..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: cansın0102
Eser Sıra Numarası: 180216eser31



                                                    FARKLILIKLARA KARŞI TOPLUM
            
     Toplum içerisinde hiç kimse hayata aynı pencereden bakmaz, bu nedenle toplumlar aynı canlı bir varlık gibi kendi içlerinde sürekli bir hareketlenme, daha başka bir deyişle, dinamiklik barındırır.  Bu nedenle hayatlarımızın farklı bakış açılarına açık olması gerektiğini, ufkumuz genişledikçe yaşamı daha iyi anlayabileceğimiz söylenir hep bize. Kesinlikle katıldığım fakat bir köşesinde her zaman birkaç soru işaretleri bulundurduğum bir düşünce yapısıdır farklılıklara yaklaşım. Neden farklılıklar ilk etapta hep kötü algılanır? Neden alışma sürecine ihtiyaç duyarız? Bir toplumda görülen bir farklılığa karşı ilk aşamada savunma mekanizması geliştirip kendi bakış açını koruma içgüdüsü neden vardır?
            
     Freud’un yapısal kuramına göre zihinsel faaliyetlerimizin üç enerjik bileşeni vardır. Bunlardan birincisi, onla birlikte doğduğumuz, içgüdüsel ihtiyaçlarımızdan ve dürtülerimizden oluşan id; ikincisi ise, süper egomuzu ve idi dengeleyen, en zor görevi üstlenen ego; üçüncüsü ise, sosyal açılar tarafından uyarılmış vicdanları içeren, kurallar, toplum, ahlak gibi şeylerden etkilenen süper egodur. Süper egomuz çok küçük yaşlarda oluşmaya başlar. Ailemiz ilk başta olmak üzere, çevremiz ve toplumun kendisi süper egonun gelişiminde büyük rol oynar. Bence bizim farklılıklara olan bu içgüdüsel ilk tepkimiz, süper ego ve idin etkilerinin bir yansıması olabilir. Toplumda görülen farklılıklara verilen ilk tepki, yine toplumun en küçük yapı taşı olan aileden başlayarak şekillendirilebilir. Bizi varlığımızı korumaya iten id, toplum tarafından oluşturulan süper ego küçük yaşta farklı şekillendirilirse eminim ki farklılıklara verilen ilk tepki, artık hiçbir kötü enerji içermeyecektir.

 ‘Toplumdaki farklılıklar’ derken, biraz daha anlaşılabilir olmak taraftarıyım. Bu nedenle toplum içinde görülmesi hiç nadir olmayan bir durumdan örnek vereceğim. Bir ilkokul sınıfında tüm erkek çocukları futbol oynuyor, biri hariç. O biri futbol oynamak değil, ip atlamak istiyor. Daha sonra görülüyor ki ip atlamak isteyen çocuk diğerleri tarafından dışlanmış. Bu basit örnekte bile anlatmak istediğim, kafamı kurcalayan şeyleri görebiliyoruz. Bu çocuklara erkeklerin futbol oynamayı sevmek zorunda oldukları dayatılmış daha bu kadar küçük yaşta. Çocukların süper egosunda bu yer edinmiş ve doğal olarak kendileri gibi olmayan birini, kendilerinin olanı korumak içgüdüsüyle negatif dönütler karşısında bırakmışlar. Şüphesiz ki bu çocuklara ‘hoşgörü’ kavramı tanıtılmış, insanlara saygılı olmak gerektiği söylenmiştir ama eksik bir şeyler olduğu kesindir. Eğer bu çocuklar, ip atlamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmeye istek duymak yerine, onunla dalga geçiyorlarsa eksik bir şeylerin yanında düzeltilmesi gerekenler de vardır demektir.

Yetişkinlik döneminde, aklımızı daha dengeli kullanmaya başlıyor ve kararlarımızı bir düşünce süzgecinden geçirdikten sonra alıyoruz. Ancak durum pek değişmiyor. Yine toplumumuzda pek çok görülen bir vakadan bahsedeceğim. Evlilik çağına gelmiş iki insanın ailelerinin farklı bakış açılara sahip olması bir kıyamet ile eş değer görülüyor. Peki neden? Bir ailenin sizden farklı olması, daha tanımadan uykularınızı kaçırıyor bazen. Gülünesi, şaşılası ama bir o kadar yabancısı olmadığımız bir durum. Bizler yine farklılıkları şu kirli çukurdan kurtarıp zihnimizi, daha sonra toplumumuzu beyaz çarşaflar içine seremedik.
             
     Demem o ki, toplumun dinamik yapısı yüzyıllarca hep korunmuş ama bu koruma görevi arasında kaç ruh ezilmiş, toplumda kendi varlığıyla sırf farklılığı yüzünden bir nefer olamamış insanlar vardır kim bilir. Artık bu garip içgüdümüzü, güçlü irademizle yontmalı ve birlikte hiçbir kötü duyguya yer vermeden gerçek ve yıkılmaz, sağlıklı toplum yapısını oluşturmalıyız. Farklılıklar keşfedilmek için vardır, onları asla toprağın altına gömerek saf bir sonuca ulaşamayız.