..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bulut1881
Eser Sıra Numarası: 180216eser16



                                                                           AĞLAMAK

         Ağlamak nedir, nedendir? Eğer ağlamak diye bir duygu var ise neden güçsüzlük sayılır? İnsanların duygularını gözyaşları ile akıtmalarına neden karşı çıkılmaktadır? İşte ben bunu merak ederek büyüdüm, büyüyorum.     
          
Ağlarız çünkü duygularımız vardır. Bir şeyleri hissedip bunun üzerinde düşünürüz. Hissedince de hatalarımızı buluruz.  Bu bize psikolojik olarak etki ediyor, suçluluk duygusu yüreğimizi delip geçiyor ve bunun üzerine de vücudumuz gözyaşı olarak adlandırılan o haşin salgıyı salgılıyor.
          
Ağlamak ve güçsüzlük yan yana konulabilecek kelimeler asla değildir. Çünkü ağlamak güçsüzlük değil suskunluktur. Ağlarken kimseye açıklayamadığın sırlar, hatıraların, görünmeyen yaraların gözlerinden damlalar halinde akıp gider. Suskun ama güçlü bir biçimde. Ayrıca ağlamak kristal bir anahtardır. Hassas, kırılgan ve başka dünyaların kapılarını ardına kadar açan… Neden mi? Kalbinize dokunun fakat kalp gözünüzle dokunun. Anlamaya anlamlandırmaya çalışın. Kafanızın içini boşaltarak kalbinizi açın benim bu dediklerime. İşte beni ancak ve ancak o şekilde anlayabileceksiniz.
          
Ağlayan birini engellemeyin, dokunmayın ona asla. Belki onun yaşadıklarını hiç yaşamadınız bile. Kalp gözünüz buna hiç açılmadı belki… Ya bir evlat acısıysa? Ya da ölümün karanlık sessizliği ile boğan karanlık dünyalar ise?
          
Ağlarken birinin yanımızda olmasını, birinin yanında olmayı dileriz görünmez meleklerden. Ya bir yârin yanıdır orası ya da bir annenin sıcacık kollarının arası. Bir denizin soğuk suları ya da bir kuşun bilip bilmez ötüp durmaları.
         
Ağlarken koşup kaçmak gelir içinizden bilmediğiniz diyarlara yol almak gelir. Bilhassa sevmediğimiz, bizi üzen, hüzün dolu her şeyi arkada bırakmak gelir.  Mütemadiyen sürüp giden bir akıntıya kapılıp yol alırız hüzün, mutluluk, aşk denizinde boğuluruz. Çünkü bu deniz umut, umutsuzluk, aşk, nefret, hüzün ve mutlulukla doludur. Birbirinin tersi duygular ya acıyı azaltmaya ya da arttırmaya çalışır. Duygular bizim vücut seviyemizi aşar ve yavaşça o serin sularda kayboluruz.
       
 Ağlarken teselliyi sevdiğimiz şarkıların dizelerinde ararız. O dizelerde geziniriz. O dizeler bize bazen ‘’Sen ağlama dayanamam ağlama göz bebeğim sana kıyamam. ‘’ der bazen ise ‘’Ağla kalbim ağla sen ağla kalbim ağla. ‘’ demektedir. Ruh halimize göre yorumlarız bu şarkıları. Ruh hali derken kastettiğim şey duygular tabiî ki de.
         
    Bırakın artık bırakın düşüncelerimizi belirleyen, duygularımızı adlandıran gözyaşlarını karanlık, soğuk, acımasız zindanlara kapatmayı. Bırakın o gözyaşları bir çiçek tohumuna düşsün, o çiçek filizlensin ve dünyanın giderek solan kaftanına yeni bir renk katsın.