..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bulut1350
Eser Sıra Numarası: 180110eser01



                                                  SONBAHAR ERGENLİKLERİ
Sonbahar…
  
Kimine göre yalnızlık, kimine göre hüzün, kimine göreyse huzur…
  
Sokaklar da sonbahar kendisini turuncu rengiyle belli ediyordu. Ağaçların yaprakları yerleri süslemişti. Ağaçlar, yaprakları sırtlarındaki yükler gibi atmışlardı. Ağaçlar da insanlara benzer mi? Bizim gözyaşlarımız gibi onlar da yapraklarını mı döküyorlardı? Biz de kendimize ağır gelen yükleri gözyaşlarıyla azaltmaya çalışırız. Ancak ağaçlar her zaman dimdik ayaktadırlar. Kışın kendisini toparlar, yaz aylarında ise etrafı huzurlu yeşillerle doldurur. İnsanlar da böyle değil midir? Belirli bir dönemden geçer ve o dönemi atlattıktan sonra normale döner. Olur ya kendimizi bitiş noktasında hissederiz, işte o zaman, her şeyi bırakıp ağaçlara bakmalıyız. Onu o ayakta duran sağlam gövdesine bakıp destek almalıyız.

Ağaçlar aslında bize her sonun yeni bir başlangıç olduğunun en büyük kanıtıdır. Ancak bu sonbahar-da daha belirgin olur. Çünkü sonbaharın kasveti içine çeker insanı…
Sonbaharı zor kılan diğer dönem ise ergenliktir. Ergenseniz eğer bir sürü tavsiyeye maruz kalırsınız. Tavsiyelerin çoğu iyiliğimiz içindir ancak biz bunları dinlemek istemeyiz. Çünkü yetişkinlerin bize dediği ‘’Bizim zamanımızda...’’ diye başlayan cümleler bize saçma gelir. Bunun sorumlusu “zaman”. Çünkü zaman ilerledikçe her şey değişir. En basitinden insanların karakterleri de değişiyor. Bugün tanıdığınız kişi, yarın bir başkası… İnsanların düşünceleri, çevresi, eğitimi zamanla değişiyor.
 Günümüzde okuyup iyi bir yerlere gelmezsek ileride işe yaramaz kişiler olarak çöpe atılacağız. Biz ergenleri en çok bunaltan da bu. Eskiden herkes meslek sahibi oluyormuş bu kadar zor eğitim durumu yokmuş. Evet, o zamanlar maddi sıkıntılar varmış ancak şimdi her şey sıkıntı… Biz bu yükle eziliyoruz!
  
Büyüklerimiz bize telefonla çok oynadığımızı söylüyor ancak düşünmüyorlar. Bizi bu hale getirenler kendileri… Bir öğrenci olan ergen birey eline en çok telefonu sonbaharda alır. Bunun nedeni ise yaz aylarında kendi arkadaşlarıyla aktivite yapabilmesi ancak sonbaharda dışarı çıkmak zorlaşıyor. Balkona çıkmak da boğuyor. Bizi boğan şey beton yığınları… Hava almak istiyoruz.  Büyüklerimizin bize emanet ettiği kirli dünyayla karşılaşıyoruz. Bu da bizi telefonlara, televizyonlara bağlıyor. Ergenliği zor kılan aslında büyüklerimiz!

 Ergen bir insan dışarı çıktığı zaman en geç hava kararmaya başladığında evde olmalıdır. Dışarısı güvenli değil, dışarısı huzurlu değil! Hava karardıktan sonra dışarıda başına her şey gelebilir. Gerçi artık gündüzleri bile tehlikeli… Büyüklerimiz bizlere, zamanımızın çok rahat olduğunu, her şeyin elimizin altında olduğunu söylüyor. Ancak hiç de öyle değil. Evet, her şey elimizin altında ama bizim olmayan, yaşayamadığımız çocukluklarımız var. Ben de eski zamanlarda yaşamak isterdim. Eskiden güven, huzur, ferahlık varmış. İnsanlar komşularına güveniyor, herkes birbirini tanıyor ve koruyormuş. Bizim zamanımızda komşuluk bile yok. İnsanlar kimseye güvenemiyor. Peki, bunların sorumlusu hâlâ  her şeyden habersiz gözlerini kirli dünyaya açan biz ergenlerde mi?  Bence tüm suç bize bu kötü dünyada yaşamaya mahkum bırakan büyüklerde…