..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: gece2635
Eser Sıra Numarası: 171202eser01



                                                                          HAYAT KİTABI

     Baharın gelişiyle ağaçların dallarından farklı renklerde çiçekler açması gibi şekillenmeye başlayan yapımızla özellikle genç yaşlarımızda düşünceler diyarına gireriz. Bu düşünceler zamanla sorguları, sorgular ise tabi ki cevapları gerektirir. Bu biraz da en temelde kendimizi ve hayatı sorgulamaktır.

Şöyle ki bir rüyada olduğumuzu ve rüyadan uyanamadığımızı varsayalım. Burası işte düşünceler diyarı, sorgulama yeri. Bir uçurum kenarında, kuvvetli bir rüzgarın etkisindeyiz. Uçurum sorularımız, kuvvetli rüzgar ise sorularımızın getirdiği sorgulardır. Adım atsak sonumuz, adım atmasak korkumuz olacak gibi gelir. Geriye gitsek de o rüzgar yine bizi oraya getirecektir. Unutmayalım, rüyadayız ama uyanamıyoruz işte. 

Düşünerek, sorgulayarak uyanabiliriz sadece. Sorular ve cevaplar ile uyanabiliriz ya da savrula savrula bir yardım bekleriz umutsuzca. Oysa bütün cevaplar hep görmekten kaçındığımız, aynada yansıyandan, daha ötede olan iç dünyamızdaki kendimizdedir. Peki, sorduğumuz bu sorular nelerdir? Bir örnek; yalnızlık... Bir gün, aslında o gün sadece bir an. Bir akşamüstü yorgunluğunda, bir sabah ıssızlığında veya bir gecenin uykuya yakın zamanında hissederiz yalnızlığı iliklerimize kadar. Bu öyle bir an olur ki insan gözyaşlarına ve iç sesine kalmıştır sadece, derdini anlatacak tek kişi bulamaz. İşte o zaman bir uzun sessizlikteki korkutan ani bir ses gibi beynimizden o kelime geçer umutsuzca, “Yalnızlık ”. Sorulur işte kendi kendine “Neden yalnızım? “ “Bunu hak etmedim, kime ne yaptım? “ diye, sorgulanır hayat. Bazen “o” haklı çıkar bazen “sen”. Bu çok uzun bir çelişki olur. Sonunda ise haklı olan kimse çıkmaz aslında. Sonra “Kimseye ihtiyacım yok. “ tesellisi bulunur çünkü. Hayat devam eder tabi. Ama o “Kimseye ihtiyacım yok. “ sözü bazen öyle bir yerle bir eder ki insanı, tıpkı sürekli yağmur yağınca beslenen ama bir süre sonra güneşe hasret kalan ve zamanla çürüyen bir çiçek gibidir hayatımız. Günden güne solarak bir gün, bir çiçekle aynı kaderi paylaşarak hep aklımıza gelen ölüme, bir toprak üzerinde kavuşuruz. İşte buna sebep olansa sadece bir insan, biraz duygu, biraz ışıltıdır aslında. Bu bazen bir büyük, bazen bir dost, bazense bir çocuktur. Bir çocuğa bile muhtaç olabilir, hasret kalabilir insan. Kendinde kaybettiği ışıltıyı onda görebilmek ister. Onun anlamsız bakışlarında dahi yalnızlık sorusuna cevap arar.

      Bu sorgu sual hallerini aslında hayat kitabı olarak görebiliriz. Kendimize cevaplar ararken mücadele veririz bir nevi. Kitap okurken gözlerimiz yorulur mesela tıpkı ruhumuz gibi, sorular da böyledir işte. Aslında kitabın içeriği ne kadar yorucu olursa olsun mutlaka ki biz cevaplar aramaya devam ettiğimiz sürece şekillenmeye anlam bulmaya başlayacaktır. Bu, gerek bir sayfa gerek binlerce sayfa sonra oluşacak. Mesele kitabın, biz fark etmeden, bize kattıklarıdır kendimizi arayışımız ve sorularımız ile.