..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: hürkuş1606
Eser Sıra Numarası: 180217eser32



                                                                            HÜR KUŞ
    
      Bu yazıyı okuyacak olan değerli okuyucum, yazımı okumayı bitirdiğinde gözlerini birkaç dakikalığına kapatıp dediklerimi tahlil edip içinde derinlerde bir yerlerde can çekişen hür kuşuna ses vermen temennisiyle başlıyorum. 

Her bir yol, birer ihtimaldir derler. Evet, bilerek verdiğimiz kararlar ve yaşamak zorunda kaldığımız her gün birer ihtimaldir. Bir sonraki adımın bataklık olup olmadığını bilmeden gözlerimiz bağlanmış vaziyette, çelimsiz ayaklarımızla adım atar gibi yaşıyoruz bu hayatı.
Tek bir saniyesinin hesabını bilemeden, türlü planlar, hazırlıklar yapıyoruz. Hayatın kapımıza ne sürpriz hediyeler bırakacağından habersiz yaşıyoruz. Bazen bir bombadır kapıdaki paketten çıkan, açılınca bizi yaralayan… Kırmızı bir gül de olabilir paketten çıkan, görünce gülümsediğimiz ama bir gün diken diken bize batacak olan… Bilemeyiz ya, bilemeyiz…

Zor dolaplar, kalbi simsiyah kesilmiş kötü insanların kirli ellerinde dönüyor, iyiliğe birliğe çağıran kalbi şefkatle taşanların planlarını bozarcasına. Ya biz? Biz gerçekten de farkında mıyız, şu yaşlı dünyada olup bitenlerin? Yastığa başımızı koyduğumuzda, açlıktan ölen çocukların kaçının farkındayız? Irkçılık yaparak göz ardı edilen kaç mazlumun feryadına kulak tıkıyoruz? Dini yüzünden kendi ülkelerinden sınır dışı edilen onlarca insan soğuktan, hastalıktan sessizce ölümü beklerken aynı dine veya aynı ırka mensup olanlar nasıl bu vahşete göz yumabilirler? 

Biz gerçekten de doğaya dönüşümlü olarak kendimize verdiğimiz zararın farkında mıyız? İsyan ediyoruz çoğu yaz günü, sanki sıcakların bu kadar artmasını sağlayan küresel ısınmaya biz sebebiyet vermemişiz gibi. Ekolojik dengenin bozulmasına hayret ediyoruz, sanki av yasaklarına rağmen haksız yere nesli tükenen veyahut tükenmeyen hayvanları insanlık dışı katletmiyormuşuz gibi. Hastalıklardan şikâyet ediyor, çoğu zaman da hasta doğan çocuklara üzülüyoruz; sanki bize zarar verdiğini bildiğimiz onlarca gıda ve içeceği biz tüketmiyormuşuz gibi, radyasyon nedir bilmiyormuşuz gibi.

Ya çevremizde olup bitenlerin farkında mıyız? Sanmıyorum. Öyle ya, biz şimdi ülkemizin diğer ucunda patlayan bombanın da bize zarar verip vermeyeceğinin hesabını yapıyoruz ve o bombaları eğer bize zararı yoksa önemsemiyoruz. 

Ya biz kadınlar? Entelektüellik ve moda adına yaptığımız müsrifliklerle, çocuklarını doyurmaya çalışan hangi annenin yüzüne bakabiliriz? Nasıl vicdanımıza sığdırırız, daha genç kız dahi olmamış küçücük bebelerin tenine dokunan o pis elleri, tacizleri, tecavüzleri, kadına kalkan elleri? 

Ya biz Türk insanları? Harp için dünyaya geldiğimize inanılan millet olan biz Türkleriz. Yeşil üniformalılarımız, arkalarına bile bakmadan vatanımızı müdafaa etmeye her daim hazırdır. Orada onlarcası şahadete erişiyor. Şimdi düşünelim, hangi şehidimizin ardından bir dua ettik, ailesine sabır diledik? Kendi güvenliği için verilen mücadeleleri, tutulan nöbetleri kaale dahi almayan biz, bugün ne kadar atalarımıza yaraşır yaşıyoruz?

Gerçekten de biz 21. yüzyıl insanları sağır olmuşuz. Giderek artan saygısızlığa, haksızlığa, işkenceye, zorbalığa, tacize, tecavüze, yoksulluğa, kıtlığa, hastalıklara yani gündelik yaşamımızı etkilemeyen her mevzuya sağır olmuşuz. 

Biz, teknoloji ve sevgi dağlarının arasındaki vadide, her şeyden habersiz yaşamını idame ettiren uyuşuk beyinler haline gelmiş vaziyetteyiz. Sevginin hoş söz, teknolojinin iletişime açılan hoş göz olduğunu zannederek adeta kendimizle gerçekler arasına bir perde indiriyoruz. Kendi lüksümüzde boğuluyor, bir felakete sürüklendiğimizden habersiz şamatamıza devam ediyoruz. 

Beyin kıvrımlarımda his olarak dolanan onlarca Promethe birbirine dolanıyor ve her dolanışta ufak düşünce kıvılcımları çıkartıyordu. İşte o zaman, nasıl olacak diyorum, nasıl katlanıyorlar, nasıl katlanacağız? Bazen bir şeyleri istesek de istemesek de yaşamak zorunda kalıyoruz, hayat bize seçim hakkı tanımıyor ne yazık ki. Tüm bu olanları fark edince, okuyunca, duyunca, görünce, yaşadıkça daha da bilinçleniyorum. En çok da birçok şeyin farkına varıp da yazmaktan başka hiçbir fayda sağlamayacak kadar aciz ve cahil olduğumun bilincine varıyorum. Böylece kendimden büyük bir hicap duyuyorum.

    Kötülüğe yalıtkan davranıp iyiliğe, ümide yankı olan duvarlar olmak istiyorum. Ülkemizin gelişmesinde engel teşkil eden mühendis cinayetlerinde yaraya pansuman, duran kalbe pompa, son soluklar alınıp verilirken akciğere taşınan nefes olmak istiyorum. Elindeki uçurtmasını bomba görmeden havada uçurabilen çocuğun yüzündeki tebessüm olmak istiyorum. Masuma sıkılan kurşunun önüne kalkan, namusu için kaçmak zorunda kalan genç kızın el ve ayak bileklerinde güç olmak istiyorum. Ayrımcılığa, haksızlığa ve daha nicesine isyan etmek istiyorum. Neden mi peki tüm bu arzularım, isyanlarım? Çünkü ben, içimde gökte barış için uçan bir hür kuş barındırıyorum. Çünkü ben; misket bombalarından, umutsuzluklardan, ayrımcılıktan, ırkçılıktan uzak, her çocuğun gamsızca, korkusuzca dışarı çıkabilmesini arzulayan, dünyaya gözlerini yeni açmış, hayatında güzelliklere, masumluklara ve halledilebilecek sorunlara kanat açmış bir kuşum. Tahammül dahi edemiyorum boş, çirkin, ürkütücü olanlara ve yaşananlara. İnanıyorum ki her bebek masum doğmakla beraber, içinde iyiliğe, sevgiye, özgürlüğe, barışa ve daha nicesi tüm güzelliklere gönül veren bir hür kuş olarak da doğar. Kimsenin içindeki hür kuşu bastırmak zorunda kalmayacağı, özgür bir hayat temennisiyle…