..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: bilgin2005
Eser Sıra Numarası: 180213eser09



                                                       ADALET VE ÖZGÜRLÜK

      İnsanoğlunun ilk nefesinden bu yana gelişiminin ve ilerlemesinin temelinde öğrenme arzusu merak ve yaşamı kolaylaştırma ihtiyacı yatar ve bu temel sorgulamayı gerektirir ki sorgulama yeryüzünün en onurlu duruşudur. Taassubu reddederek sorgulamak en doğruyu ve ideali aramak. Tabiatımızda var olan sorgulama güdüsü Köroğlu’nun Bolu Beyi’ne, Baba İshak’ın Gıyasettin’e, Şeyh Bedrettin’in Mehmet Çelebiye, İbrahim‘in Nemrut’a, Musa’nın Firavun’a başkaldırısını doğurdu. Sosyal alanda beraberinde kimi zaman nice acılar; kimi zaman kümülatif birikimlerin oluşumuna katkı sağlayarak –başta hukuk olmak üzere- sosyal bilimlerdeki gelişimleri sağlayarak sevinçler yaşattı. İmmanuel Kant’ın 18.yyda beyaz bir noktaya bakıp bir galaksinin merkezi olabileceğini düşünebilmesi sorgulamanın eseridir. Sorgulama ve düşünme eylemi doğumdan ölüme kadar bizimle beraberdir ancak ülkemiz imkân ve şartlarında kişiliğin oturması sürecine denk gelen lise ve üniversite dönemi gerek yeterli vaktin bulunması gerek zihinde bu eyleme lazım olan dinçliğin var olması bakımından sorgulama ve düşünmenin en verimli dönemidir. Aynı zamanda zihinsel çekişmenin ve kırılmaların yaşandığı dönemdir. Âcizane bu bahis benim için de –bir lise öğrencisi olarak- bundan farklı değil. Zihnimin pek uğrak olmayan köşelerini dahi sıkça uğraştıran ve yoran sorgulamalardan biri; temel hakkım olduğunu düşündüğüm “özgürlük” ve toplumsal yaşamın en temel gereksinimi olan “adalet” kavramlarının ilişkisi; “Adaletin etki alanı özgürlük alanımızı daraltır mı?”

      Bu soruyu sorarken insanlığın birikimlerinin yani düşünceleriyle bizleri aydınlatanların kalemlerine yer vermemek olmaz. Bu konuya dair Edmund Burke “Her ne zaman özgürlük ve adalet arasında bir ayrım yapılsa, her ikisinin de güvende olmadığını düşünürüm”, Konfüçyüs “Bir ülkede adaletsizliğin varlığı kişilerin başına buyruk davranışlarından anlaşılır” der. Burke adaletin ve özgürlüğün birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söylerken, Konfiçyus günümüz özgürlük tanımını adaletsizlik bulgusu olarak kabul ediyor. Voltaire ise Burke’den de ileri giderek “Özgürlük adaletten başka bir şey değildir” cümlesini dünyanın sosyal bilimler mantığına kazandırıyor. Bana sorarsanız hem özgürlük hem adalet toplumun ihtiyaçlarına, acılarına kısacası kritik noktalarına temas etmesi bakımından kitleleri hareketlendirebilen, dinamik kavramlar. Tabii olarak sosyal kavramlar olmaları net tanımlar yapılmasını engeller. Bugüne kadar hiçbir ideolojik veya teolojik yapı kitlenin bu temel ilkelerine başkaldıramadı. Adalet ve özgürlük birbirinden ayrı düşünülemez varsayıldı, ikisinin de olumlu çağrışımlar uyandırması tercih yapmamıza engel mi sizce? Mesela Galileo’nun dünyanın yuvarlak olduğunu söylemesi -mevzubahis söylediğinin doğru ve ya yanlış olması değil- bırakın özgürlüğünü yaşam hakkını dahi kaybetmesine yol açtı. Peki, bu duruma Voltaire’ın “söylediklerini onaylamıyorum fakat ölümüne de olsa konuşma hakkını savunacağım” sözlerinden başka ne tepki verilebilir. Acı olan ise Galileo’nun adalet kisvesi altında can vermiş olması ve Sokrates’in, Hallac-ı Mansur’un, Fransız kimyacı Lavoisier’in, Adnan Menderes’in ve daha nicesinin kanlarının adalete sürdüğü leke,  ‘Adaletin etki alanı özgürlük alanımızı daraltır mı? ‘ sorusunun en sade cevabıdır. İşte burada kendime sorduğum soru şu ‘Özgürlük mü, Adalet mi?’ açıklamalar ve gerçekçi olmayan kitap cümlelerinden çıkarak vicdani ve ideal bir cevap veriyorum kendime. Adalet terazisinin tarih penceresinde dönem dönem şaşmış olmasına, bunun tekrarlanması ihtimaline rağmen Adaletin özgürlük için gerekliliği beynelmilel bir gerçektir. Özgürlük adalet dairesinden şaşmamalı. Ancak Adalet güvenilir ve vicdani olmalı –mutlak ve kati adaletin tam anlamıyla sağlanamayacağı bilinse de- bu durumda adalet özgürlüklerin en temel güvencesi durumuna gelir. Bu; adaletin özgürlük denilerek aşırılıklara ve zararla sonuçlanabilecek kararlara yer vermesi anlamına gelmiyor elbette çünkü özgürlük adil değilse zulümdür. Adalet özgürlüğü temin edebilmek için vardır. Özgürlüğün tohumu adalettir. 

      Bu vatanda adalet ve özgürlüğün cefasını çeken, adalet ve özgürlük için her kavgada bedel verenlere; bununla da kalmayıp kimi zaman şaşmış adalet terazilerinin zulmüne uğrayanlara, hak ettikleri değeri verebilmek ancak insanların, genç kuşakların, çocukların, gelecek kuşakların ellerindedir.

      Adalet ve özgürlük ellerimizde, Atilla İlhan’ın tasvirini yaptığı gibi ‘İnsan olmanın bütün komplekslerini yenmiş, günü dipdiri yakalayan, hayatın anlamını çözmüş bir bilge insan; bir yol gösterici…’ Yarınlar adil bir dünya için özgürlüğünden vazgeçmeye hazır gençlerin ellerinde yükselecek!