..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: gölge2204
Eser Sıra Numarası: 180115eser02



                              SON VE SONSUZLUK ARASINDAKİ KUSURSUZLUK

    Bazı şeyleri sorgulamak gerektiğini düşünmüşümdür hep. Merak duygusu insanı insan yapan malzeme gibi gelmiştir ban. Gecesi, gündüzüyle, her günüyle zihnimi düğümleyen bağları açmaya çalışmak ne kadar uğraştırıcı olsa da, çözülen düğümlerin ardından gelen cevaplar beni hep tatmin etmiştir. Kimi tatmin etmez ki? Bu hayatta korkutucu olan soruların cevapsız kalması değil midir? İnsan bilmediğinden korkmaz mı? Sonsuzluk sondan daha derin ve karanlık değil midir aslında?
   
Konuştuğum kişiler nedense bu son ve sonsuzluk meselesini o kadar da kafaya takmıyor gibiler. Bir çoğu sonsuzluğu bir ödül olarak görüyor. Ben ise onu bir ceza olarak görüyorum. Hepimiz sonunu bildiğimiz senaryolarımızı yazıyoruz. Toplumsal öğretilerimiz, gelenekler, dinler bizleri sonlara alıştırarak yetiştiriyor. Bir kitabı veya bir filmi eleştirmek için sonunu beklerken ve gidişatını görmezden gelirken nasıl bitmeyenden bahsedebiliyoruz? Sanki sona programlanmış gibiyiz. Önemli olan hep sonuç bizim için. Mutlu bitiyorsa iyi yoksa kötü…
   
Kafama takılan bazı sorunlar beynimi bulandırıyor. Berraklaşmak isterken daha da batıyormuşum gibi hissettiriyor. Bu tür durumlarda yaptığım tek şey ise bekleyip görmek oluyor. Düğümlenmiş kelimelerin çözülmesini değil, onların imha olmasını bekliyorum. Cevapsız kalmak bazen daha kolay geliyor. Fakat her cevapsız soru bir gün karşıma çıkıyor ve yine beni ele geçiriyor. Neden cevapsız sorular var? Bir şeyleri engellemek için mi? Ya da şöyle mi sormalı: Cevapsız olan sorular mı yoksa cevapları bulamayanlar bizler miyiz? Körelmiş duygularımızın ve bilgilerimizin prangalarıyla bağlıyız dünyaya. Kafamız hücremiz, terk edemiyoruz.
   
Bu hayata karşı sorulacak en önemli soruları sormuyoruz. Burada, orada veya herhangi bir yerde olduğumuzu bilmiyoruz. Neden…
  
“Çünkü” ile başlayan cümleler noktalanmıyor bazen. Peki neden? Her şeyi bu kadar iyi bilebilirken biz neden cevap veremiyoruz?
    
Kim, kimim, kimsin…
   
Hangimiz bu soruya gerçek bir cevap verebilir. İsim söylemek midir kendini tanıtmak? Sana başkası tarafından bahşedilen bir isim seni ne kadar tanımlar? Sorulara verdiğimiz klasik cevaplar doğru değil. Öylesine verdiğimiz cevaplar içten değil. Bize ezberletilen cevapları vermek ise işten değil. Kendi özgün cevaplarımızı yaratamıyoruz. Öğretildiği gibi yaşıyoruz. Peki bizi böyle yaşamaya bağlayan ne? Başkaları mı, bozulmaz çelikten kurallar mı, söylenen sözler mi? Hiçbiri. Biz, kendimizi bu hale getiriyoruz. Çünkü korkuyoruz. Hücrenin dışındakinin farklı olmasından ve yıkılmaz düzenimizin tek bir üflemeyle yerle bir olacağından.
    
Belki de bundan dolayıdır cevapsız kalan sorular. İnsanların korkuları engeldir. Kim bilir? Kendi kusursuz sorumuzu bulana kadar daha çok bekleyeceğizdir belki de. Ben kusursuz sorumun ne olduğunu hala bulamadım açıkçası. O soruyu ne zaman bulacağımı ve cevabımın ne olacağını ise belirsizlik içinde bekliyorum ve merak ediyorum.
    
Siz kendi kusursuz sorunuzu buldunuz mu?