..




“Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.”


Yazar Rumuzu: çiçek4274
Eser Sıra Numarası: 180209eser01



                                                       PUZZLE TAMAMLANIR MI?   
                                            
      İnsan düşünen bir varlıktır. Düşünmenin de zamanı yoktur. Misal  7 yaşlarında bir çocuk büyüyünce nasıl bir süper kahramana bürüneceğini düşünürken az biraz yaşı geçmiş onların tabiri ile hayatta yaşanılacak her  şeyi yaşamış olan insanlar ise bütün olayları zihninde tekrar yaşatır.  Yani hayatları adeta puzzle gibidir. Puzzle parçaları ise iyi ve kötü anılara bol ağlamalı veya bol gülmelere dayanır. Tabi ki puzzelın  bitmesi için bütün parçaların yerine oturması gerekir. Yani her parçayı yerleştirirken o anılar tekrar yaşanılır ve tekrardan her şeyle yüzleşilir. İnsan tam da gençlik yıllarına özlem duyar o an insanoğlu tekrar sorgulamaya başlar. Yani hayatını sil baştan yaşar.

    Her insan bu gençlik yıllarında aklındaki sorular ile yer kapmaca oynar.  Bu zamana kadar aklını kurcalayan bazı sorular oluyor hatta  cevap bulamayıp kendini kandırmaya çalışıyor. Aslında kendini kandırmaktansa aklındaki sorularla yüzleşmek en doğrusu. Misal insanlar neden sever ve aşık olurlar? İnsan aşkı nasıl yaşamalı?  Geri dönüşü olmayan birini neden gelir diye onca zaman beklerler ve buna değerler mi? Bazen insan kendini unutup hayatını her şeyiyle sevdiğine adar. Peki  ya neden ? En çok da anlayamadığımız veyahut da anlamak istemediğimiz sevgisini hak etmeyen birini niçin kendinden çok sever?  Anılar neden bu kadar acımasızdır? Bedeninizde yaralar açan insanların açtıkları yaraya neden aşık olunur?  Neden kırmayı çok severler? Ve sorular insanların aklında yer kapmaca oynamaya başladı bile. Şu gençlik yıllarında insan hep sorularla boğuşur ama mühim olan cevap bulabilmektir.
       
 İnsan tabi ki de sevecektir aşık olacaktır. Çünkü insanoğlunun sevmek, sevilmek doğasında vardır. Hisler karşılıklı olunca bu durum tadından yenmez. Peki ya,  sevginizi  hak etmeyen birine gönlünüzü kaptırmışsanız ve geri dönüşü olmayan birini bekliyorsanız işte o zaman işiniz biraz zor olacaktır .  Ama olsun insan zoru sever  imkansızı  sever, hatta olabilme ihtimalini sever. Öyle zordu ki geri dönüşü olmayan birisini sevmek hem de canından çok  sevmek , bile  bile sevmek. Sürekli emek verirsiniz. Onun sevdiği, yapmaktan keyif aldığı her şeyi keşfedersiniz.  Onun hayalindeki insan olmaya çalışırsınız. Sırf o seviyor , o mutlu oluyor diye siz ,siz olmaktan çıkarsınız.  Hatta kendinizi bile bile kandırırsınız. Onca yol kat edersiniz. Lakin hepsi boştur. İnsan olduğu gibi sevilmeli kimse onu değiştirip seni ancak böyle sevebilirim dememeli. Yani başkalaştırmayıp, ona kendi olmasına izin verip onu o olduğu için sevmeli. Çünkü  insanlar kendilerini olduğu gibi kabul edip sevecek insanlarla daha mutlu olurlar daha değerli hissederler.
     
Hayatta en önemlisi insan hissettiği kadar adım atmalı. Bu adımları atarken de kimseye hesap vermemeli. Kime ne ki ? Sizler sadece hissettiğiniz kadar adım attınız. Hatta hislerinizi doruklarınızda yaşayıp iliklerinize kadar işlemesine izin verin. İnsan bütün duygulardan azar azar da olsa tadıyor tatmalı da. Misal aşkı ,heyecanı ,korkuyu, hüznü vs... Önemli olan bunların sonunda nasıl hissettiğiniz. Hayatın acımasız olduğunu unutmamalısınız.  Bir bakmışsınız sevdiğiniz insanla aynı fotoğraf karesinde bulunuyorsunuz hem de çok mutlu , gülmekten ağzınız kulaklarınıza varmış bir vaziyette.  O anın durması için aklınıza gelen her şeyinizi verebilecek kadar cesurken hayatın acımasız tarafıyla yüzleşiyorsunuz.  Aslında siz bir daha geri dönüşü olmayan biriyle aynı fotoğraf karesinde bulunuyorsunuz.  Bir daha aynı karede böylesine mutlu bir şekilde birlikte olamayacaksınız. Bunu bile bile yine de beklersiniz çünkü çok seviyorsunuz. Bir yerde okumuştum. İnsan aşkı angut  gibi yaşamalı deniliyordu..  Angutlar  ördekgillerden  olup, evcilleştirilebilen bir yaban su kuşudur.  Bu yaban su kuşları, tek eşli olarak yaşarlar ve ölen eşlerinin yanı başında kendileri de ölünceye dek beklerler. Yani bu yaban su kuşları eşlerinin gözlerinden gözlerini ayırmaz, kendi ölümlerine  kadar yas tutarlar.  

      İnsanın bir hayli çokça beklediği kişi hayatına girdiğinde onca bekleyiş ve çektiği tüm acılara değer ve bu durum Tanrı’dan ona gönderilen bir lütuf gibi gelir. İnsana sevmeyi sevdiren ve bu sevgi karşısında en güzel ‘iyikim’ oldun dedirtenler olmalı. Ve en önemlisi de insan aşkı angut gibi yaşamalı.

     Biz böyle dediğimizde insanlara bu argo bir kelime olarak görünmemeli ve algılanmamalı. Böylece puzzle tamamlanır ve aklımızda olan tüm sorularla her eyle yüzleşiriz.                


önceki eser / sonraki eser