..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: gece0506
Eser Sıra Numarası: 180217eser31






                                                         ZAMANA İZ BIRAK

   Zamanın bile iz bırakamadığı şu dünyada, zamana derin bir iz bırakmak; mümkün müydü?
Geleceğimizde çukur açacak olan her yara, birinin geçmişinden kopup gelirdi bize bizim küllerimiz başkasına yangın olurdu; belki de sebebi buydu. Biz aynı kaderlere, farklı yollardan giden yolculardık. Bu yolda güller de vardı, silahlar da. Hatta ilahlara karşı edilen dualar da.

Tıpkı işlenen ilk günah gibi; bizim de damarımızda sinsice dolanan bir yılan kanı vardı; derisini değişirken bir öncekini soyunurdu yılan ve o deriyle işlediği tüm günahları da miras bırakırdı bedene. İşlenen ilk günahın izi vardı hepimizin avuç içlerindeki çizgilerde. Bu nedenle kim eline silah alsa sebepleri farklı olsa da amaçları aynıydı.

Biz insanoğluyduk, doğardık, günah işlerdik ve ölürdük. Tıpkı bizden öncekiler gibi.
Peki yıllar öncesinde dahi bize kimliğimizi anımsatan bir tanıdık görmemizin sebebi,  kader miydi yoksa yazdığı bir satırda kaybolan, kendini kemanın tellerinde uyutan bir sanatçı mı?
Belki de zamana iz bırakmak sadece sanatla mümkündü, ölümden sonra sanata dönüşerek; ruhunu sanata kurban ederek.  Kimsenin bilmediği şarkıları söyleyen insanlar; gecenin sessizliğinde bir kulaklıkta can bulabilirdi. Zamanın içinde akrep ve yelkovan akıyorken, yıllar önce kağıda dökülmüş satırlarda kendimizi bulabilirdik. Sararmış sayfaları bizlere kendimizi anımsatabilirdi. Bizi büyüten kişiler beşiğimizi sallarken ruhumuza iz bırakacak olanlar, belki de yüzyıllar önce kendisini bir romanın son sayfasındaki cümleyle ölümsüzleştirmişti, nereden bilebilirdik ki?

Bize verilen yaşam, iz bırakmak için çok kısa. Aşık olmak için, bir çizimi kendi zihninin renklerine boyamak için, içinde kendini gizlediğin pusulayla kaybolmak için… İz bırakanlar, yalnızca ruhunu sanata armağan edenlerdi; aşık olanlar ve kendini gizlediği pusulalarla kaybolanlar. Unutulmayacak olan, sanatın ta kendisiydi.

Başka bir ruha sahip olma şansım olsaydı, bir kitap karakteri olmak isterdim; kendi satırlarında, zamandan bağımsız bir şekilde soluklanan, akrep ve yelkovanı bir saat üzerinde bırakan.  Sararmış sayfalarda dursa da, daima hatırlanacak, zamana bir çentik atarak varolacak o kişi olmayı isterdim. Hala bir yerlerde sokaklarda yürüyen, şarkı  söyleyen, yalnızlıktan nefret etse de buna mecbur kalan birileri vardı. Okuduğumuz romanların cümlelerine gizlense de, birilerinin dualarında olduğumuz zaman başucumuzda soluklanan duygular vardır ve biz bu duyguları saatlerle tüketmezdik, zaman onlara dokunamazdı.  Bu duygular sanata mecburdu; çünkü sanat, insan ruhunun bir gece yarısı çıplak kalmasının aynadaki yansımasıydı. 

İnsan unutulmak için yaşamaz, kimse de unutmaz zaten.  Bizi unutan da, bize bir şeyleri unutturan da zamandı. İlk kez düşen bir çocuğun ağladığı yolda, yine bu küçük çocuğun mezarı vardı. Oysa hayat buydu, birilerinin hafızasında varolursan yaşamış sayılırdın.
Belki de hepimiz, başka bir evrende çok büyük izler bırakıyoruzdur. Tıpkı bir romanın son cümlesi gibi.  

‘’Ve bir şiir kendini ateşe verdi, ruhuma katran karası bir geçmişi miras bırakan bu adamın gözünde iki mum yandı; ve yalnız beni yaktı ateşi. Parmaklarımın ucundaki cehennemin dibine indim; en büyük günahı cennet içinmiş.’’