..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bynhiç7373
Eser Sıra Numarası: 180216eser24



                                                          HER ŞEYİN TEOREMİ

     İnsanlar dünyada nefes almaya başlamakla birlikte ayni zamanda yaşama dair soru sormaya, sorduğu sorulara cevap aramaya da başlamıştır. Felsefenin bilimin doğuşunda da soru sormak yatar. Dünyamız bugünkü konumuna sorduğumuz sorular doğrultusunda yapmış olduğumuz icraatlar sonucunda gelmiştir. İnsanlık için asıl önemli olan ne sorulması gerektiğidir. Doğru soruları doğru cevaplar takip eder. Bilinmeyenlere, sorduğumuz soruların ışığında ulaşabiliriz.

    Yeryüzünün her yerinde sorulacak, cevaplanacak üzerinde düşünülecek milyonlarca soru var, bizler yalnızca çok azına cevap bulabildik günümüze dek. Birçoğumuz sormaktan korktu, bir kısmımız soruların cevaplarından, çok azımız ise soruların peşinden gitmeyi tercih etti. Doğanın kanunu hepimiz için aynı sonu yazsa da dünyada yaşadığımız süre zarfı boyunca, geçireceğimiz hayatın kalitesini belirlemek, hayatı anlamlandırmaya çalışmak bizin elimizdeydi. Mevcut bir düzenin içinde dünyaya gelen insanlar, bana kalırsa dogmatik bilgileri bir yana bırakıp düşünce özgürlüğünü sonuna kadar kullanmalı. İşe ilk olarak kendini sorgulamakla başlamalı mesela. Çevresinde var olan her olayı her canlıyı kuşku ile izlemeli. Sonucunda kendi hakikatine kendi karar vermeli ve hayata gözlerini, aldığı cevapların huzuru içinde kapamalı. 

    Soru sormaya yollarda başladım ben. Beni hayata hazırlayan, insanları dünyayı anlamama sebep olan yollar içinde çözülemeyen esrarengiz sorularla doluydu. Kafamı ne tarafa çevirsem başka bir hikaye başka bir sorun karşılıyordu beni. Şehrin ülkenin dünyanın küçücük bir sokağının önemsiz bir sorunuydu, sorusuydu belki de ama tüm bunlara tanık olmak, içinde yer almak üstümde e bir yük oluşmasına sebep oluyordu. Zaman ilerledikçe yolunu ezberlediğim sokaklardan geçerken başımı ister istemez yere eğer oldum artık elimden bir şey gelmemesi beni sinirlendiriyor, düşündükçe içinden çıkılmaz bir hal alıyordum ve bende çareyi görmemezlikten gelmek de buldum. Lakin biliyordum ki her şey olduğu gibi yerli yerindeydi. 

    Zaman ilerliyordu ve bende büyümeye devam ediyordum. Artık tanık olduklarımı değil görmediğim bilmediğim, merak duyduğum şeyler adına soru sormayı sürdürdüm. Artık sokaklarda başımı yukarıya gökyüzüne çeviriyordum . Gördüğüm ufacık bir kısmı bile beni kendisine hayran bırakmaya yetiyordu. Her baktığımda başka bir edaya bürünüyordu sanki. İçinde ve ardında bilinmeyenlerle doluydu. Yollar giderek tükeniyor, sorduğum soruların bir türlü sonu gelmiyordu, yaşam boyunca devam edecekti biliyordum. 

    Tüm sorularımın temel kaynağını insanlar oluşturuyordu. Belkide zamanımın büyük bir kısmını onları anlayabilmek adına geçirdim. Hala çözememiş olucam ki beni şaşırtmaya devam ediyorlar. Tanık olduğum ilk şey, insanlar özgür bir birey olduklarını yalnızca kuralların dışına çıktıkları vakit hissediyor olmalarıydı. Sanki hayat normal seyrindeyken toplum içinde robotlaşmış, duygusuzlaşmış görünmez bir halde olduklarını, kanunun dışına çıkmaya yeltendiklerinde ise birey olduklarını ve bu dünyada söz sahibi olmaları gerektiğini yalnızca o zaman farkına varıyorlardı. Peki insanlar neden yaşamlarının her saniyesini özgür olduklarının bilinciyle geçirmiyorlardı? Neden bir çoğu kanunları, kendi özgürlüğünün üstünde görüyordu. Ve neden insanlar düşüncelerini özgürce dile getirmekten çekiniyor, kurumlara, şahıslara takılıp kalıyorlardı. Mesela neden insanlar sokaklarda şarkı söyleyip dans edemeyecek kadar korkak ve çekingenlerdi. Utandıkları şey neydi. Kendi ırkından mı çekiniyorlardı. İnsanoğlu yüzyıllarca bu engele takıldı aslında. Bir çok başarılı insanı feda etti. 1+1 e 3 demek her zaman en zor olanıydı. Ve zor olanı seçenler her zaman kazandı. Her ne kadar kaybetmiş gibi gözükseler de bugün birçoğumuz için hala birer kahramanlar. 21.Yy olmamıza karşın hala aklımdan bu sorular geçiyor ve bugünün en çok tartışılan konusu oluyor sa  eğer birçoğumuz bazı şeyleri hala yanlış düşünüyor demektir. Yanlış düşünceler yanlış yaptırımları getiriyor ardında ve tarih yeniden tekerrür ediyor buna müteakiben.
    
 Bugün birçoğumuz belli sebeplerden ötürü dünya haritasına bakma gereği duyuyordur. "Dünya haritası", adı büyük kendi küçücük bir harita sadece. Kimimiz kendi gözünde büyütebilir tabi. Buradaki asıl soru haritaya baktığımız ilk anda ne gördüğümüz? Gözümüzde ne canlandığı? Eminimki dünyanın farklı coğrafyalarındaki apayrı insanlar kendi pencerelerinden bakacaklar haritaya. Ama şuna eminimki dünyanın gündeminden tarihten biraz olsun haberi olan insanların dünya haritasına baktıkları pencere birbirinden hiç de farklı değil. Dünyada gücü elinde tutan, "dünyayı yöneten" (kendilerince) devletler haritada yerlerini belli ederler hemen. Birçoğumuz hayranlıkla bakarken bu yerleşkelere, eminimki büyük bir kısmımız öfke kin nefret besliyordur. 

    Dünya tüm insanlığın öyle değil mi ? Gökyüzü yeryüzü bu güneş yağmur herkes için var. Dünyanın bize sunduğu imkanlardan herkes eşit faydalanmalı, bu herkesin doğuştan sahip olduğu bir hak. Fakat bugün dünya haritasına baktığımızda neden parçalara bölünmüş, zengin fakir ayrımı yapılmış, iyiler ve kötülerin yerleri saptanmış, vede ezen ile ezilenin kendini belli ettiği bir harita cikiyor karşımıza. Dünya tek bir kara parçasıyken böyle şeyler geldi mı başına? Tek sebep kıtaların yer değiştirmesi miydi? Bugün farklı coğrafyalarda yaşamış insanlar neden dünya adına konuşmaktan ziyade kendi aralarındaki farklılıkları dile getiriyorlar. Bu dünya hepimizin değil mi? Peki neden haritada karşımıza kişisel eşyalarımızmış gibi sahiplenici sıfatlar, unvanlar karşılıyor bizi. Bu dünya hepimizin değil mi? Günümüzdeki insanlar neden sahiplenme yarışı içindeler asla sahip olamayacaklar şeyler adına. Bu dünya kimsenin değil mi? 

    Cevabi aranacak bütün sorular insanlarda sanırım. Evreni, kainatı anlamak cevap bulmak günümüzde kolay olan. Benim bütün sorularım insanlık adına. İnsanları anlamamamızdaki temek sebep ise insanoğlunun hiçbir zaman tam anlamıyla kendi olamaması. Nerede yaşarsak yasayalım ne yaparsak yapalım insanlık asla insan gibi davranmıyor olacak. Bizlerin soruları sürekli cevapsız kalacak belki de. Milyonlarca insan kendi soyunu tanımadan hatta en acısı da kendini bile tanımadan ayrılacaklar bu dünyadan.
    Cevabi alınamayacak sorular sormak biz insanların daimi kaderi. 

    Bilim ile ilimin temel farkıda bu sanırım. Sordukları ve cevap aradıkları sorular. Biri insanı sorgularken insanın derinliklerine inmeye çalışırken diğeri evreni bilinmeyenleri görmediklerimize dair sorular sorarlar. Bana sorarsanız kim önde diye. Cevabim 21. Yy bilim olacaktır. Belkide birçoğu kendilerinden kaçtıkları için bilime yönelmişlerdir. Ve bugün kendimizi bilmediğimizden daha çok evreni biliyor tanıyoruz. 

    Tüm bu söylediklerimi belki bazılarına inandırabilirim. Ama asıl mühim olan insanın kendini inandırması. Bu da insanlık adına başka bir soru. Her şeyin teoremi insanda başlar ve insanda biter.