..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: büyü0152
Eser Sıra Numarası: 180217eser36



                                                   TERAZİNİN İKİ KEFESİ

    Kendimi sorguluyorum. Çetele tablosunda en az bir beşlik çıkaran süre boyunca hatıralarıma, sırlarıma, dostlarıma, arkadaşlarıma, raflarda yerini alan önce ince ve resimli sonra kalın kitaplara, halımın desenine hiç çıtını çıkarmadan uyum sağlayan odamdayım. Düşünüyorum. O kadar çok soru var ki cevap bekleyen, gün yüzüne çıkmak isteyen… Biri var ki artık arka plana atılmak istemiyor, zihin ile dil arasındaki o zorlu yolu cesurca tamamlıyor. Falih Rıfkı Atay’ın dürüst tavsiyesini de getiriyor beraberinde: “Zehir kadar acı da olsa, hakikat ilacını içiniz.”. Odama bu sefer uyum sağlayan benim, perdeyi dansa kaldıran esintiye kapılıyorum. Yüzleşme vakti:
Büyüyor muyum?

Salıncağa binsem ayaklarım yere değiyor, annemin kucağına ancak solucan misali şekiller alarak sığabiliyorum. Kahvaltıda çocuk kanallarının açık kalması için ısrar eden ben değilim artık, haberlerde geçen kelimeler de eskisi gibi yabancı gelmiyor kulağıma. Asansörün düğmesine yetişmek büyük bir başarıyken, gündelik hareket ihtiyacımı karşılaması bakımından merdivenleri kullanır oldum bu aralar. Misafirliğe gittiğimizde annemin tatlılarını da ben yerdim, şimdi ise tabağımdaki miktar yetiyor da artıyor.
             
Zamanın gidişatına ayak uydurmak zorunda elim, ayağım. Ama bu tamamıyla büyümek değil. Büyümek, benim sözlüğümde olgunlaşmaktır aynı zamanda. Albüm sayfaları bir numaralı tanıktır bu muhteşem olaya: Yüzleri tanıdık gelenlerin gözleri hala öyle mi bakıyor? Dondurulmuş o anda, bakışlar saf bir mutlulukla mı dolu yoksa cin fikirliliğini sergilermişçesine uyanık? Peki şimdi? Mutlu olan yoruldu mu hayattan, kurnazımız duruldu mu ya da hiç değişmeden mi gelmişler bugüne kadar?  

Büyümek, çift kollu teraziye dayanır fakat eşitlik temel değildir. Her yaş günü çoğalan mum sayısına sorumluluklar, mutluluklar, acılar, tecrübeler, keşfetmek için nice ufuklar eşlik eder. Büyümek zor, bunca yükü kaldırmak da…  Kolaya kaçanlar olur bu yüzden: Taşımak istemezler yenilikleri, kendine yarar sağlayacak değişimleri. Cehalet yapışır yakaya bu sefer fırsattan istifade. Yaş artar, boy uzar ama eksik kalır bazı erdemler. Gerçek büyümeye kapı kapatılır, kilit vurulur. İşte bunların terazisinde sayılar ağır basar, itinayla büyüklük taslanır. İmrenilen ise küçücük bedenlerden taşan gerçek “büyüklük” ve birikimlerini yeşillendirmekten ömür boyu vazgeçmeyen eli öpülesi “büyük”lerimizdir. Bu sefer ağır basan tecrübeler, dürüstlük, yaşanmışlık, insanlık, ağırbaşlılık gibi erdemler olur. Tüm güzellikleri barındırmak, kusursuzluğu elde etmek her yiğidin -özellikle biz bencil insanların- harcı değil elbette. Asıl mühim olan; iyiyle kötüyü ayırt edip iyi olmak için çalışmak, insanlığa katkı sağlamak, tembelliğe kapılıp boş yaşamamaktır.
Büyüyor muyum? 

    Evet! Öğrendiklerimi paylaştığım zaman duyduğum heyecanla, yardım ettikten sonra aldığım teşekkürün inceliğiyle, herhangi bir canlının gözlerindeki parıltının kaynağı olduğumu fark etmemle, özgün eserler üretmenin yüceliğiyle daha da sıkı tutundum hayata. Atalarımızdan emanet aldığımı, keşkelere yer vermeden teslim etmek amacını benimsedim. Ben büyüdüğümü işte bu zaman anladım. Engellere gelirsek, onlar hep bizimle yaşam yolculuğumuzda. Onlar olmasa değer bilir mi insanoğlu?
Büyüyüp adam gibi adam olmak dileğiyle…