğilince, kendi yüzünü görür.  "Başkaları benim yüzümden ne acılar çekmiş şimdi anlıyorum, kendime karşı olan sevgimle yanıyorum ben. Suda yansıyan bu güzelliğe nasıl erişebilirim? O güzelliği bırakamam da. Yalnız ölüm kurtarır beni." der ve su kıyısında eriyip gider.
             
Tanrılar tarafından kendinden başka kimseyi sevememekle cezalandırılan Narkissos misali bizler de nehrin arı duru akan sularında kendimizi seyretmeye mahkumuz sanki. Gözler aynadaki sırra değil aynadaki görüntüye takılıp kalmış. Ben olanın dışındaki şeylere bu hoyratça yaklaşımımız, bedenimizi sarıp sarmalayan zırhların kucaklaşma esnasında çıkardığı çarpışma sesi... Tüm bunlar korunma yolları belki.  Peki Ekho'nun varlığını bir yankıda mı unuttuk?  O dağ nymphesinin çarmıh gibi taşıdığı bu güzel duyguyu yansıtan coşkulu ilahileri söylemek yerine söylediklerinin son kelimeleri tekrardan öteye geçememesi ne büyük ceza!
             
Kocaman bir insanlığı tek insanda görebileceğimiz gerçeği bize  bir insanın değişiminin de tüm insanlığı değiştirebileceğini kanıtlar nitelikte. Tüm sorular ya da sorunlar içinde umutsuzluk mümkün mü?  Çözümü, her şeyin aynılaştığı dış dünyadan oluşmakta olan benliğime çevirmekte buluyorum. Bir taşrada yapılan yürüyüşlerde gördüğünüz tüm insanları, olayları, doğayı içinizde bir yerlere yerleştirip güzellikle yamayarak neler yapamazsınız ki? 
             
İşte bunlar benim taşım! Sisyphos'un kabahatinin bedeli olarak yokuşta taşıdığı taşı gibi. Bana sorarsanız,  hepinizde var bu taştan. Belki çocuklar dışında. Sorumluluklar, farkındalıklar ve 'görmeyi öğreniyorum'lar...  Sanki birçoğunuzu bu yamaçsız yolda bulmuş.    
             
     Tüm bu karınca misali sorular beynime üşüşüp beni dolduruyorken ben yamaçsız yolda yüzyıllar önceki Sisyphos'la aynı kaderi mi paylaşıyor oluyorum?