..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: çizmelikedi1940
Eser Sıra Numarası: 180215eser16



                                                     NEDEN IRKÇILIK VAR?

     Bu soru belki de hiçbir zaman cevabını bulamayacak. Belki de bir insanlık sorunu olarak kalacak işte merak ettiğim şey şu: Neden ırkçılık var? Yıllardır bahsi geçiyor insanların birbirlerinden farklı oldukları için eziyet çektikleri. Haberlerde görüyoruz insanların sırf renkleri farklı olduğu için birbirlerini öldürdüklerini. Nefret duygusudur buna neden olan belki de. Ama nedensiz ve içi boş bir nefret. Bunda sadece toplumun suçu yok. Bunda hükümetlerin insanları ayrıştırması da etkili oluyor. Bazılarımız fark etmese de bizim gözümüzü boyayıp birbirimize düşman olmamıza neden oluyorlar. 

Irkçılığın sonuçları her zaman kötüdür. Hatta buna Adolf Hitler’i de örnek verebiliriz. Kendi ırkını üstün görerek milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Bu da ırkçılığın ve nefretin ne kadar köklü ve kötü olduğunun kanıtıdır.

Önceleri bu soru ilk aklıma geldiğinde şunu düşünüyordum: Acaba ilk ırkçılık tasviri nerede çıkmıştır? Sonra biraz araştırma yaptığımda, antik dönemde Mısır’da mezar yazılarında insanların yabancıları kendilerinden farklı bir renkte çizdiklerini öğrendim. Çin’de ise M.Ö. 200 yıllarında insanları ten renklerine göre sınıflandırmışlar. Yani ırkçılık kavramı yüzyıllar öncesinden gelen köklü bir kavram. Fakat bu demek değil ki bunu yenemeyiz. Bunu hükümetlerin insanları okumaya teşvik etmesiyle, bilgilendirmesiyle ya da insanların birbirleriyle iletişime geçerek yapmaları mümkündür.

Çok değil, yaklaşık elli yıl önce Amerika’da siyahi insanlar otobüslerde oturamıyorlardı. Besbelli bir ırkçılık söz konusuydu ve bazıları gerçekten bu duruma alışmışlardı. Zenciler, sorgulamaksızın yerlerini beyazlara veriyorlar ya da otobüs dolduğunda iniyorlardı. Sonrasında bir grup insan toplanıp, özgürlükleri için savaştılar. 

Bir de ırkçılığın bize getirdiği tiplemeler vardır. Bu tavır sadece “siyah derililerin” yaşadığı bir sorun değildir. Buna Uzakdoğu’daki “sarı ırk” olarak adlandırılan Asyalılar da maruz kalıyorlar. Ayrıca büyük ihtimalle biz de... Mesela Uzakdoğu’da yaşayan insanların genellikle çok zeki oldukları zannedilir. Bu,  genele vurulamayacak bir kavramdır aslında. Aynı şekilde bizim için de geçerlidir, ilkel bir ülke değiliz. İnsanların dışarıdan gördükleri sadece bu kadar. 

Nedense insanoğlu gerçekleri kendisine göre yorumlar, çevirir ve anlar. Eğer bir şey gerçekse ve inanmak istemiyorsak onu kendimize göre yorumlarız. Tabii ki olayları kendimize göre yorumlamalıyız fakat bu yorum, insanlara zarar verecek duruma gelmemeli. Bizim bu dünyadaki insanlardan bir farkımız yok. Hatta çokça benzerliklerimiz var. Bazılarıyla yaşam tarzlarımız, bazılarıyla görünüşümüz, bazılarıyla düşüncelerimiz benziyor. Fakat bazı bireyler nefret etmeyi ve sevgisizliği sevgiye göre daha kolay buluyorlar. Çünkü bakmıyoruz etrafımıza, oysa sevilecek ve mutlu olunacak ne kadar çok şey var. Bu dünyada kimse ölmeyi hak etmiyor. Kimse hiçbir şey yapmadığı halde değiştiremeyeceği özellikleri yüzünden üzülmeyi hak etmiyor. Sevgisizlik ve anlayışsızlık insanları hasta ediyor. İnsanlar aslında bilmedikleri ve farklı şeylerden korkarlar. Bundan şu sonuca ulaşıyorum:  İnsanlar okumuyorlar. Okumadıkları için sevemiyorlar ve tepki gösteriyorlar. Okumaktan kastım ise bilgi edinmektir. 

Irkçılığa yol açan en önemli etken kibirdir diyebiliriz. Hırsın, bencilliğin, çıkarcılığın kardeşi... Çünkü eğer içimizde kibir varsa kendimizi diğerlerinden üstün görürüz. Böylece kendini toplumdan soyutlayan bireyler ortaya çıkar. Yıllardır ırkçılığa karşı çıkan insanlar bizim diğer insanlardan bir farkımız olmadığını, kimsenin göründüğü gibi olmadığını ve herkesin eşit haklara sahip olmaları gerektiğini savundular. Fakat hâlâ medyada ve toplumda belirli bir kesim dışlanmaktadır. Anadolu’yu konu alırsak eğer, yüzyıllarca insanlar burada din, dil, ırk ayırt etmeksizin beraber yaşıyorlardı. Kimse birbirine karışmıyordu. Çünkü insanlar birbirlerini tanıyorlar ve anlayış gösteriyorlardı. Buradaki asıl değer merhametti aslında. Dünyadaki zulümlerin bir çoğu merhametsizlikten ve kibirden aslında. Ya kibir bizim sonumuzu getirecek ya da biz kibiri bırakacağız. 

Son olarak insanların korku içinde yaşamasına izin vermeyelim. Eğer biz refah içinde böyle yaşayabiliyorsak onlar da yaşamalılar. Onlar, insan yerine konulmayanlar, ırkçı düşüncelerin mağduru veya kurbanı olanlar... Ben eğer okula gidebiliyorsam bir Afrika ülkesindeki çocuk da gidebilmeli. Onun da dünyanın her yerindeki insanlar gibi özgürlükleri olmalı. Genel olarak kimsenin kimseye psikolojik ya da fiziksel olarak zarar verme hakkı yoktur. Bizim özelliklerimiz elbette birbirimizden farklı olacaktır. Ancak önemli olan bu özellikleri kabullenmek ve sevmektir. Eğer hoşgörülü olursak ve diğer insanların bizden görünüş bakımından farklılıklarını kabul edebilirsek mutlu olabiliriz ve barışı sağlayabiliriz. Sevgi her şeyin ilacıdır.