..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: boşluk2733
Eser Sıra Numarası: 180212eser04



                                          Bazı Normlar ve Bunlarla İlgili Sorularım

    Merak… Her insanoğlunun yegane yenemediği duygusu. Herkes merak eder, sorar ve öğrenmek ister ancak kimisi anlamsız bulur kimisi ise mantıklı, benim de hep bu tarz sorular takılmıştır aklıma. Hep öğrenmek istemişimdir insanlar neden aşk yerine onları sömürecek ve kullanacak olan birkaç banka hanesine bu kadar önem verir, neden kendilerini kısıtlayacak inançlara sahip olup kendilerini sınırlandırır, bilgi ve zeka yerine iki haneli bir kağıt sonucuna bakarlar, onlara ihtiyaçları olabilecek her şeyi verebilecek olan bir aşk yerine anlamsız bir doksan altmış doksana ilgi duyarlar, sorularının cevapları bariz bir şekilde varken neden bunlara isyan eden insan yoktur?

Aşk… Her insanın hayatında en azından bir kez tatması gereken bir duygudur. Yunan filozof bir sözünde şöyle der: ‘’ Güzel yaşam ancak aşk ile sağlanır.’’, ne güzel değil midir bu söz? Plato bize hayattaki en önemli duyguyu böyle anlatmıştır, peki sizce Napolyon aşkı nasıl tanımlamıştır: ‘’Aşk işsiz güçsüz adamların işidir.’’. Görüyorsunuz ‘’Para, para, para’’ diyen bir zihniyetin kurmuş olduğu cümleyi. Hayatta üniversiteden mezun olunca size iki şık sunuluyor: Kıçınızı yırtana kadar çalışıp altmış beş yaşına kadar hiçbir anlamı olmayan bir meslekte yükseleceksin, karşılığında banka hesabında başında bir olan bir sürü sıfır göreceksin ya da düşük bir ihtimal de olsa sana dünyadaki en güzel hissi ve zevki verecek bir sevgili bulacaksın, normal bir hayatın olacak ama her düştüğünde seni kaldırıp bu hayat denen savaşta sana yandaşlık edecek bir dostun, bir aşığın olacak. İşte sorun da burada başlıyor. Küçük yaştan çocukların beynini yıkayıp aşkı değil parayı seçmelerini istiyor bu sistem, peki neden? Zenginleri daha da zengin etmek için maalesef ki. Peki, sorarım size siz hangisini seçtiniz: mutluluğu mu köleliği mi?

Ya da başka bir sorum: Neden kısıtlamalar, neden ilahi kısıtlamalar! Ben büyürken etrafımda çok fazla inançlı insan vardı ve onlara hep hayret duymuşumdur. Nasıl bir insan kendini kısıtlayabilecek bir şeye inanabilir, kendi haklarını elinden alan, seni değersiz hissettiren ve doğanı yozlaştıran…  Aslından işler çok basit: ‘’düşünme, itaat et’’. Size bu sözü söyleyince muhtemelen aklınıza bu üç şeyden birini getirdiniz: faşizm, askeriye veya pornografi. Bu sözü açarsak elimize şu sonuç gelmekte: Z zeka denilen inansın beşinci seviye (normalde insanlar ekosistemde ikinci seviye avcılardandır, istavrit ve pelikanla aynı) (Skala birden beşe ilerlemektedir, birinci seviye bitkiler, beşinci seviye ise öldürmekte ustalaşmış hayvanlardır.) bir avcı olmasını sağlayan yegane özelliğidir. Sistem ise ona ihtiyacın olmayacak: itaat etmek varken, biz senin adına düşünürken neden sen düşünesin ki, neden uğraşasın ki zekayla demekte. Evet soruyorum size neden uğraşalım ki?

Bunun gibi aklımda çok soru var ama bence çoğundan daha önemlisi neden bir çocuğun hayatını birkaç anlamsız sayı kombinasyonuna bağlıyoruz? Albert Einstein dört yaşına kadar konuşamamış, notları ortalamanın altındaymış ama hepiniz onun adını ezbere biliyorsunuz. Eğer bu dahi notları ile kısıtlanmış olsaydı patent bürosunda hayatını harcayacaktı. Einstein başarıya ulaşabilmiş az insandan biri, peki onun gibi olmuş olan ve başarıya ulaşamamış onlarca çocuk, onlara ne oldu dersiniz? Ben sizi düşünme uğraşından kurtarayım: harcandılar! Evet, doğru okudunuz; harcandılar! Onlarca pırlanta gibi insanı kömür haline çevirmeyi başardınız, en azından çevirmede bir şekilde katkıda bulundunuz. Ne dersiniz artık insanları sayı değeri değil de kişi olarak kabul etmeye?

Çok merak etmiş olduğum bir diğer soru: Aşk yerine neden doksan altmış doksan? Maalesef ataerkil bir toplumda yaşıyoruz(bence iki taraf da eşittir) ve bundan dolayı erkeklerin sözü kadınlarınkinden daha geçerli. İlişkide ilk hareketi erkek yapar buna bir örnek olabilir doğru bakış açısıyla. Durum bu olunca erkek seçme hakkına sahip olmakta, kadının aksine. Bir gün dışarıya çıkın sokakta yürüyün, gördüğünüz her insana hafifçene bakın, kaç erkek üçken vücuda ve güzel bir sakala sahip, kaç kadın sarışın ve doksan altmış doksan… Bu sorunun cevabını da size ben vereyim: neredeyse hiç! Peki madem durum böyle ve neredeyse her erkek doksan altmış doksan, sarışın, sadık, dürüst, zengin, ahlaklı, muhabbeti iyi… Birini istemekte? Bunu dürüst bir ergen olarak yazıyorum: Neden? Aşk denilen şey somut bir kavram değildir ama maalesef ki toplum ve insanlar bunu somutlaştırmakta bu kadar kararlı ve ısrarcı. Bu durum aşk denilen o muhteşem duyguyu plastikleştirmekte. Ama bu durum ile ilgili asıl sorum şu: Şu anda organik hayata dönüş en popüler ‘’trendlerden’’ biri iken aşkın inorganikleşmesi nasıl bir ‘’trend’’ olabiliyor?

Neden kimse isyan etmiyor, neden kimse normları yıkmıyor, neden insanlar özgürlüklerini yeniden kazanmaya çalışmıyor: işte benim asıl sorum bu.