..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: goncagül0000
Eser Sıra Numarası: 180216eser12



                                                       AT YARIŞI MIYIM?

   İnsan eğitiminin bir parçası olan süreçlerden biri, sınav sistemleridir.İlk kez , bu gerçeklik-
 le karşılaştığımda  on dört yaşındaydım.O güne kadar, ailevi sebeplerden ötürü sürekli yer değiştirmek zorunda kalmıştım.Genç bir insan olarak kendimi, değerlerimi ve kişiliğimi yeni oturtmaya çalıştığım  bir zaman dilimiydi.
                  
 Sınav gününe bir ay kala sistemin değiştiğini öğrendik. Öğretmenlerimiz ve okul idaresi yarım yamalak bilgilerle sınıfa geliyor ve bizi aydınlatmaya çalışıyorlardı. Her yeni bilgide , kafam allak bullak oluyordu.Ailem,okuldan beklenti içerisindeydi.Okulum, değişikliğin kendileri için de  yeni olduğunu söylüyordu.Koskoca bir girdabın içerisinde dönüp duruyordum.

Sınava girdim, bin bir türlü endişe ve belirsizlikle.İlk kez o zaman anladım, belirsizliğin insan dünyasında neler yarattığını.Çocuk kalbiyle,sonuçları bekledim.Yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam.İki soru yanlıştı ve sınav  da iptal edilmişti.
      
Acaba, hangi liseye yerleşecektim? Kötü bir liseye gidersem ailem ne derdi? Sonra kötü li-
 se kavramı neydi? Hem neye, kime göre kötüydü? Akrabalarım beni, başarısız görür müydü? O kadar insanla, o kadar çeneyle nasıl baş edecektim? Ben ,yaşadığım zamanın endişeleriyle yüzleşmek için,daha çok gençtim. Arkadaşlarımla hatıra defteri dolduruyor  ve onu çiçek  resimleriyle ,çıkartmalarla süslüyorduk. Bugün,  “Bunu espri zannediyormuşum.” dediğim sözlere  o zaman ağız dolusu gülüyordum.

İlk kalp çarpıntısı  yaşayan arkadaşlarımızın masum sevgilileri yoldan geçerken , birbirimizi  dürtüklüyorduk. Bizden, bu derece bir sorumluluk ve ciddiyet beklenmesi yanlıştı sanki. Bunun üzerine bir de   gelecek tasarıları ekleniyordu. Duymaya değil hazır olmak, anlamını bile idrak edemediğim “Yeterince çalışmazsanız, iyi bir liseye gidemezsiniz, lise iyi olmazsa üniversiteye gidemezsiniz!”türünden tehdit içeren cümleler akıyordu herkesin ağzından.Adeta, koca bir mağara ağzını andıran ve ardı karanlık kocaman bir dehliz. Şimdiden stres yüklenmiştim.Lise eğitimi neydi? Türkçe dersi aynı dersse , sorun
yoktu. Üniversite ne demekti ? Neden sürekli, korkutan cümleler kuruluyordu? Korkarsam daha mı iyi çalışırdım? Korku, beni güçlendirir miydi?

Oysa ki körpe ruhumun desteklenmeye ihtiyacı vardı.Binlerce öğrencinin katıldığı bir sınav
sisteminden geçmeden bir yer edinmenin yolu yoktu.Buna aşılmalıydım.At yarışıydım artık! Birinci parkur ben daha ne olup bittiğini anlamadan sona ermişti. Şimdi 11.sınıftayım.Hatıra defterleri yazmıyoruz artık.Edebiyat öğretmenim,defter tutmanın insana iyi geldiğini, yazan toplum olmamız gerektiğini söyledi. Edebiyat dersini,  lüzumsuz olarak
görmemize, kızıyor. Bu anlayışın,sayısal öğrencisi olmamızdan kaynaklandığını  oysaki edebiyatın bir genel kültür dersi olduğunu söylüyor. Ömür boyu bize gerekeceğini de eklemeden edemiyor.Öğretmenimin haklılığı çok açık ; ancak sürekli fizik, kimya ve matematik çalışmam gerekiyor.Türkçe’nin kırk sorusunun çoğunu yaparım, edebiyat da bana lazım değil diye düşünüyorum,bu nedenle de okul sınavlarından geçecek kadar çalışırım yeter diye düşünüyorum. Yanılsama oluşmuyor değil kafamda; ancak içimdeki kaygılar, sürekli ders çalışmam gerektiği fikri, ne kadar test çözersem o kadar başarılı olabilirim olurum saplantısı , beni, güzelliklerden alıkoyuyor. Kitap okumanın faydasını bile sınavlarda çıkacak soruları daha hızlı okuma ve anlama kolaylığı olarak gören  sistemin bir parçası olarak, rahatsızım.

Oysa ki “Bir Adın Kalmalı” dizeleri ne kadar da güzel! İnce bir ruhun  yansıması. Sınava en-
deksli bir genç olarak şiir okuyamıyor, düşüncelerimi kaleme alamıyorum.”Ne kadar güzel!” dedirten duyguyu  unutuyor muyum acaba? Hiç öğrenme zevkine ulaşamayacağım birçok bilgi dururken ve ben bundan hayıflanırken, sürekli değişen sistemlerin at yarışı mı olacağım?
                
Biz , küçükken yarışları birbirimizi geçmek olarak görmezdik.Oyundu  bunlar  birer.Şimdi ise  “sıralama”  kavramı ile karşı karşıyayız. Etrafımdaki insanlardan, hep, şunu duyuyorum:  “Puanım aynı ; ama sıralamam değişti. “Bir matematik sorusu,  kaç Türkçe sorusuna eşit? İlk oturumda neyi, ne kadar sürede yapmalıyım?  Hani , nerede benim çocukluğumdaki,o saatlerce sokakta oynamanın bana verdiği haz? Saatlerim benden çalınıyor mu? Ya da o kadar kısa sürede, mucizeyi gerçekleştirmem mi bekleniyor? Ya o sabah, uykusuz kalırsam? Sonra ben, hangi öğrenme şekline sahibim bunu yeni keşfetmişken  okul klasik tarzda soru sorup, merkezi sistem beni çoktan seçmeli soruyla sınarken ben, bukadar farklılığın içinden nasıl çıkacağım?
 Neden hiç kimse, ilgili bir kurum, kuruluş veya sistem ; benim  psikolojimi, endişelerimi, be
de bir insan olduğumu sorgulamıyor? Ya da neden bu kadar okul dersini, bu kadar sınav konularını götürmem gerektiğini anlayamıyor? Yarışın sonuna kadar dayanıp  sonunda  da çatlayıp ölen at olduğum zaman mı anlaşılacak  varlığım? İçimdeki hezeyanları, korkularımı  o zaman mı görebilecekler? Ben ve benim gibi binlerce öğrenci;  mutsuz olup, vazgeçip, korkup içine kapandığı zaman mı anlaşılacak her şey? Lütfen , sistem değiştirme  bir hobi olmasın, bizlerde de fobi oluşmasın!
     
    Gelecek nesillerin ruh ve beden sağlığı için  daha planlı bir uygulamanın yapılması dileği ve umudu ile…