..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: birnokta2507
Eser Sıra Numarası: 180217eser20



                                                                     NEDEN  YAPIYORUZ?

  İnsan evladı dünyaya büyük bir merak duygusuyla gelir.  Bu öyle büyük bir hissiyattır ki varlığının farkına vardıktan sonra soru sormaya başlar. Lakin küçük meraklı bir minikken başlayan bu sorular bireyin ergenlikte kendine yönelmesiyle birlikte kendine daha çok yönelmesiyle birlikte yerini ilgiye bırakır. Birey artık dünyayı merak etmez, bir düşüncesi vardır ve bunu çevreye kabul ettirmeye çalışır.

  Ancak bu durum her zaman için geçerli değildir. Bazı zamanlar vardır ki insan kendisiyle baş başa kalır. O zaman soru sormaya başlar kendine ve cevap arar. Ama bu cevap arama küçükken olduğu gibi rahat ve sorunsuz değildir. Küçükken sorduğumuz soruların cevapları bizde değildir, dışardadır ancak gençken durum biraz daha farklıdır, insan kendine –içine-yönelir ve cevap arar. Elde ettiğimiz bu cevaplar genelde can sıkıcıdır ama gerçekçidir. Yalan söylemez, geçiştirmez, kandırmaz… Gerçeği söyler. Saf gerçeği… Bu gerçek bizi olmamız gereken noktaya götürür: Sorgulamaya!

  Sorgulamak, insan evladının bir ihtiyacıdır. Bu sebeptendir ki sorunlarını çözmede genellikle yöntem olarak onu kullanır. Sorunların küçük ya da büyük olması bunu değiştirmez. Aklına takılan her soruyu bu yöntemle çözer. 

   Soru, insanın engellerini yavaş yavaş ortadan kaldırır. Hayatta kalabilmesi için gerekli bilgiyi ona sağlar. Bu bilgiler, insan için yeni bir cevaptır ve bu cevabın arkasında yeni sorular vardır. İnsan cevabın arkasındaki soruları kendine sorar böylece yeni sorularla karşılaşır, bu bir döngüdür ve bu döngüden anladığımız şey; cevabı her bulduğumuzu sandığımızda yeni sorularla karşılaşacağımızdır.  Böylece sorgulama asla bitmez.  İnsan kendine soru sormaya devam eder.  

     Ancak bazı sorular vardır ki amacı bilgi edinmek değildir. Bu sorular genelde kişi yalnız başına kaldığınızda ortaya çıkar. Yaşlılık bu tür soruların çıkması için uygun bir ortamdır. Fakat genç olmamız bu tür soruların ortaya çıkmasına engel değildir. Bu sorular genelde gencin hayatını sorgulamasıyla başlar. Bu sorgulama derin bir düşünceye ve yeni cevap arayışlara bırakır kendini. Bu cevap arayışlar gittikçe büyür ve ilhama zemin hazırlar. İlham, yaratıcı ortamda sanata dönüşür: Resim, müzik, heykel, edebiyat…

   İşte şu an yine bir sorgulayış içindeyiz. Bu sorgulama yine yaratıcı ortam yaratmış ve ben kendime yeni sorular soruyorum: Yaşıyor muyum?  Nefes almam yaşadığım anlamına mı geliyor? Benim edindiğim bilgiler gerçekten beni kurtarıyor mu? Bilmiyorum. Her cevap buluşumda yeni sorular ile karşılaşıyorum. Diyorum ki: “Tamam işte. Bu sebeple yaşıyorsun. Böyle bir amacın var senin. Sen bunun için yaratılmışsın.” Sonra yeni bir soru çıkıyor karşıma: Neden?   Bir amaca neden ihtiyacım var? İnsan amaçsız yaşayamaz mı? Sevgi yaşam gücü değil mi? Hayır. Belki de nefret için yaşıyordur insan. Çıkar doğrultusunda seviyordur. Tüm hissettiğimiz duygular sentetiktir. Yaşamda kalabilmek için hissediyoruzdur. Bu duygular olmazsa yaşam da olmaz belki… Zaten hayatta kalabilmek için tüm bu oyunları oynamıyor muyuz? Başımıza bir iş gelmesin diye susmuyor muyuz? Yeni başlangıçları hep kendimiz için istemiyor muyuz?  Tıkamıyor muyuz kulakları? Kulaklıkları takıp müzik dinlemiyor muyuz çığlık duymamak için? Arkamıza bakmadan yürümüyor muyuz? Yaşamda kalabilmek bu kadar mı önemli bizim için?

       Evet, evet önemli! O yüzden yapıyoruz her şeyi… Sorgulamayı, sevmeyi, nefret etmeyi, susmayı ve oyun oynamayı…