..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bkmaksu2151
Eser Sıra Numarası: 180217eser24



                                        KAPALI ALGILAR YANLIŞ HÜKÜMLER

      İnsanoğlu yaratılışı gereğince kendinden büyük bir güce itaat etmeye sıcak gözle bakmıştır. Bu itaati, açıklayamadığı durumlarda bir kaçamak olarak kullanabilmiş; hatta itaat ettiği bu güç, bu olgu üzerinden sömürüler yapmıştır. İnsanlık varlığını sürdürdükçe “açıklanabilirler kümesi” büyümüş ve söz konusu kaçamağı kullanmayı olabildiğince geciktirmeyi başarmıştır. Konuyu somutlaştırmak gerekirse bu geciktirme işlemini bilim insanları, itaat işini ise mutlak bir yaratıcının varlığına inananlar yapmıştır. Peki ama neden? İvmelenerek devam eden keşif süreci, günümüzde hissayatını olabildiğince geçerli kılmıştır fakat insanlar hâlâ yaratıcı konseptine kendilerini yoğun olarak bağlayıp öğrenme sürecini de dolaylı yoldan kapatmaktadırlar. Seçim özgürlüğü olan bir yer olarak nitelendirsek de dünyamız “sözde” birçok olaya tanıklık etmektedir. Bu yüzden sözü geçen iki kitle kanlı bıçaklı kavgalıdır. Benim kafamı kurcalayan sorun ise, nasıl olur da yaratılış, yedi milyarı aşkın bir popülasyonu birbirine düşürecek kadar büyük bir kavgaya sebep olmuştur?

Din olgusu çok eskilere dayanmaktadır; bunu tarih bilimine dayanarak söylemekteyiz. Pozitif bilimler ise insanlığın, yani homo sapiens’in evrilişine dayanmaktadır. İnce taşın kestiğini anlamak ve anlatmak için bir elçiye ihtiyaç yoktur fakat insanları “doğru” varlığa itaat ettirmek için bir elçiye ihtiyaç duyulmuştur. Din olgusunu yaygın kılan durum ise elçilerin gönderiliş zamanının insanların bir duygusal buhran ve arayış dönemiyle çakışmasıdır. Bilimin yayılmasını engelleyen şey ise onun zor olması, anlamak zorluk barındırmakta, çalışma ve kararlılığın hat safhada olması gerekmektedir. Ancak dinde ise “itaat et rahat et” politikası hakimdir ki bu yapılması hiç de zor bir eylem değildir. Bu iki olay başlangıç kısmında birbirleri ile çelişiyor gibi görünmekte fakat ikisi de birbirinin eksikliğinde yavan kalmaktadır. Bu sık görülen bir eksiklikten kaynaklanmaktadır: karşı tarafı anlamamak. Sözlü tartışmada dinlenilmez, yazılı kaynaklar saçmadır, görsel kanıtlar yetersizdir ve karşı taraf diğerini anlamak için çok sığdır(!). İki tarafta doğrulara sahiptir ve bunlar gelir geçer değil, gerçek doğrulardır bu yüzdendir ki hakikat iki tarafı da anlamanın altındadır.

Uzayda gözlemlenilen yerçekimsel anomalileri açıklamak için bir teori ortaya atıldı, kara madde teorisi. Evrendeki en saf en etkili enerjiye sahip olduğu iddia edildi fakat bir açığı vardı, madde orada tam olarak da değildi. Işıkla etkileşime girmeyen karanlık madde varlığı kanıtlayamayan bir teori olarak varlığını sürdürmektedir. Tarihsel süreçte bilim değişti, evrildi ve gelişti. Şimdi her yeni bilgimizde yeni bir bilinmeyen çıkmaktadır fakat eskiden her yeni bilgide yeni bin bilinmeyen çıkmaktaydı. Bilim, insanlığı yüzlerce adım ileriye taşımış ve insanların en güçlü yapısını, beyinlerini en etkili şekilde kullanmasını sağlamıştır. 17. yüzyılda analizin temel teoreminin ortaya atılmasıyla artık dünyadaki her şeyin matematik açıklamasının yapılabileceğine inanılmıştır. Bu peşin hüküm ilk darbesini sonrasındaki yüzyıllarda gelen savaşlar ve siyasî kavgalar ile yemiştir. İkinci darbe ise günümüze yaklaşıldıkça bilimin devamlı genişleyeceği gerçeğiyle insanların yüzleşmesiyle gelmiştir. Sonrasında bilim kendi açığını kendi bulmuştur. 21. yüzyılda Hubble uzay teleskobunun çektiği görüntüler, kocaman bir evreni bir okyanus olarak düşünürsek insanlığın okyanusun tabanındaki bir kum zerreciğinden haberdar olduğunu kanıtlamıştır. İşte bu bilinmeyen boşluğu kapatmak için yaratıcının varlığını, körü körüne inkâr etmek kimseye bir şey kazandırmamıştır.

6. yüzyılda son “kutsal” din ortaya çıktı, çıkışı hakkında hikâyeler anlatıldı ve insanlığa ilham vermesi gerektiği düşünüldü. Bazıları bu hikâyelerden nasibini aldı ve ders çıkarttı fakat bazıları ise gözlerini bağlayıp hikayeleri amaçları dışında kullandı, fakat ironik kısım şuydu ki din fikir özgürlüğünü savunmaktaydı. Bazı ülkeler fikir özgürlüğünü yasakladı okumayı, araştırmayı yasakladı ve yaratıcya ve devlet başkanlarına itaatin en hakiki mürşit olduğunu insanlara zorla kabul ettirdi. Şüphesiz ki bu ülkelerin gelişmişlik sırasının en altında bulunamaları tesadüf değildir. Dinlerin hepsi araştırmayı önerir, doğruluğu ve iyiliği öncelik kılar fakat bu gün dindarların ne kadarı bilim öğrenir? Ne kadarı mutlak doğru ve iyidir? Kendini kitleye verip aidiyet yoksunluğundan korkan insanlar ideoloji yansıtımında başarısız olurlar. Gözlerini kapatıp dinlememezlik yapanlardır asıl sığ düşünenlerdir, kendini açan çok yönlü insanlar hep göz önünde olmuştur fakat yakın gelecekte onlar en hakiki kitle olacaklardır. Dinin açıkları vardır, bilimin de açıları vardır fakat din ve bilim asla zıt olmamışlardır. Birbirlerinin açıklarını tanımlayan iki vazgeçilmez olgu olmuşlardır. Bunu fark edememek… İşte bu yedi milyarlık bir popülasyonu birbirine düşürmektedir.

İnsanın en saf hâli “çocuk”tur. Sosyal medyadaki siyahî bir çocuğa sevgiyle sarılan başka bir çocuk hakkında bir video gündemi uzun bir süre meşgul etti. Peki yetişkin bir bireyin bilgi birikimine sahip olmayan genç canlılar, nasıl olur da sosyokültürel bir kriz hâline gelmesine ramak kalmış bir kargaşayı çözmek için yapılması gereken hareketi yaparak insanlara örnek olabiliyor? Çocukların çoğu şeyi bilmediği ortada fakat sorun bilgi birikimi değildir; çünkü bilge insanlar saygılıdırlar. Sorun yanlış algıda seçicilik anlayışı  ve insanların kalitesiz değer yargılarıdır. Dindar insanlar doğru konuşabilirler, bilim insanları doğru konuşabilirler fakat algıda seçicilik kavramının yanlış olması, algının kapanmasına ve seçicilikten fikir akışının engellenmesine neden olur. Ayrıca insanlar başka fikirlere hiç değer vermezken kendi fikirlerini en üst seviyede tutmaktadırlar. Bu yüzdendir ki ben anlayamıyorum; herkesin fikirlerinin çok özel kabul edilmesi gerektiğini, paylaşımın ve iyi insan olmanın asıl gerçek olduğunu, koca insanlığın nasıl kavrayamadığını anlayamıyorum. İşte bu benim gerçekten kafamı kurcalıyor.