..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: deniz2203
Eser Sıra Numarası: 180216eser29



                                                        PARA, PARA, PARA

     Para kazanmak için mi yaşıyoruz, yaşamak için mi para kazanıyoruz? Peki, para nasıl girdi hayatımıza? Şu şekilde bir özet geçelim: Eskiden insanlar karnını doyurmak, barınmak ve giyinmek için gereken şeyleri elindekilerle takas ederek elde ediyorlardı. Daha sonraları bu işi para adını verdikleri bir kağıt parçasına ve metallere değerler vererek yapmaya karar verdiler. Anlayacağınız bu soruyu o zamanlar sorsak sorumuzun cevabı gayet açık ve netti: Yaşamak için para kazanıyoruz. Ya günümüzde parayı sadece yaşamak için mi kullanıyoruz?
            
 Yaşamak için illa ki bilindik fast food markalarından hamburgerler, pizzalar, sırf havalı gözükmek için waffle denen tatlılardan yemek mi gerekiyor? Veyahut son model telefonlar, ismini bile telaffuz edemediğimiz makyaj malzemeleri, milyon dolarlık arabalar ve daha fazlası, yaşamak için son derece gerekli şeyler mi? Bana sorarsanız, hiç sanmıyorum. “Aman, sen de abarttın iyice. Söz konusu kaliteli yaşamak.” benzeri mırıltılarınızı duyar gibiyim. Peki, öyleyse şöyle bir örnek verelim. Her sene Afrikalı binlerce çocuğun açlıktan yaşama veda ettiğini elbet duymuşsunuzdur. Sadece Türkiye’de 2017 yılında kozmetiğe ayrılan paranın 414,8 milyon dolar olduğunu ve bu parayla değil Afrikalı aç çocukları, dünyadaki birçok yoksul çocuğu doyurabileceğimizi biliyor muydunuz?  Yeri gelince yaşamak için para kazanıyoruz diyoruz ama gereksiz birçok şey için öylesine para harcıyoruz ki…
             
Para öyle bir şey ki her taşın altından o çıkıyor. Aynı kanser gibi insanı ele geçiriyor. İnanmıyorsanız bir göz atalım. Her sene onlarca üniversite mezunu genç, iş bulamadığı için yaşamına son veriyor. Peki, bu gençleri ölüme iten şey ne? Para.  Haberlerde sıkça rastladığımız bir olay daha, sigortasız birçok işçi iş kazalarına kurban gidiyor. Eve biraz daha fazla para götürmek için her gün güvencesi olmayan bir işte ter döküyor. Ya bunun sebebi ne? Para. Binlerce çocuk açlıktan ölüyor. Çalışırken zor şartlar yüzünden ölenler de cabası. Evet,  konumuzun ana karakteri yine çıktı karşımıza: para. Eğitim sistemimize göz atalım bir de. Yedi yaşımızdan itibaren her gün ileride iyi bir meslek sahibi olma amacıyla okula gidiyor seneler boyunca gençliğimizi ilerde rahata kavuşmak için okullarda, dershanelerde, etütlerde ve özel derslerde anlamadığımız, ilgi duymadığımız, belki de hiçbir zaman işimize yaramayacak konuları beynimize kazımak için çırpınıp duruyoruz.  Niçin, kimin için? Para için elbette. Ülkeler arası ekonomik çatışmalar, ülke büyüklerinin şahsi çıkarları ve tüm bunlarla birlikte doğan savaşlar; sonucundaysa milyonlarca ölü ve yaralı insan… Evet, yine para.  Ya emperyalist düzende para kazanmak için yaratılan ve arkası kesilmeyen özel günlere ne demeli. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kadınlar Günü, vs. adı altında vicdanınızı kullanarak paranızı cüzdanınızdan çekip alıyorlar.  Kavgalar, biten dostluklar, borçlar, soygunlar, açlıklar ve ölümler… Hepsinin tek ortak nedeni var: Para, para, para… Varlığı bir dert, yokluğu yara…
             
    Tüm bunların ışığında soruyu şöyle cevaplayabiliriz: Yaşamak için para kazandığımızı söyleyerek, para kazanmak için yaşamımızı harcıyoruz ve işin kötüsü bunu bir yaşam biçimi olarak benimsiyoruz.