..




Genç yaşınızda aklınıza takılan, kendi kendinize cevap aradığınız özgün soruyu ya da soruları nedenleriyle birlikte yazınız.


Yazar Rumuzu: beril0606
Eser Sıra Numarası: 180216eser48



                                       İNSAN NEDEN DOYUMSUZ BİR CANLIDIR
      
          Tolstoy'a “nasıl mutlu oluruz?” diye sorduklarında Tolstoy, “Sahip olduğumuz şeylere sevinerek, sahip olmadıklarımıza ise üzülmeyerek” cevabını vermiş. Oysa biz, mutluluğu sahip olduklarımızın daha fazlasını ve hep daha fazlasını istemek olarak algılamaz mıyız? İşte tam da bundan dolayı mutlu olamıyoruz.  Her seferinde her şeyin daha fazlasını isteriz. Hep daha çok şeye sahip olmayı istemek ve olanaksızlıklar içinde bu şeyleri arzulamak elbette mutsuz eder insanı. Aslında doyumsuzluktan bahsetmiyorum. Mutsuzluğun en büyük sebebi “Etrafındaki her şey sana göre kurgulanmıştır” düşüncesini beynimize kazıyan ve bizi bencilleştiren “toplum” değil midir? Bizi belli başlı ahlak ve kurallar algısı içine sokup bu cenderede sürekli dönmemize neden olan baskıcı, ayrıştırıcı ve tekdüze yaşamamızı isteyen insanlar değil midir doyumsuzluğa iten?

Aslında insan doymayı unuttuğu için doyumsuzlaştı. Oysa insan elindeki ve çevresindekilerle var olan, onlarla yaşamayı bilen ve mutlu olabilen bir varlıktır.Örneğin göçerler, kıl çadırlarında, plazada yaşayanlardan daha mutludurlar. Onlar doyumsuz değildirler. Kızılırmak’ta balık tutan on yaşındaki çocuk neyin doyumsuzluğunu yaşayabilir? Sabah kalktığında buz gibi keçi sütüyle kahvaltı yapan kekik kokusu içinde zeytinyağına ekmeğini banan bir yörük neyin doyumsuzluğunu yaşar ki? İnsanları doyumsuzluğa iten en büyük sebep kentleşme(!) olsa gerek. Onsuz olmaz fakat onunla da çok iyi gitmiyor hayat aslında. Son yıllarda çıta o kadar yükseltildi ki, insanlarda ego patlaması, kişilik bozuklukları, kaygılı yaşamlar oluştu. Para hırsı, daha lüks yaşamlar, daha güzel arabalar daha daha... Durmadan tüketip soluklanmadan yiyoruz! Elbette mutlu olmamız beklenemez... Hayata bakış tarzı her geçen gün değişiyor ve olumsuz gelişiyor. Bu olumsuzluklar zinciri, insanlara kolay yoldan para kazanma çabası, haksız kazanç, rüşvet gibi insanlığa yakışmayan, sanayi devriminden sonra insanın daha da abartılı hale gelen niteliği su yüzüne çıkıyor. İçinde bulunduğu şartlar ile yetinmeyen bir toplum açığa çıkıyor. Teknolojik aletler bunu olabildiğince körüklüyor. Tüm parası ile son model bir telefon alan kişi, altı ay sonra yenisi çıktığında büyük mutlulukla aldığı telefondan nefret eder hale geliyor. Gün boyunca yazılı ve görsel basında (yine teknolojik aletler aracılığıyla) bu aletler büyük puntolarla ve saatler süren reklamlarla karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla “Benim neden ondan olmasın?” kaygısı başlıyor. Ve işte ebedi mutsuzluğun sırrı olan “doyumsuzluk” ortaya çıkıyor.

     Ortada çözülmesi gereken bir sorun var. İnsan sosyal bir varlıktır, bu statüde insan, beynini, algılarını ve duyularını doğru yönde kullanabilirse ve bunu çevresine empoze edebilirse sorun ortadan kalkmış olacaktır. Bu uzun bir süreçtir. Fakat aşılması mümkün olmayan bir sorun değildir. Sonraki zamanları, yeniden başlamak için boş bir sayfa olarak görmeliyiz. O boşluğu ne ile dolduracağımız, yarın ne olacağımızı belirler.