..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: dalga2002
Eser Sıra Numarası: 180216eser61



                                         RUHUMUN DALGALARI

     Ölüm dediğimiz şey yaşamın sonlanması mı , başlangıcı mıdır? Zaman dediğimiz şey gerçekten var mıdır , izliyor mudur bizi penceresinden , izliyorsa gözleri dolu mudur , doluysa üzgün müdür gerçekten? Zamanı nasıl hayal ederim biliyor musunuz? Zaman bizi o küçücük penceresinden izlerken, oturduğu evin kapısına boynu bükük bir sürü insan dizilmiştir. Özür dilemek için sıraya girmişlerdir hepsi. Bu kapıda her dinden , ırktan insan vardır . Bu uzun belki de sonsuz kuyrukta birbirlerine sarılır insanlar , ağlaşırlar birlikte ; zira insan kaybettikten sonra anlar değerini her şeyin. Zaman küskündür ve kızgındır milyarlarca insana , açmayacaktır kapısını hiç! Bu yüzden dönemez hiç kimse ölümden .

  ‘’ Zamanın değerini bilmek ölümü ciddiye almak mıdır , yoksa geleceğini hiç bilmiyormuş gibi yaşamak mıdır ? ‘’ diye sorarım kendime . Başrolünü oynadığım ‘’Hayat’’ adlı piyesimde olacaklardan habersiz , daha öğrenecek çok şeyi olan , senaryosunu kaybetmiş bir gencim . Ruhumun dalgaları zihnimin kıyılarına vuruyor düşüncelerimi. Aynı kıyıda bir rüzgar var ve bana anı yaşamamı söylüyor . Ben ise bu denizde , bu rüzgarla ilerleyen bir yelkenim . Bazen öyle fırtınalar kopuyor ki , nefret ediyorum bu dalgalardan ve rüzgardan . Aynı rüzgar ve deniz yelkenimin ahşap bordasını şişiriyor , dümenimi paslandırıyor , direğimi eğriltiyor . Daha nerede olduğumu bilmeden hayal ediyorum saçlarıma aklar düştüğü zamanı . Elimden kayıp gidiyor saniyeler . Hissediyorum , dokunamıyorum keza yakalamaca oynuyor sanki benimle. Zamanla yakalamaca oynarken bile olamıyoruz ya bir çocuk gibi . Hissedemiyoruz ya o gereksiz mutluluğu . Sevemiyoruz ya eskisi gibi . Göremiyoruz ya hiç bir şeyi gördüğümüz gibi . Büyüyoruz sözde . Adım adım yaklaşıyoruz zamanın kapısına , yaklaştığımızdan bihaber .

              Her türlü acının, ızdırabın, kederin, hüznün ve coşkunluğun, mutluluğun, sevincin iç içe ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu bu sonsuz sıraya yaklaşacağız  .Bu sıraya girdiğimizde ruhumuzun dalgaları yok olacak , rüzgar sakinleşecek . . Karaya ulaşmış olmanın verdiği mutlulukla gökyüzüne bakacağız . Zaman , kapısını  araladığında önce bir soğukluk daha sonra anılarımızın o ağır kokusu gelecek . Rüzgar tenimizi sıyıracak , güneş son bir kez daha sımsıkı sarılacak . O çocukken yaşadığınız evdeki sürekli susmayan kuşun sesi gelecek aklınıza. Annenizin nezleyken sürekli yanınızda oluşu , lise yıllarında yaptığınız taşkınlıklar gelecek. Terliyken soğuk su içmek isteyeceksiniz belki de ya da nefesiniz tükeninceye kadar koşmak . Sevdiğiniz kişinin elindeki o sıcaklık , bakışlarındaki huzur gelecek , saçlarının kokusunu burnunuzda tekrar hissedeceksiniz . Bir parmağınızı tutabilecek kadar ufak bir ele bakarken göreceksiniz kendinizi . Kah ağlayacaksınız , kah güleceksiniz .  ‘’ Hayat ‘’ adlı piyesinizi ilk defa seyirci olarak izleyeceksiniz . Belki biraz bulanık , belki siyah beyaz. Saniyeler belki de ilk defa elle tutulabilecek kadar yoğun gelecek . Teker teker kayacaklar avucumuzdan. İnsanlık ilk defa o kadar çaresiz ve var hissedecek , göz yaşlarımız deniz olacak ve dalgalarını bir başkasının zihninin kıyılarına vuracak. Zaman kapısını insanlığa açınca insanlık da onu oracıkta öldürecek.

Zamanı öldürdükten sonra gözümüzdeki benmerkezcilik perdeleri sonsuza kadar yok olmuş olacak. Çünkü zamanı gözümüzde değersizleştiren ve küçücük bir ayrıntı olarak görmemizi sağlayan özelliğimiz benmerkezciliğimizdir , bencilliğimizdir , bir türlü dindiremediğimiz rekabetçililiğimizdir . Oysaki zaman ve hayat, yukarıda verdiğim ve belki de binlerce metaforla bile anlaşılamayacak kadar üstün bir kavramdır . Benmerkezciliğimiz bizi hayattan zevk almamaya , kendimizin ve başkalarının hayatlarındaki noksanlara takılıp ; hayatın güzelliklerini ve zamanın değerini küçümsememizi sağlar. Zamanın değerini küçümsemek , ise benmerkezciliği artırırken, o bireyi narsizme sürükler ki olabilecek en kötü şey de budur .

Benim kafamı karıştıran da budur . Nasıl olur da kendi menfaatlerimiz için ellerimizden akıp giden zamana dikkat etmeyiz  ? Biz insanlar zamanı neden küçümseriz ? Charles Darwin’in, ‘’ Bir saatini bile boşa harcamaya cesaret edebilen bir insanın , hayatın değerini anladığına şüphe ederim. ‘’ sözü kafama takılan bu soruyu çok güzel özetliyor . İşte bu yüzden diyorum ki bazen, ‘’ Bırakalım artık dümeni , ruhumuzun dalgaları sürüklesin bizi bir yerden bir yere. Gerekse tek arkadaşımız rüzgar olsun . Gerekse koskoca denizde kaybolalım. Canımızın en sıkkın olduğu anda bir kelebeğin kanat çırpışı mutlu etsin bizi ki zamanın sonsuz sırasına girmek zorunda kalmayalım .’’