..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: kahin1503
Eser Sıra Numarası: 180216eser67



                                                         VAR OLMANIN GETİRDİKLERİ

      Doğar, avlar, rekabet eder, ürer ve ölür insan. İlk çağlarında tek çabası budur. Başka bir eylem enerji kaybıdır çünkü. Ancak bu hep böyle devam etmeyecektir. Aslına bakılırsa bilinen ilk kaynaklardan bu yana insanın değişimi ve gelişimi gözler önündedir.
    
Maslow’un ‘’İhtiyaçlar Piramidi’nde’’ de bahsettiği üzere insanın ilk vakitlerinde yaptığı eylemler hep birincil ihtiyaçtır. Karnın doymadan güvenli bir sığınakta olmayı aklına getirmezsin değil mi? Bu yüzden fizyolojik gereksinimler ilk adımdır ve bu ilk adımı atan insanlık durmaksızın diğer adımları atmaya devam edecektir. En sonunda da kendini gerçekleştirmek üzere düşünmeye başlayacaktır. Tüm sorular da burada baş gösterecektir ilk defa. Bu şekilde uzun serüven başlar.
    
Ben de serüvenin bir parçası olarak piramidin tepesindeki ihtiyacımı karşılamak üzere düşünmeye başladım. Kendime soracağım ilk soru şuydu: ‘’ Ben neyim?’’ Sonrasında dedim ki eğer düşünebiliyorsam, kolumu kaldırırken bunu beynim yapıyorsa ve ben istiyorsam ben beyin olmalıyım. Ancak beynin tekelinde olmayan olayların da gerçekleşebileceğini - bağırsağın peristaltik hareketi ya da daha bilinen bir örnekle beyin ölümünden sonra yaşamın devam edebilmesi  vb.- fark ettiğimde bu cevabın yerini  ‘’Ben ruhum.’’ alacaktı. Eğer Tanrı ruhumuzu alarak bedene nail ettiyse ben ruh olmalıydım. Ancak ruh gerçek midir, Tanrı var mıdır?...Yapılmış ruh deneyleri bulunmakta. Ancak hiçbiri bir teoriden hatta hipotezden öte gidememekte. Bu da durumu üzerine soru yöneltilebilecek başka bir alan haline getiriyor. Dr. Duncan MacDougil’in 11 Mart 1907 tarihinde yaptığı deneyde ruhu 21 gram olarak tespit ettiğini iddia etmekte ancak bu kütle farkının akciğerlerden boşalan havanın ağırlığı olabileceği şüphesi de olayın kesinliğine leke süren bir nokta maalesef. Soru kavramının ta kendisini dahi soru cümlesi içerisinde kullanabilen  -soru nedir?-  bir beynimiz var evet ancak beyin bilinen organlar arasında ‘’en az bilinen’’ olma özelliğinde hâlâ rekabetsiz bir şampiyon durumunda. Sadece amigdala bölümü hakkında bile o kadar az bilgiye sahibiz ki ,duygu kontrolünün bir kısmını yönetmesi dışındaki diğer fonksiyonlarını hâlâ tanımlayamıyoruz .Hal böyle olunca da bu soruyu beyin diye yanıtlamak tamamıyla dayanaksız ve şüpheli bir yaklaşım haline gelir ve cevap olma niteliğini kısmen kaybeder. Az önce de bahsettiğim gibi ruh konusu da bir şüphe kaynağı iken bu sorum daima bir gizem olarak kalmaya devam edecek ve kesin bir cevaba sahip olamayacaktır. Ancak elimde en başından beri sahip olacağım şeyler de yok değil bununla ilgili: varlığım ve düşünüyor oluşum…

Bundan sonra kendime soracağım soru ‘’Bir maddenin başka bir maddeyle olan etkileşimlerinin sonsuz kombinasyonlarını bilmek mümkün müdür?’’ olacaktı. A ile B karışırsa şuna iyi gelir ya da Y tutar madde Z tutar maddeyle karışarak M’yi oluşturur gibi. Penisilin, otomobil lastiği, jelibon, şok tedavisi ve vazelin gibi icatların ‘’tesadüf’’ eseri bulunmasının da öncü olduğu şekilde bir gizemin kapıları açıldı: Bunun gibi daha ne kadar olası tesadüfi buluşlar, kombinasyonlar var? Kim bilir belki de ileride titanyum-alüminyum alaşımının plazma enerjisiyle ışık ve radyasyon yaydığını öğreneceğiz ya da belki beynin hangi frekansta sese nasıl tepki vereceği, hangi duyguyu ya da davranışı tecrübe etmesini sağladığının analizlerinin -ki buna ‘’ i-doser’’ ismi verilmiş- birazını tanımlamayı başardığını iddia eden zümrenin kombinasyonlarını arttıracağız. Titanyumun yakın geçmişe kadar kemikle bütünleşebilmesi bilinmediği gerçeğini de göz önünde bulundurarak gelecekte bunları bilmek mümkün olacak mıdır? Mümkünse ne kadarını ya da bunları öğrenirken yine doğa ananın/evrenin tesadüf(?!) yönlendirmeleriyle mi bunu başaracağız? Daha da önemlisi başarı tesadüfi olabilir mi veya tesadüf diye bir şey var mıdır?...
    
Bilim, metafizik ve felsefeyle sıra sıra tanışmamın ardından her üçünün de birbiri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve belki de söz yerindeyse fark etmek kaçınılmaz oldu. Böylece Umberto Eco’ nun ‘’ Foucault Sarkacı’’ nda da belirttiği üzere bilim ve büyünün inkar edilemez birlikteliğine felsefeyi de ekleyerek dedim ki : ‘’Gen, enerji ve idea kavramlarının her biri aslında bir midir?’’ Yani bir canlı öfkeliyse bunu geni mi sağlar, özümsediği enerjimi mi , taşıdığı idea mı yoksa alternatif bir cevap olarak her biri mi? Cevap her zaman hepsi oldu benim için. Her biri birbirine eşit olmasa da denktir. Ayni sürece ve amaca hizmet ederler:  varoluş…

   Tüm bu sıralı soruların nedenleri de aslında yine tek bir noktada buluşur: Bu soruları kendime sordum çünkü sorabiliyorum, sorgulamanın kendisini sorgulayacak, kendimi gerçekleştirecek ya da düşünmeyi düşünecek kadar sorgulama,düşünme ideasına/genine/enerjisine sahibim ve yine bunlara sahibim çünkü ben ‘’varım…’’