..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: gamze3737
Eser Sıra Numarası: 180215eser11



                                    DÜŞÜNCELERİN ARDINA SAKLI BENLİKLER

        Düşüncelerimizi insanların oluşturduğu bir kalıba uygun hale getirip ‘normal’ davranırken ya kendimize bir yalancıysak?
Zaman, değişen şartlar insanların kafasında bir kalıp oluşturur. ‘’Bu olayda böyle davranmalı, şunda şöyle yapmalı.’’ gibi. Nesilden nesile bu düşünceler benliğimize yavaşça sızar. Hayat bir oyun gibi tipler oluşturur, zamanı da o oyunun bir parçası yaparız. Tipleri de kendimizce renklere boyarız. Siyaha.. beyaza.. yalnız iki renk oluştururuz kendimizce. Hayatı mavi olan bir insana görmek istediğimiz gibi, bakarız. O ise görmek istediğimiz şekle bürünmek için kendinden ödün verip karakterine siyah sıçratır. Siyahsa aydınlığa bulaşıp özünü kaybettirir.

Bazen önyargıyla yaklaştık, bazen yok saydık kafamızda oluşturduğumuz kılıfa uymayan insanları. Hâlbuki insan karakteri koca bir yapboz, her birimizin kişiliği onun sadece ufak bir parçası. Biz hayallerimizi ekledikçe aslına uygun bir hale gelecek herkesten bir parça barındıracak.

Bir de benimsenen, ardından yürünen kalıpları gözden geçirelim. Ne kadar da eksik değil mi? Sizce de oluşturduğumuz yarım yamalak bir tiple insanları kendine yalancı, yabancı yapmıyor muyuz? Misal, en yakınım dedikleriniz kendi benliğini tümüyle sizden esirgiyor olabilir mi? Fikrini belirtecekken ‘’Karşımdaki ne söyler? Ne yapar?’’ soruları dürüst davranmamıza koca bir engel olmaz mı? Diyeceğimiz sözü doğruluğundan değil de alacağı tepki için bin düşünüp bir söylersek yalan olmaz mı? 

Mesela çocuklar… En gölgelenmemiş olanlarımız. O saf düşünceleriyle mutlular. Ön yargıların sıçramadığı maviyle, pembeyle, güneşin sarısı, ağacın yeşiliyle mutlular. Etrafının düşüncelerini önemsemeden, kalıplara bürünmeden mutlular. Çünkü onlar yargılanmak kavramının farkında değiller. Peki, bizler onlar için ne yapıyoruz? Onları da kalıplara dâhil etmek için uğraşmıyor muyuz? 

Her şeyden habersiz kendince yaşayan bir çocuk gökyüzüne baktığında ne görür? Bulut görmez değil mi? Araba görür, uçurtma görür, oyun parkı görür. Buluta yansıtır kendi kişiliklerini. Sınır koymadan boşluklar bırakmadan, saklamadan, saklanmadan.
Hep yargılanmış, yargılayan herkesin imreneceği bir insan olmak isteyen biri ne görür gökyüzünde? Sadece bulut görür değil mi? Donuk bakışlarla bakarken buluta, gün boyu yaptıkların düşünür. ‘’Keşke şunu yapmasaydım o, böyle düşünecek. Yarın şöyle davranayım.’’ Ama aklının ucundan dahi geçmez kendine yalancı olması. Yabancı kalması…
‘’Ben vereceğim tepkiyi kestiremiyorum.’’
‘’O anki ruh halime bağlı.’’
‘’Ben önceden böyle değildim.’’

Cümleleri insanların karakterini, bir başkasına karşın değiştirdiğini simgelemiyor mu?
Biz vereceğimiz tepkiyi kestiremiyoruz, çünkü o an karşımızdakinin kim olduğuna bağlı.
O anki ruh halimize bağlı, çünkü karşımızdakinin bize ne yansıtacağını şu andan bilemeyiz.
Biz önceden böyle değildik, çünkü önceden tanımamıştık ki insanların herkesi kendi gibi görmek isteyip göremediği bir anda yargıladığı gerçeğini.

Yaşamda her insan karakteri birbirine benzemez. Bir robot misali ‘’Bu olayda böyle davran, şunu yapma’’ diyerek yönetmemeliyiz kendimizi. Kabullenilmesi gerekendir bu: İnsanlar farklı düşünür, farklı yaşar.

Yaşamak… Başkasının hayatı gibi yaşamak… Öyle değil mi?  Sanki biz, bir başkasının yazdığı sahneyi oynuyormuşuz gibi değil mi? Gizli bir kumanda ile kontrol ediliyormuşuz gibi… Sizce de içimizdeki ben’in özgürlüğe kavuşma zamanı gelmedi mi? Biz eğer bugün bu kalıbı yıkarsak, herkes kendine göre ‘normal’ ve gerçek olmaz mı?
Kendimizde geçmişten gelen bu kalıbı yıkmanın tam zamanı. Benliklerimiz tamamen parmak uçlarımızdan kaymadan… 

Tek başıma attığım adımda bir elimden de siz tutun ki büyüyerek tabulara karşı koca bir duvar olalım. İstisna olup kaideyi bozalım. Hep birlikte… bozalım… Yok, daha doğrusu yeniden yalnız kendimiz kendi dünyamızı kuralım…