..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: felsefe1711
Eser Sıra Numarası: 180214eser10
 
                                                DÜŞÜN(E)MEYEN İNSAN


    Düşünmek, muhakeme yeteneğini de ortaya koyarak, düşünüleni çok yönlü ve karmaşık bir incelemeye tabi tutarak bir yargıya varmaktır. İnsanın düşünmemesinin arkasında yatan pek çok sebep vardır. 

Düşünmüyor oluşumuz yetiştirilişimizle de ilgilidir. Aile, okul ve toplum içerisinde yetişmekte olan bireye, hâkim görüş ve değerler empoze edilerek düşünmesinin önüne ilk engel konulur. Eğitim; bir konudaki farklı anlayışlarla karşı karşıya getirip, mukayese ederek, eleştirel bir süzgeçten geçirerek kendi fikirlerinin oluşmasını sağlamalıdır. Eğitim süreci kişinin kendini inşa edeceği bir süreç olmalıdır. Sadece ders kitapları içerisinde kendini inşa etmeye çalışan bugünün gençliği en elzem olan “düşünme ve özgün fikirler yaratma becerisini” geliştiremeyecektir. Eğitimin amacının zihinsel özgürlük olacağı bir dünyada ancak düşünen kafalar ve aydın insanlar yetişebilir.

İnsan toplum içinde doğmuştur ve toplumun daimî üyesidir. Fikirlerimiz yaşadığımız toplumun sosyoekonomik durumundan, geleneklerinden, inançlarından etkilenir. Helvétius’un dediği gibi “Fikirlerimiz yaşadığımız toplumların zorunlu sonuçlarıdır.” Kişi ruhunu yozlaşmış sıradan insana teslim etmekten kaçınmalıdır. Toplumu meydana getiren bireyler çeşitli sebeplerden ötürü düşünmeme eğilimindedir. Toplumla olma, toplumla hareket etme arzusu sizi çoğunluk gibi düşünmeye, toplumla aynı inancı paylaşmaya ve aykırı fikirlerden kaçınmaya iter. Hatta toplum tarafından yadırganmamak için bazı isteklerinizi bastırıp daha basit bir yaşam sürmenizi sağlayabilir.

Bir ideolojiye körü körüne bağlanmak düşünmenin önünde engeldir. Kişi ideolojisiyle organik ve derin bir bağ kurar ve yaşamını ona göre düzenler. Bir ideolojinin her konudaki görüşünü benimsemek, başkaları senin yerine düşünüyor diye, düşünmeye zahmet etmemektir. 

Beslenme, güvenlik ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdayken zihinsel bir faaliyete vakit ayrılamayacağı aşikârdır. Böyle bir durumda sanat eserlerinden ilham alıp, düşünce dünyasına yeni kapıların aralanması mümkün müdür? Sanırım sorunun yanıtı olumsuzdur.

 Uzun çalışma saatleri ve sorumlulukları altında ezilen insanlar; okumak, yazmak, düşünmek gibi faaliyetlere yeterince vakit ayırmadıkları için entelektüel yetkinliklerini arttıramıyorlar. Hayata sadece bir pencereden bakan kör nesiller olarak yetişiyorlar.
 Pek çok insan ise düşünmek dahi istemiyor. Düşünmenin bilincinde olmanın ve düşünmenin huzursuz edeceğini sezip, çareyi bu işe hiç girişmemekte buluyorlar. Ruhunu dinginliğe kavuşturmak isteyenler, kolayı seçip kafalarını hiç işletmeyerek huzur buluyorlar. Melih Cevdet Anday’ın “Rahatı Kaçan Ağaç” şiirinde dile getirdiği gibi rahatının kaçmasını istemeyen meyvesiz ağaçlar yetişiyor.

Ben artık şarkı dinlemek değil,/ Şarkı söylemek istiyorum./ N. Hikmet. Şarkı söylemek için sahne gerek. Sahne de düşüncenin zincirlere bağlı olmadığı yerde misafirdir.
 İnsan; yaşamın anlamsızlığı, kapanıklığı ve bunaltıcı havasında kendini tüketmemek için sanatla, bilimle, felsefeyle kendine bir anlam yaratıp çevresindeki dünyayı kendinin parçası kılmıştır. Gerçek sanatçı; yaşamı yakalamış, onu kendi penceresinden yorumlamakla kalmayıp yapıtının insanların ruhlarının derinliklerinde hissedilmesini sağlamıştır. Bu yüzden çürüyen bir toplumu düzeltecek yegâne araç sanattır. Sanat, hayatı ve dünyayı kavramış seçkin kafaların işidir. Sanatçı; yeri geldiğinde toplumu aydınlatmayı, eyleme itmeyi, düşünmelerini sağlayabilir. Sanattan mahrum kalmış bir toplum sert kalıplarını yıkamayacak ve geri kalmışlığın pençesine düşecektir. Felsefe kapsamlı bir entelektüel araştırmadır. Felsefeyi insanın dindirilemez merakı doğurmuştur. Felsefe sayesinde ruhumuzda filizlenen şüphe düşüncemizi genişletir ve onları basitlikten kurtarır. Kesin inançlarımızı zayıflatırken araştırmacı ruhumuzu besleyerek bilgimizin ve kavrayışımızın artmasını sağlar. Merak duygumuzun canlı kalmasını sağlayarak sürekli kendini geliştiren ve düşünen bireyler olmamızı sağlar. Felsefeden hiç yararlanmamış birisi zamanının alışılmış fikirlerinden sıyrılamayacak yani kendi aklının katkısı olmayan fikirlere kendini hapsedecektir. Felsefe ve sanat olmadan insanın hayatı anlaması mümkün değildir. Bunların yaratacağı zenginlik olmadan düşünen insanlar yetişemez.  

    Etienne de La Boétie’nin gönüllü kulluk üzerine söylevde dile getirdiği yüz ülke, bin şehir ve içlerinden en iyi insanların bile köle ve serf haline getirildiği bir milyon insanın tek bir kişiye saldırmamasının nasıl açıklanacağına dair sorusunu bir de ben cevaplayayım: Bunu ancak eğitimle, ideoloji ve katı inançlarla özgürlüklerini yitirmiş zihinlere “köle ahlakı” aşılayarak, bu durumun farkına varmamaları için olabildiğince meşgul ederek, kitle içerisinde benliklerinin eriyip gitmesini sağlayarak yapabilirsiniz. Yani düşünmesini engelleyerek. Foucault’nun da dediği gibi “İktidar önce boyun eğdirilmiş bedenler yaratmayı amaçlar.”

 Düşünmeyi düşleyen biri olarak herkesin düşündüğünü söyleyebildiği bir dünya arzuluyorum…